Cüneyt Şaşmaz
Thucydides Tuzağı?!
Thucydides Tuzağı’nda Türkiye’nin Büyük Fırsatı ve/veya Kalkınma Yolu’nda Ticaret mi, Enerji mi, Çin’le Onurlu Pragmatizm!
...
Dün bugün'ün gölgesinde.
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi, bugün jeopolitik fırtınalar arasında Türkiye’ye yol gösterici olmalıdır.
Coğrafya kaderdir, fakat akıllı diplomasi ve stratejik irade ile bu kaderi lehimize çevirebiliriz.
Atatürk’ün vizyonuyla bir coğrafyanın kaderini değiştiren millet, bugün de aynı ruhla hareket etmelidir.
Dünya, ABD-Çin rekabetinin gölgesinde Thucydides Tuzağı’nın eşiğinde.
Demem o ki:
Harvard’lı Graham Allison’ın tarihsel analizi hâlâ geçerli:
Yükselen güçle mevcut hegemon arasındaki 16 vakadan 12’si savaşa evrilmiş.
İran’a açılan savaş, Venezuela operasyonu, Rusya’ya yaptırımlar…
Demem şu ki:
Hepsi aynı resmin parçası.
Çin’in enerji, üretim, yapay zekâ patentleri ve elektrikli araçlardaki ezici üstünlüğü karşısında ABD, tedarik zincirlerini kesiyor, enerji hatlarını vuruyor.
Tayvan ise nihai cephe.
Nüans?!
Bu kaos, orta güçler için hem risk hem de tarihî fırsat demek.
Netice:
Türkiye, coğrafyasının tam merkezinde duruyor:
Boğazlar, Orta Doğu geçişi, Karadeniz-Kafkasya-Ege üçgeni…
Ne tam ABD’nin uydusu ne Çin’in müttefiki olabiliriz.
Demem o deme değil şu deme:
Tek akılcı yol; pragmatik denge ve stratejik özerklik.
Kalkınma Yolu, Irak’ın Basra’daki Grand Faw Limanı’nı Ovaköy sınır kapısı üzerinden Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya bağlayan 1.200 kilometrelik karayolu + demiryolu koridoru.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun Mart 2026 açıklamalarına göre, proje 10 yılda ekonomimize 55 milyar dolar katkı sağlayacak ve yıllık yaklaşık 70 bin istihdam yaratacak.
Türkiye, Irak, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri mutabık; finansman modeli netleşti.
İran’daki savaş ve Hürmüz Boğazı’ndaki riskler projeyi daha da kritik kılıyor.
Grand Faw Limanı’nın ilk etapları 2025-2026’da operasyonel hale geldi; inşaat 2026’da hızlanacak, ilk somut faydalar 2027-2028’de görülecek.
Hasılı:
Soru şu; peki öncelik ne olmalı: ticaret mi, enerji mi?!
Elcevap:
Ticaret daha hızlı sonuç verir, enerji ise kalıcı derinlik katar.
Projenin omurgası lojistik ve ticaret koridoru.
Asya-Pasifik’ten (1,5 milyar nüfus, 53-55 trilyon dolar GSYİH) Avrupa’ya Süveyş alternatifi yaratıyor:
Taşıma süresi 25 güne iniyor (Süveyş 35, Ümit Burnu 45 gün).
Konteyner, elektronik, otomotiv ve yüksek katma değerli mallar için hemen devreye girebilir.
Lojistik merkezler, sanayi bölgeleri ve özel ekonomik zonlar hızla kurulacak.
İlk 2-3 yılda ticaret akışını (demiryolu bağlantıları, gümrük kolaylıkları, liman entegrasyonu) hızlandırırsak, nakit akışı ve istihdam patlaması yaşanır.
Enerji tarafı ise ikinci etapta devreye giriyor ama stratejik olarak çok daha güçlü.
Irak-Türkiye petrol boru hattı anlaşması Temmuz 2026’da sona eriyor.
