Altay Suroy Recepoğlu
Yazma Eserler Ve Cönkler Arasında Bir Ömür Geleneğin Hafızası Sabri Koz
Altay Suroy Recepoğlu
Bazı insanlar vardır; ömürlerini kitapların arasında geçirir, fakat yalnızca kitapları okumakla yetinmezler. Sayfaların arasına sinmiş zamanı, mürekkebin gerisinde saklı insan seslerini, bir milletin hafızasına emanet edilmiş türküleri, manileri, şiirleri ve hikâyeleri de gün ışığına çıkarırlar. Onlar için kitap, yalnızca okunup bitirilecek bir nesne değil; geçmişle bugün arasında kurulan, yarınlara uzanan bir köprüdür.
Halkbilimci, araştırmacı, yazar ve editör M. Sabri Koz, işte böyle bir ömrün sahibidir. Yazma eserlerin, cönklerin ve mecmuaların sararmış sayfaları arasında geçen çalışma hayatı boyunca, halk kültürümüzün nice unutulmuş değerini yeniden keşfetmiş, onları bilim dünyasına ve yeni kuşaklara kazandırmıştır. Türk halk edebiyatının hafızasını korumak için yıllarını veren değerli dostum Sabri Koz'un 2026 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri kapsamında Bilim ve Kültür Ödülü'ne layık görülmesi, yalnızca bir bilim insanının başarısının takdiri değildir. Bu ödül, aynı zamanda geçmişten geleceğe kültür taşıyanların emeğine gösterilen bir vefadır.
Sabri Koz'u yürekten kutlarken, yarım asra yaklaşan dostluğumuzun hatıralarını da paylaşmak istiyorum. Çünkü insan, dostunu anlatırken yalnızca onun yaptıklarını değil, birlikte yürüdükleri yolları, paylaştıkları düşünceleri ve zaman içinde biriken hatıraları da dile getirir.
M. Sabri Koz, 11 Eylül 1950'de Sivas'ın Divriği ilçesine bağlı Kırkgöz köyünde dünyaya geldi. İlk ve ortaöğrenimini Divriği'de tamamladıktan sonra 1968'de Sivas Öğretmen Okulu'nu, 1971'de İstanbul Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü'nü bitirdi; ardından lisans öğrenimini tamamladı.
Bu eserler, yalnızca bir evin kitaplığını meydana getirmiyordu. Aynı zamanda yüzyıllar boyunca Anadolu insanının inancını, sevgisini, acısını, ahlak anlayışını ve hayal dünyasını besleyen sözlü ve yazılı kültürün canlı temsilcileriydi.
Sabri Koz'un anlattığına göre annesi, Muharrem ayında Kerbela Vak'ası'nı, başka zamanlarda ise Muhammediye'yi, Ahmediye'yi ve Yunus Emre Divanı'nı kendine özgü bir ezgiyle okurdu. Babası da Kerem ile Aslı'dan türküler söyler, elindeki kitabın kenarlarına maniler yazardı.
Küçük Sabri'nin dünyasında kitap, böylece yalnızca harflerden ve kelimelerden ibaret kalmadı. Sese, ezgiye, duyguya ve hatıraya dönüştü. Annesinin okuduğu manzum hikâyeler, babasının söylediği türküler, aile içinde paylaşılan duygular, onun ruhunda derin izler bıraktı.
Bugün halk edebiyatımızın unutulmaya yüz tutmuş kaynaklarını sabırla araştıran Sabri Koz'un çocukluğuna baktığımızda, bu çalışmaların arkasında yalnızca mesleki bir merak değil, erken yaşlarda edinilmiş güçlü bir kültür birikimi bulunduğunu görüyoruz.
İnsan bazen hayatının ilerleyen yıllarında seçeceği yolun işaretlerini çocukluğunda alır. Bir evde okunan eski bir kitap, bir annenin ezgiyle anlattığı hikâye, bir babanın söylediği türkü, yıllar sonra büyük bir kültür hizmetinin başlangıç noktası olabilir.
Sabri Koz'un hayatında da böyle olmuştur.
