Çidem Ayözger Ergüvenç

Çidem Ayözger Ergüvenç

ZAYIFLIK VE ZARİFLİK

Bu iki kavram genellikle birbiriyle fazlasıyla karıştırılır. Öyle insanlar, hanım ya da bey tanırım ki vücut ölçüleri ideale yakındır. Çok şık giyinirler ama hâl ve davranışları, bazılarının ise aynı zamanda ruhları zarafetten tümüyle uzaktır. İnsanlar onların çok zarif olduklarını söylediklerinde zayıflıkla zarifliği karıştırmamalarını öneririm. Diğer yanda kilolu insanlar vardır; giyimlerine özenirler, davranışları son derece ölçülü, kendinden emin insanlardır. Zarafet konusunda nice zayıf insanı cebinden çıkarır.

“Çıt kırıldım” diye bir tabir vardır. Zariflikle karıştırılmaması gerekir. Böyleleri genellikle minik jestlerle konuşur, çoğunun kolları genellikle dirseklerine kadar vücutlarına yapışık gibidir. Kahkaha atmaktan çekinir, küçük sesleriyle güler. Böyle bir genç adam tanımıştım. Kız arkadaşı ile birlikte dört, beş kişi kahvaltı ediyoruz. Tabağına birkaç zeytin aldı. Zeytinleri yedikten sonra çekirdeklerini başparmağı ve işaret parmağı ile alıyor büyük bir zarafetle kız arkadaşının tabağına koyuyor. Çok şaşırdım, karpuz gelirse ne yapacağını merak ederken sofraya şeftali geldi. Bizim çıtkırıldım aynı hareketi şeftali çekirdeği için de tekrarlayınca, aslanım ne iş diye sormamak için kendimi zor tuttum.

Yine, çok kibar ve zarif izlenimi veren bir bey, arkadaşları ile yemeğe gittiğinde grup içinde bulunan ortak arkadaşımız bir hanımı tüm kibarlığı ile pardon ben buraya geldiğimde her zaman senin oturduğun yerde otururum diyerek yerinden kaldırmış olduğunu öğrendim.

Zarafet içten gelen bir şeydir ne kadar uğraşırsanız uğraşın ya zarifsiniz ya da değilsinizdir.

Kibarlık bir ölçüde zorunlu olarak yapınıza bağlı değildir, bir insan aldığı eğitimle, taban kültürüyle, görgüsüyle, yetiştiriliş biçimiyle kibar bir kişiliğe sahip olabilir. Ruh zarafeti ise öğretilmez.

Herkes zarif olmak zorunda değildir ama belirli ölçüler içinde kibar olması gereklidir.

Kibarlık da zarafet de terbiyeli olmayı içerir. Terbiye sınırlarını aşıp sağa sola saldıranlar hangi saraylarda oturursa otursun, hangi marka gözlükleri, saatleri takarsa taksın, hangi makamı işgal ediyorsa etsin eğer içinde yoksa ne kibar olabilir ne de zarif.

“Asil azmaz, soy kovalar” diye bir söz vardır. Aileden gelen bir asalet varsa o insan kötü şeyler yapmaz anlamında kullanılır. Aileden gelen bir asalet söz konusu değilse üstüne bir de sonradan görmelik had safhada gelişmişse o tür insanlar genellikle terbiyesiz, ahlâk değerleri düşük, saldırgan ve hadsiz olurlar. Vicdanlarının sesine kulakları kapalıdır. “Böylelerine yetki verince babalarını bile asarlar” anlamında bir deyim vardır; Allah böylelerinin eline düşmekten herkesi esirgesin. Haddini bilmek başlı başına bir erdemdir.

(Irkçılık yapmamak için deyimi olduğu gibi yazmak istemedim. Ayrıca deyimde söz edilen insanlar bana son derece canlı, hayat dolu ve neşeli gelirler. Onları pek severim ve bu tür önyargılara her zaman karşı olmuşumdur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum