Yıldıray ONUKAR
Arabesk
Arabesk,
Ezilen zenciler cazı buldu. Biz ise arabesk ile tatmin olmayı seçtik. Malesef bu konuda yazan çizen yok. Bi ara yazayım bari diyordum, gün bugünmüş.
...
1980 ler. Unkapanı, plakçılar çarşısı.
Gece kargo (bavullar) geliyor. Bir sürü kaset. Menşei: Arap ülkeleri.
Hemen paylaşılıyor kasetler. İçlerinden "iş yapacak olanlar" seçiliyor. Birileri şarkı sözü yazıyor. Birileri notaya döküp aranje ediyor.
Bir kaç gün sonra kasetler piyasada. İnanılmaz bir hız. İnanılmaz bir piyasa.
Kasetler merdiven altında kayıt ediliyor. Üzerine bir etiket. Doğru pazara yollanıyor. Pazarda talep öyle yüksek ki, plakçılar baskı altında.
- Yenisi çıkmadı mı hala. Hadi abi bekliyoruz.
...
Bu arada çevresindeki yakınları tarafından "ay sesin çok güzel, halin de perişan kesin iş yaparsın" diye gaza gelen çoluk, çocuk, genç, yaşlı stüdyo kapılarında.
- Abi bi de beni dinle noolur!
Müzik eğitimi? O da ne ki? Ses güzel, yüz ağlamaklı. Tamam sen! gel bakayım, deneyelim.
Pek çok kişi o çarka girdi, kimi meşhur oldu, kimi telef.
O el arabalarında bir oto teybi, iki hoparlör bangır bangır sesler eşliğinde kaset satışı ile yapılan ciroları hayal edemezsiniz. Iyi bir para döndü anlayacağınız. Ne kadarı meşhur olacağım diye kapılarda yatan garibana kaldı, belli değil.
Öte yandan yıllarını parmak yada ses egzersizi yaparak geçiren, eğitim almış ve "seçkin" Müzik icra edenler ne düşündü acaba hayal bile edemeyecekleri bu şöhret ve para karşısında?
Bir not düşelim. O dönem arabesk dinleyenler cephesinde (genelleme yaptık) klasik, rock, caz vb, ve hatta klasik Türk Müziği seçkin müziktir. Yorucudur.
...
Bir gün yeni başladığım bir işyerinde imalat bölümüne girdim. Ve hemen "kaçtım."
İmalat müdürüne sordum.
- Bu ne hal arkadaş, aşağısı müzikhol gibi. Her odadan yangın yeri gibi feryatlar yükseliyor.
- Abi! aman dokunma. Yemek, para verme ama bu müziği kesersen hiç kimse çalışmaz diye yanıtladı. Sustum tabii ki.
...
Bu yazı herhangi bir tercihi eleştirmek için yazılmadı.
Ama o tercihler nasıl ve hangi koşullarda olgunlaştı. Daha garibi o yıllarda o tercihi eleştirenler neden topa tutuldu?
Peki, eleştirenler eleştirdikleri şey yerine KABUL EDİLEBİLİR ne koydu?
Ve hatta ne oldu da o gün eleştirenler yıllar sonra daha farklı soslarla sunulan o müziğin müdaimi oldu.
Burada farklı bir kesişme noktasına ulaştık, atlamayalım.
Başta gariban siyahilerin sokaklarda bando müziği olan caz'ın da başına aynı şey geldi. Önce halk akın etti kulüplere dinleyebilmek için, sonra beyaz müzisyenler o müziğe kendini kabul ettirebilmek için mücadele ettiler.
Bir farkla. Caz akademik bir boyuta ulaştı, caz okullarında okuyabilmek müzisyenlerin hayalini süsledi, Batıda!
Bizde ise caz konservatuarda yasaklıydı. Belki hala öyledir. Ya arabesk?
Müzik üzerine eski bir yazımda klasik Türk Müziğine değinmiştim. Garip ama bazı çevreler bu müziğe de caz muamelesi yaparlar.
..
Yine bir sürü bilgi, yanıt yok.
Yok mu?
Bazen yanıt soruda gizlidir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.