Sabri Koz'un eğitim hayatında karşılaştığı değerli öğretmenlerin, onun düşünce dünyasının biçimlenmesinde önemli payı vardır. Bunların başında, Türk edebiyatının seçkin şair ve öğretmenlerinden Behçet Necatigil gelir.
Sabri Koz'un kendi ifadesiyle, şiir yazmayı bırakmış, fakat iyi bir şiir okuru olma özenini hiç kaybetmemiştir.
Bazen bir insanın yeteneği, ilk yöneldiği alanda değil, başka bir alanda ortaya çıkar. Bir öğretmenin öğrencisindeki farklı istidadı görmesi, ona yeni bir kapı açması, bir ömrün yönünü değiştirebilir. Behçet Necatigil'in genç Sabri Koz'a yaptığı yönlendirmeyi bu açıdan değerlendirmek gerekir.
Bugün Sabri Koz'un eski yazılı belgeleri inceleme konusundaki titizliğinde, kaynaklara gösterdiği özen ve geçmiş kuşakların birikimine duyduğu saygıda bu eğitimin izlerini görmek mümkündür.
İyi bir öğretmen, öğrencisine yalnızca bir dersin bilgisini vermez. Ona, hayatı boyunca kullanacağı bir düşünme biçimi de kazandırır. Sabri Koz'un yetişmesinde emeği olan öğretmenlerin bıraktığı iz, onun sonraki çalışmalarında yaşamaya devam etmiştir.
Sararmış sayfalardan gün ışığına çıkarılan kültür hazinesi
Halkbilimiyle uğraşmak, sabır isteyen, çoğu zaman görünmeyen emeklerle yürütülen çileli bir yoldur.
Kimi zaman bir köyde yaşlı bir insanın hatırladığı türkünün peşine düşmek, kimi zaman bir âşığın dilinden dökülen manileri kaydetmek, kimi zaman da eski bir cönkün sayfaları arasında unutulmuş bir şairin izini sürmek gerekir.
Cönkler, halk şairlerinin şiirlerini, türküleri, manileri, dinî metinleri ve farklı edebî ürünleri bir araya getiren el yazması defterlerdir. Bunların her biri, geçmişte yaşayan insanların dünyasına açılan küçük bir pencere gibidir. Sayfalarında yalnızca şiirler değil, dönemlerinin dil özellikleri, inançları, gelenekleri ve gündelik hayatlarına ilişkin izler de bulunabilir.
Ne var ki bu kaynakların dilini çözmek, yazılarını okumak, metinlerini karşılaştırmak ve güvenilir biçimde yayıma hazırlamak kolay değildir. Eski harflerle yazılmış bir şiirin okunması, eksik bir metnin tamamlanması, farklı nüshaların karşılaştırılması ve bir eserin doğru biçimde tanıtılması, dikkat ve uzmanlık gerektirir.
Sabri Koz, ömrünü bu zahmetli çalışmalara adayan araştırmacılarımızdandır.
Onun emeği sayesinde kimi zaman unutulmuş bir şairin adı yeniden anılır, kimi zaman bir halk hikâyesinin yeni bir nüshası gün yüzüne çıkar, kimi zaman da yıllardır araştırmacıların erişemediği bir metin bilim dünyasının ortak hafızasına katılır.
Bu çalışmaların değeri, yalnızca yayımlanan kitapların sayısıyla ölçülemez. Asıl değer, kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan kültürel mirasın korunmasında ve gelecek kuşaklara aktarılmasındadır.
Sabri Koz'un 1984-1985 yıllarında sekiz sayı yayımlanan Halk Kültürü adlı derleme ve araştırma yayınını çıkarması, bu alandaki çabalarının dikkat çeken örneklerindendir. Benim de yazılarıma yer verdiği bu yayın, halk kültürünün araştırılmasına ve paylaşılmasına katkı sağlayan önemli bir girişimdi.
Daha sonraki yıllarda Sakarya, Kahramanmaraş ve İstanbul'da öğretmenlik ve yöneticilik yapan Koz, 1997'de emekli oldu. Ancak onun için emeklilik, çalışma hayatının sonu değil, araştırmalarına daha fazla zaman ayırabileceği yeni bir dönemin başlangıcıydı.
