Prof. Dr. Seyithan Deliduman
Dijital Dolandırıcılıkta Sadece Vatandaş mı Suçlu?
Prof. Dr. Seyithan Deliduman
Her geçen gün yeni bir dijital dolandırıcılık yöntemiyle karşı karşıya kalıyoruz. Bir gün sahte banka mesajları, ertesi gün yapay zekâ destekli ses taklitleri, başka bir gün sosyal medya üzerinden kurulan tuzaklar… Üstelik artık dolandırılanlar yalnızca teknolojiye uzak vatandaşlar da değil. Yargı mensupları, üst düzey bürokratlar, akademisyenler, profesörler ve büyük iş insanları dahi bu tuzakların mağduru olabiliyor.
Açık konuşmak gerekir ki mesele artık sadece vatandaşın dikkatsizliğiyle açıklanabilecek bir boyutu çoktan aşmıştır.
Elbette dolandırıcıların profesyonel yöntemleri, psikolojik manipülasyon teknikleri ve teknolojiyi etkin kullanmaları önemli bir etkendir. İnsanların korku, panik, acelecilik ya da güven duygusunu hedef alan organize yöntemler geliştirdikleri açıktır. Özellikle banka hesabının bloke edildiği, hakkında soruşturma bulunduğu ya da hesabından şüpheli işlem yapıldığı yönündeki senaryolar, birçok insanı kısa süreli bir panik içine sokabilmektedir.
Ancak burada üzerinde durulması gereken asıl soru şudur: Bütün sorumluluğu yalnızca mağdura yüklemek ne kadar doğrudur?
Bugün bankalar ve finans kuruluşları milyonlarca liralık işlemleri saniyeler içerisinde takip edebilecek teknolojik altyapıya sahiptir. Yapay zekâ destekli analiz sistemleriyle müşterilerin olağan dışı para hareketlerini tespit edebilecek imkânlara da büyük ölçüde sahiptirler. Buna rağmen kimi zaman bir kişinin hayatı boyunca yapmadığı büyüklükteki para transferleri, peş peşe yapılan şüpheli EFT işlemleri ya da kısa süre içinde farklı hesaplara aktarılan yüksek meblağlar yeterince sorgulanmadan gerçekleşebilmektedir.
Oysa aynı bankalar, çok daha küçük tutarlardaki rutin işlemlerde dahi müşteriyi defalarca arayabilmekte veya güvenlik gerekçesiyle işlemi geçici olarak durdurabilmektedir. Hal böyleyken milyonlarca liralık olağan dışı işlemlerde neden daha etkin bir güvenlik mekanizması işletilmemektedir?
Bununla birlikte, tam arzu edilen düzeyde olmasa da bazı bankaların bu konuda kısmen daha dikkatli davrandıklarını ve müşterilerini korumaya yönelik ek güvenlik tedbirleri geliştirdiklerini de belirtmek gerekir. Şüpheli işlemlerde müşteriyi arayan, bazı transferleri geçici olarak durduran veya ek doğrulama isteyen uygulamalar, en azından sorunun ciddiyetinin farkına varıldığını göstermesi bakımından önemlidir. Bu nedenle hakkaniyet gereği, bu yönde çaba gösteren kurumların da haklarını teslim etmek gerekir.
Ancak yine de genel tabloya bakıldığında bankaların ve kredi kuruluşlarının “azami özen yükümlülüğü” meselesinin yeniden değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Çünkü modern hukuk anlayışında güven ilişkisi yalnızca müşterinin bankaya duyduğu güven değildir; bankanın da müşterisini koruma yönünde makul ve güçlü tedbirler alma sorumluluğu bulunmaktadır.
Kuşkusuz hiçbir sistem yüzde yüz güvenli değildir. Ancak riskin bu kadar büyüdüğü bir dönemde, finans kuruluşlarının yalnızca işlem yapan kurumlar gibi değil aynı zamanda koruyucu mekanizmalar geliştiren yapılar olarak hareket etmeleri gerekir. Şüpheli para transferlerinde ek doğrulama sistemleri, belirli limit üstü işlemlerde gecikmeli onay mekanizmaları, yapay zekâ destekli risk analizleri ve müşteriyi anlık uyaran uygulamalar artık bir tercih değil zorunluluk haline gelmiştir.
Ayrıca dijital dolandırıcılık olaylarında mağdur vatandaşın tamamen yalnız bırakılması da ciddi bir sosyal sorundur. İnsanlar hem maddi kayıp yaşamakta hem de çoğu zaman psikolojik olarak büyük bir yıkıma uğramaktadır. Özellikle yıllarca biriktirdiği tüm tasarrufunu birkaç saat içinde kaybeden insanların yaşadığı travma küçümsenemez.
Bu nedenle meseleye yalnızca “neden kandı?” mantığıyla yaklaşmak eksik ve adaletsiz bir değerlendirme olur. Asıl konuşulması gereken konu, dijital güvenlik zincirinin tüm halkalarının yeterince güçlü olup olmadığıdır.
Unutulmamalıdır ki teknoloji geliştikçe yalnızca dolandırıcılar değil, güvenlik sistemleri de gelişmek zorundadır. Vatandaşın dikkati kadar, bankaların ve finans kuruluşlarının özeni de bu mücadelenin en önemli parçasıdır. Çünkü güven duygusunun zedelendiği bir finans sisteminde, yalnızca bireyler değil toplumun ekonomik huzuru da zarar görür.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.