Yeni kapsamlı enerji paketi (petrol + gaz + petrokimya) Kalkınma Yolu’na entegre planlanıyor.
Irak petrolü Ceyhan’a daha güvenli akacak.
TANAP, TürkAkım, Zengezur Koridoru (Trump Route), Orta Koridor ve Doğu Akdeniz gazıyla birleşince Türkiye sadece “enerji köprüsü” değil, gerçek bir jeo-ekonomik komuta merkezi olacak.
Akkuyu Nükleer’in 2026’da devreye girmesi de bu tabloyu güçlendiriyor.
Hülasa:
En akıllı yaklaşım; ticaretle hızlı nakit ve güven yaratıp, enerjiyi üzerine inşa etmek.
İkisi birbirini besliyor; proje aslında “kuru kanal + enerji omurgası” olarak tasarlandı.
Çin, Kuşak ve Yol (BRI) ve Orta Koridor üzerinden Türkiye’yi atlamak istemiyor.
Rusya’yı bypass eden en kısa rota biziz.
Ticaret hacmi 2025’te 53 milyar doları aştı ancak açık hâlâ 41-45 milyar dolar civarında Türkiye aleyhine.
BYD ve Chery gibi elektrikli araç yatırımları artıyor.
Teknoloji, yeşil enerji ve altyapı fırsatları büyük.
Fakat Uygur Türkleri/Doğu Türkistan meselesi kırmızı çizgi olmalı.
Ekonomik çıkarlar cazip ama soydaşlık, insan hakları ve Türk dünyası dayanışması pazarlık konusu yapılamaz.
Son yıllarda sessiz diplomasiye kaydık; bu iç kamuoyunda (milliyetçi kesim, Türk Devletleri Teşkilatı hassasiyeti) tepki yaratıyor.
Çin’in asimilasyon politikaları hızlanırken “kardeş Türk topluluklarının refahı” vurgusunu düşük profilli ama düzenli sürdürmeliyiz.
Somut kırmızı çizgiler:
- Pasaport ve ikamet haklarını koru; iade anlaşmasını ratifiye etme.
- Ticaret anlaşmalarında karşılıklılık şartı koy:
Yüksek katma değerli ihracat (otomotiv parçası, savunma teknolojisi, tarım) ve teknoloji transferi zorunlu.
- Kritik altyapıda (liman, demiryolu, 5G/6G) Çin egemenliğine izin verme; yerli/Körfez/Batı ortaklığı tercih et
.- Borç tuzağı riskine karşı denetim mekanizmaları.
Nitekim...
Coğraf ya kaderdir, akıllı diplomasi değiştirir.
Türkiye pasif seyirci değil, aktif şekillendirici olabilir.
NATO’dan çıkmadan Çin’le ticaret, Rusya’yla enerji, Körfez’le normalleşme…
Bu “multi-alignment” (çoklu denge) politikası stratejik özerklik getirir.
Hal böyleyken...
İçerde enflasyon, kurumsal reformlar ve ekonomik istikrarı sağlarsak dış fırsatları içerde değerlendirebiliriz.
Suriye’dek i yeni durum, Zengezur Koridoru, Orta Koridor ve Kalkınma Yolu üçgeni ile Avrasya’nın kavşağı olacağız.
İran gerilimi alternatif rotaları değerli kılıyor; Avrupa’nın Rusya-İran bağımlılığını azaltma ihtiyacı bizi vazgeçilmez yapıyor.
Tarihsel olarak Osmanlı’dan beri kavşaklarda var olduk.
Şimdi de aynı mantıkla hareket etme zamanı:
Ezcümle:
Coğrafyayı kader olmaktan çıkarıp stratejik üstünlüğe çevirmek.
Akıllı diplomasi + ekonomik güçle Thucydides Tuzağı’nda kazanan taraf biz olabiliriz.
Cüneyt Şaşmaz
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.