1990-1998 yılları arasında eski ve nadir kitaplar alanında uzman olarak çalıştı. 1998-1999 döneminde Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı'nın Bilgi-Belge Merkezi'ndeki Pertev Naili Boratav Arşivi'nde danışmanlık ve editörlük yaptı. Burada pek çok bilgi ve belgenin günümüz Türkçesine aktarılmasına katkı sağladı.
Daha sonra Yapı Kredi Yayınları'nda danışman ve editör olarak çalışmalarını sürdürdü.
Bir arşivde karşılaşılan belge, ilk bakışta sessizdir. Ancak o belgenin dilini bilen, tarihini anlayan ve taşıdığı kültürel anlamı kavrayabilen bir araştırmacı, sessizliği konuşturabilir. Sabri Koz'un yaptığı işin özünde de bu vardır: Geçmişin sessiz tanıklarına kulak vermek ve onların söylediklerini bugünün insanına ulaştırmak.
Sabri Koz'un çalışmaları, halk edebiyatı ve kültür tarihi alanında geniş bir yelpazeye yayılır. Edebiyat, çocuk edebiyatı, folklor ve halk edebiyatı konularında bine yakın makale ve ansiklopedi maddesi kaleme almış; elli kadar kitabın yazarlığını, çok sayıda eserin de derleme ve editörlüğünü üstlenmiştir.
Türk Folklor Araştırmaları, Folklor, Folklora Doğru, Sivas Folkloru, Türk Folkloru, Tarih ve Toplum, Müteferrika, Dünya Kitap, Cumhuriyet Kitap, Kitap Zamanı ve Kaşgar gibi yayınlarda yazıları yayımlanmıştır.
Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Ansiklopedik Büyük Sözlük, AnaBritannica ve Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi gibi eserlerde yer alan çalışmaları, onun araştırma alanının genişliğini göstermektedir.
Ancak Sabri Koz'u yalnızca yazdığı yazılarla veya hazırladığı kitaplarla değerlendirmek eksik olur. Onun asıl gücü, bir konunun farklı kaynaklarını bir araya getirebilmesinde, dağınık bilgileri düzenlemesinde ve kültürel birikimi okurun anlayabileceği biçimde sunmasındadır.
Karacaoğlan Kitabı, Köroğlu Kitabı, Nasreddin Hoca Kitabı, Yemek Kitabı, Yağmur Duası Kitabı ve Gül Ağacı Boy Vermez, halk kültürümüzün farklı yönlerini ele alan çalışmalar arasındadır. Kemalettin Kuzucu ile hazırladığı, Türkçe, İngilizce ve Rumence yayımlanan Türk Kahvesi ile Hayrettin İvgin'le hazırladığı Geredeli Figanî de bu birikimin örneklerindendir.
Bu eserlerin her biri, araştırmacılar için başvurulacak kaynaklar olmanın yanı sıra kültürümüzün farklı katmanlarını tanımak isteyen okurlara da kapı açmaktadır.
Bir milletin kültürü yalnızca büyük tarihî olaylardan, hükümdarlardan ve savaşlardan ibaret değildir. Bir annenin çocuğuna söylediği ninni, bir âşığın sazıyla dile getirdiği sevda, bir köyün yağmur duası, bir ustanın anlattığı hikâye ve bir kahvehanede paylaşılan fıkra da o milletin tarihinin parçalarıdır.
Yazılı tarihin çoğu zaman dışında kalan bu dünyayı anlamak, kayıt altına almak ve gelecek kuşaklara aktarmak, halkbilimcilerin önemli sorumluluklarından biridir.
Sabri Koz'un çalışmaları, bu sorumluluğun ne kadar büyük bir emek istediğini gösteriyor.
Sabri Koz'la dostluğumuz, halkbilimi toplantıları ve bilimsel buluşmalar vesilesiyle gelişti. İrfan Ünver Nasrattinoğlu'nun başkanlığında düzenlenen halkbilimi toplantılarında tanıdığım değerli bilim insanları arasında Sabri Koz'un ve Prof. Dr. Harid Fedai'nin benim için ayrı bir yeri vardır.
