Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Adamlık Üzerine

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

“Biraz adam ol.”
(Adam ol-mak)

Günlük hayatta zaman zaman kullandığımız bu cümlenin üzerinde hiç düşündük mü?

Aslında birine “adam ol” dediğimizde, ona yalnızca erkek olmasını söylemeyiz. Ondan daha fazla insan olmasını isteriz.

Yalan söyleme.
Haksızlık yapma.
Emanete ihanet etme.
Güçsüzü ezme.
Vefasızlık etme.

Yani “adam ol” derken çoğu zaman, ne olması gerektiğinden çok ne olmaması gerektiğini söyleriz.

Belki de adamlık kavramının asıl gücü burada saklıdır.

Adamlık makamla, parayla, güçle veya yaşla kazanılmaz. İnsanın, sahip oldukları karşısındaki tavrıyla ortaya çıkar.

Çünkü güç, insanın içindekini görünür hâle getirir.

Makam sahibi olduğunda değişiyorsan, güç eline geçtiğinde hakkı gözetmiyorsan, kendine yapılan iyiliği unutuyorsan mesele yalnızca makam veya güç değildir.

Mesele karakterdir.

Çünkü adamlık, güçlü olduğunda değil; güçlendiğinde kim olduğunu değiştirmediğinde belli olur.

Haklıyken karşısındakini ezmemekte…

Güçlüyken güçsüzü korumakta…

Hata yaptığında özür dileyebilmekte…

Kendisine yapılan iyiliği unutmamakta…

Ve kimse görmezken de doğru kalabilmekte…

Bugün ise bazen adamlığı yanlış yerde arıyoruz.

Sert konuşmayı güç sanıyoruz.

Sesini yükseltenin haklı olduğunu düşünüyoruz.

Birini susturabileni güçlü, başkasını küçümseyeni önemli, herkese hükmedeni başarılı kabul ediyoruz.

Oysa bağırmak kolaydır.

Asıl güç, bağırabilecekken sakin kalabilmektir.

Kırabilecekken incitmemektir.

İntikam alabilecekken vazgeçebilmektir.

Adamlık, gücünü göstermekten çok, gücünü kontrol edebilmektir.

Bir başka ölçüsü de vefadır.

Herkes yanındayken yanında olmak kolaydır.

Asıl mesele, herkes uzaklaştığında da yanında kalabilmektir.

Daha da önemlisi, bir zamanlar sana yapılan iyiliği, şartlar değiştiğinde unutmamaktır.

İnsan bazen yükselir; makamı, gücü, çevresi ve imkânları değişir.

Fakat geçmişi değişmemelidir.

Dün sana yapılan iyiliği, bugün sahip olduğun imkânların gölgesinde unutma.

Çünkü insanın gerçek karakteri, yukarı çıktığında aşağıda bıraktıklarına nasıl davrandığında ortaya çıkar.

Menfaatin olduğu yerde kalabalık vardır.

Vefanın olduğu yerde insan vardır.

Bir de “adam gibi adam” deriz.

Bu, sıradan bir övgü değildir.

“Adam ol” dediğimizde temel bir ahlaki ölçüden söz ederiz.

“Adam gibi adam” dediğimizde ise o ölçünün hakkını veren insanı tarif ederiz.

Sözüne güvenilen…

Emanete sahip çıkan…

Dostluğu menfaate göre değişmeyen…

Güç eline geçtiğinde değişmeyen…

Haksızlığa uğradığında bile haksızlık etmeyen…

İyiliği başa kakmayan insanı…

Adam gibi adam deriz.

Belki de bu yüzden “adam” kelimesinin önüne bir kez daha “adam” koyarız.

Çünkü bazıları kelimenin kalıbını taşır; bazıları ise anlamını.

Şafak ve Adamlık

Tam burada şafak, insan için güzel bir metafora dönüşür.

Her aydınlık gerçek şafak değildir.

Ufukta bir ışık belirir. Gece bitmiş sanılır. Fakat güneş henüz doğmamıştır.

Fecr-i kâzib, yani yalancı şafak budur.

Ardından fecr-i sâdık, gerçek şafak gelir.

Artık ışık gerçekten doğmuştur.

İnsan da böyledir.

Bazıları adam gibi görünür.

Bazıları ise gerçekten adamdır.

Güzel konuşabilir, doğru sözler söyleyebilir, iyi bir insan görüntüsü verebilir.

Fakat zaman, görüntü ile hakikatin arasındaki farkı mutlaka ortaya çıkarır.

Çünkü yalancı şafak bir süreliğine insanı yanıltabilir.

Ama güneşi doğuramaz.

Gerçek şafak ise kendisini ispat etmek için bağırmaz.

Güneş doğar ve herkes gerçeği görür.

Adamlık da böyledir.

Sözle değil, zamanla; görüntüyle değil, davranışla anlaşılır.

Şafak gerçekse, adamlık kalıbını doldurur.

Değilse, ne kadar güzel görünürse görünsün, o yalnızca yalancı şafaktır.

Öyleyse:

Yalancı şafak olma; gerçek şafak ol.

Geçmişini, bugün sahip olduklarının gölgesinde kaybetme.

Çünkü insanın gerçek ölçüsü, güçsüzken söyledikleri değil; güçlendiğinde yaptıklarıdır.

Fakat burada hepimizin hatırlaması gereken daha büyük bir hakikat var:

Yalancı da olsan, gerçek de olsan, bir gün sen de olmayacaksın.

Makam geçecek, güç geçecek.

Belki bir insanın hayatına dokunan bir iyilik…

Belki zor zamanında gösterdiğin bir vefa…

Belki de unutulmayacak bir vefasızlık…

Sonunda senden geriye yalnızca bıraktığın iz kalacak.

Öyleyse mesele yalnızca şafak olmak değildir.

Nasıl bir şafak olduğundur.

Karanlığı gerçekten azaltan bir ışık mı?

Yoksa kısa süreliğine aydınlık sanılan bir görüntü mü?

Belki de adamlığın en zor tarafı burada başlar:

Geçici olduğunu bilerek gerçek olabilmek.

Gücün varken adil, imkânın varken mütevazı, kendisine yapılan iyilik karşısında vefalı ol.

Ve bir gün bu dünyada olmayacağını bilerek, bugün insan olmanın hakkını ver.

Çünkü “adam ol” sözü, aslında çok büyük bir çağrıdır:

Kendine yakışanı yap.

Sözünü, vefanı, merhametini, adaletini ve vicdanını makamından daha değerli tut.

Ve belki hayatın sonunda hepimizin önünde aynı soru duracaktır:

Yalancı bir şafak gibi mi geçtim bu dünyadan, yoksa karanlığı gerçekten azaltan bir şafak gibi mi?

Cevabını başkaları değil, hayatımız verecek.

Çünkü adam olmak görünmek değildir.Adam olmak, olmaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.