Cüneyt Şaşmaz

Cüneyt Şaşmaz

NATO Toplantısı: Yeni Dünyanın Omurgası ve Vazgeçilenlerin İlanı Mı?!

Bugün aslında dün'dü.
Ortadoğu’da patlayan her revizyon, eninde sonunda Çin’e uzanıyor.
Dün bugün'ün gölgesinde.
Birçok kişi hâlâ bu savaşları basit bir bölgesel çatışma sanıyor.
Oysa mesele çok daha büyük.
Öncelikle...
Çin’in en derin korkularını sıralayalım:
Batıdan kuşatılmak, denizden çevrelenmek, kara koridorlarının güvensizleşmesi, Uygur havzasının istikrarsızlaşması ve Türk dünyasının kültürel-siyasi canlanması.
Nitekim...
İran’da olası bir değişim, Pakistan üzerindeki baskının artması, Orta Asya Türk devletlerinin güçlenmesi ve Türkiye’nin merkez ülke hâline gelmesi Çin açısından aynı denklemin parçalarıdır.
Hal böyleyken...
Uygur meselesi yalnızca insan hakları konusu olmaktan çıkar; jeopolitik bir kaldıraç hâline gelir.
Demem o ki:
Türkiye’nin Uygur konusundaki rolü de sıradan diplomatik bir duruş değildir.
Türkiye aynı zamanda Türk devletlerini birbirine bağlayan siyasi merkez, Orta Koridor’un güvenlik sağlayıcısı, Doğu Akdeniz’den Türkistan’a uzanan kültürel-fikrî eksenin kalbi ve Batı ile Türk dünyası arasında zorunlu geçiş kapısı konumuna yükselmektedir.
Demem şu ki:
Peki Rusya neden bu kadar sessiz?!
Elbette her şeyi görüyor.
Ancak her gelişmeye doğrudan müdahale edemez.
Çin’in aşırı güçlenmesi uzun vadede kendisi için de tehdittir.
Türkiye ile doğrudan karşı karşıya gelmenin maliyeti çok yüksek, ABD ile kontrollü pazarlık alanlarını kaybetmek istemiyor, Orta Asya’dan bütünüyle dışlanmak de istemiyor.

Nüans?!
Rusya’nın yaklaşımı nettir:
Dengeleri bozmayayım ama oyunun dışında da kalmayayım.
Yani?!
Bugün bağıran değil, bekleyen güç konumundadır.
Demem o deme değil şu deme:
Rusya’nın sıcak denizlere, enerji hatlarına, Orta Asya’ya ve Kafkasya’ya dair bütün çıkarları eninde sonunda Türk coğrafyasıyla kesişir.
Bu gerçeği Moskova çok iyi biliyor.
Hasılı:
İngiltere, İsrail ve Mısır üçgeninde hangisi feda edilir?!
İngiltere tarih boyunca bölgeyi cetvelle çizdi, hâlâ o sınırların etkisindeyiz.
İran meselesi Türkiye’nin öngördüğü şekilde ilerlerse Londra da yeni denklemde acı tercihler yapmak zorunda kalacaktır.
Hülasa:
Körfez düzeni, İsrail’in mutlak güvenliği, Mısır’ın istikrarı, Süveyş Kanalı’nın güvenliği ve Levant manda artıkları aynı anda taşınamaz.
Netice:
Yeni küresel düzen ticaret yolları, enerji akışı ve deniz geçitleri üzerinden kurulacaksa Mısır, İsrail’den daha vazgeçilmezdir.
Süveyş küresel ticaretin boğazıdır.
Demem o ki:
Büyük güçler romantik değil, pragmatik davranır.
İsrail korunabilir ama gerektiğinde mevcut yapısı revize edilebilir.
Asıl soru Türkiye burada ne planlıyor?!

Tarihî bir fırsat penceresi önümüzde duruyor.
Eğer Türkiye;
* İran sonrası geçiş sürecini doğru okur,
* Pakistan hattını yalnız bırakmaz,
* Azerbaycan-Kafkasya-Türkistan eksenini güçlendirir,
* Mısır ile rekabeti kontrollü dengede tutar,
* Suriye ve Libya dosyalarını askerî refleksle değil jeopolitik sabırla yönetir,
* D-8’i kâğıt üstünde bir oluşum olmaktan çıkarıp gerçek jeoekonomik koridora dönüştürürse…

O zaman ortaya muhteşem bir tablo çıkar:
Boğazlar + Süveyş + Basra’ya yakın kara erişimi + Arap Denizi + Bengal Körfezi + Malakka = Türk merkezli yeni jeoekonomik kuşak.
Bu yalnızca ekonomik kuşak değildir; güvenlik, enerji, finans, medeniyet ve siyasal etki kuşağıdır.

Bugün aslında dün'dü.
Bugün yaşananlar yeni küresel düzenin doğum sancılarıdır.
İsrail-İran çatışması görünen cephe, Körfez üsleri, hava savunma ağları ve Irak koridoru ise asıl sahadır.
Mısır, Türkiye, Suriye ve Libya’nın çatışmanın dışında tutulması onları önemsiz kılmaz; aksine sonraki safhanın temel kolonları olduklarını gösterir.

Dün bugün'ün gölgesinde.
D-8 tesadüfi bir ekonomik birlik değildir.
Boğazları, kanalları, enerji arterlerini ve tarihî İpek Yolu’nun ana damarlarını kontrol eden jeopolitik omurgadır.
Pakistan-Bangladeş ayrılığı
ve tarih boyunca parçalanan coğrafyalar bugünkü kırılganlığın temel sebebidir.
Hindistan-Pakistan gerilimi ise yalnızca Keşmir değildir; D-8’in doğu kanadını, Çin’in kara derinliğini ve Türk jeopolitiğinin doğuya uzanan hattını doğrudan etkiler.
Hülasa:
Eğer Türkiye stratejik aklını, sabrını ve jeopolitik derinliğini doğru kullanırsa bu yüzyılın yeni düzeni Washington’dan, Londra’dan veya Tel Aviv’den değil, Anadolu’dan yönetilir.
Bunun adı yalnızca jeopolitik değildir.
Parçalanmış hatların yeniden birleşmesi, dağıtılmış medeniyet damarlarının canlanması ve Türk aklının yeniden merkez hâline gelmesi projesidir.
Ezcümle:
NATO toplantısından çıkacak sonuçlar, yeni dünyanın omurgasının yükselişi ile vazgeçilenlerin ilanı olacaktır.
Siyonist lobinin kudurması da bundandır.
Tarih tekerrür etmiyor; bu kez Anadolu merkezli bir yeniden yükseliş yazılıyor.

Cüneyt Şaşmaz

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.