Toplantılarda başlayan dostluğumuz, zamanla bilimsel programların dışına taştı. İstanbul'a her gelişimde Sabri Koz'u ziyaret etmeye çalışırdım. Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı'nda çalıştığı dönemde başlayan bu ziyaretlerim, daha sonra Yapı Kredi Yayınları'ndaki çalışma yıllarında da sürdü.
İstiklal Caddesi'ndeki iş yerinde yaptığımız sohbetleri bugün de hatırlıyorum.
Her görüşmemizde yeni araştırmalardan, yayımlanan eserlerden ve kültür dünyamızın gündeminden söz ederdik. Sabri Koz, çoğu zaman yeni çıkan kitaplardan bana da armağan ederdi. Onun için kitap paylaşmak, yalnızca bir eseri hediye etmek değildi; yeni bir düşünceyi, yeni bir araştırmayı ve ortak kültürümüzün bir parçasını dostuyla paylaşmaktı.
Bu sohbetlerde dikkatimi çeken özelliklerinden biri, bilgisini gösteriş için kullanmamasıydı. Onun mütevazı tavrının gerisinde, yılların biriktirdiği geniş bir bilgi dünyası bulunuyordu. Konuşurken bir kaynağa işaret eder, bir kitabı hatırlatır veya araştırılması gereken başka bir konuyu gündeme getirirdi.
Bilgi sahibi olmak kadar, bilgiyi paylaşmak da bir erdemdir. Sabri Koz'un dostluğunda bu erdemi yakından görme fırsatım oldu.
Son görüşmelerimizden biri, Üsküdar'da Sahaflar Edebiyat Vakfı tarafından düzenlenen ve Prof. Dr. Mustafa İsen'in sunduğu Balkanlar'da Türk Edebiyat Tarihi konulu konferansta gerçekleşti. Orada yazarlar ve bilim dünyasının farklı çevrelerinden dostlarla hasret giderdik.
Böyle buluşmalar, insanın geçmişe dönüp baktığında ne kadar çok hatıranın biriktiğini fark etmesini sağlar. Bir konferans salonunda karşılaşmak, birkaç cümle konuşmak, eski günleri anmak... Bunların her biri dostluğun zaman içinde kazandığı değeri gösterir.
Bugün Sabri Koz'un aldığı büyük ödülü değerlendirirken, yalnızca bilimsel başarılarını değil, dostluğumuz boyunca tanıdığım insanî yönünü de hatırlıyorum.
Sabri Koz'un çalışmaları, yıllar içinde çeşitli kurumlar ve kuruluşlar tarafından ödüllendirilmiştir.
1986'da Folklor Araştırmaları Kurumu İhsan Hınçer Türk Folkloruna Hizmet Ödülü'ne, 2003'te TROYA Derneği Pertev Naili Boratav Ödülü'ne, 2006'da Sadi Yaver Ataman Türk Kültürüne Hizmet Ödülü'ne, 2008'de Hüseyin Gazi Kültür ve Sanat Vakfı Türk Halk Kültürüne Hizmet Ödülü'ne, 2011'de UNIMA Millî Merkezi Ödülü'ne, 2015'te ESKADER ödülüne ve 2023'te 26. Motif Halk Bilim Ödülü'ne layık görülmüştür.
Bu ödüller, onun yıllar boyunca sürdürdüğü çalışmaların farklı çevrelerde takdir edildiğinin göstergesidir.
Şimdi ise 2026 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri kapsamında Bilim ve Kültür Ödülü'ne layık görülmesi, uzun yıllara yayılan kültür hizmetinin ülke çapında takdir edilmesi bakımından ayrı bir önem taşımaktadır.
Bu ödülü anlamlı kılan, yalnızca Sabri Koz'un kişisel başarısının tescillenmesi değildir. Aynı zamanda halk kültürüne, yazma eserlere, cönklere, eski kitaplara ve arşiv çalışmalarına verilen değerin görünür hâle gelmesidir.
Çünkü bir kültürün geleceği, geçmişine ne kadar sahip çıktığıyla da ilgilidir. Eski bir yazmayı korumak, unutulmuş bir şiiri yayımlamak, bir halk hikâyesinin izini sürmek veya bir âşığın adını yeniden duyurmak, ilk bakışta sınırlı bir çalışma gibi görülebilir. Oysa bu çabalar bir araya geldiğinde, milletin kültürel hafızasını ayakta tutan büyük bir emeğe dönüşür.
Sabri Koz'un hayatı, bu emeğin somut örneklerinden biridir.
O, bir yandan eski ve nadir kitapların dünyasında çalışırken diğer yandan halkın sözlü kültürünü, edebî mirasını ve tarihî birikimini araştırmıştır. Öğretmenlikten editörlüğe, derlemecilikten araştırmacılığa uzanan meslek hayatında, farklı alanları birbirine bağlayan bir kültür işçisi olmuştur.
Kendisi mütevazı bir ifadeyle iyi bir edebiyatçı olamadığını söylese de ortaya koyduğu eserler, onun edebiyat dünyamıza yaptığı katkının büyüklüğünü göstermektedir. Şiir yazmayı bırakmış olabilir; fakat şiirin, türkünün, maninin ve hikâyenin dünyasından hiçbir zaman ayrılmamıştır.
Belki de onun en önemli başarısı, kendi adını öne çıkarmaktan çok, başkalarının eserlerini ve unutulmaya yüz tutmuş kültürel değerleri görünür kılmasıdır.
Büyük araştırmacılar bazen kendi eserlerinden önce, gün ışığına çıkardıkları eserlerle hatırlanırlar. Onların emeği, geçmişte yaşamış insanların seslerinin bugün de duyulmasını sağlar.
Sabri Koz'un çalışmaları da bu bakımdan kalıcı bir değer taşımaktadır.
Bir ömrü kitapların arasında geçirmek, her zaman kolay bir tercih değildir. Hele ki eski harfli metinlerin, nadir eserlerin, el yazması defterlerin ve halk kültürünün dağınık kaynaklarının peşinden gitmek, büyük bir sabır ve adanmışlık ister. Sabri Koz, bu yolu seçti.
Bugün onun emeğiyle hazırlanan eserler, halkbilimi araştırmacılarının başvurduğu kaynaklar arasında yer alıyor. Yarın da yeni araştırmacılar bu eserlerden yararlanacak, yeni sorular soracak ve geçmişin izlerini sürmeye devam edecekler.
İşte bir kültür emekçisinin kalıcılığı burada başlar: Kendisinden sonra gelenlere çalışabilecekleri bir zemin, yararlanabilecekleri bir kaynak ve sürdürebilecekleri bir araştırma yolu bırakmak.
Değerli dostum Sabri Koz'un 2026 Cumhurbaşkanlığı Bilim ve Kültür Büyük Ödülü'ne layık görülmesini bu nedenle büyük bir memnuniyetle karşılıyorum.
Bu ödül vesilesiyle onu bir kez daha yürekten kutluyor, Türk halk kültürüne yaptığı katkıların yeni araştırmalara ve eserlere ilham vermesini diliyorum.
Bir dostun başarısını kutlamak güzeldir. Fakat o başarının ardındaki emeği, sabrı ve yıllara yayılan adanmışlığı anlatmak da bir vefa borcudur. Bu yazıyı kaleme alırken duyduğum his, işte bu borcu yerine getirme arzusudur.
Yazma eserlerin sararmış sayfaları arasında saklanan sesleri bugüne taşıyan, cönklerde unutulmuş şiirlerin izini süren, halkın hafızasını kitaplara emanet eden Sabri Koz'a selam olsun!
Dostluğumuzun hatıraları, kültür dünyamızın ortak değerleri ve nice kitap sohbetinin sıcaklığı içinde, kendisine sağlık, huzur ve yeni çalışmalarla dolu bir ömür diliyorum.
Cumhurbaşkanlığı Bilim ve Kültür Büyük Ödülü'nüz kutlu olsun, değerli dostum Sabri Koz!
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.