Psikologlara Göre 70 Yaşından Sonra Eşyalarını Başkalarına Vermeye Başlamak Ne Anlama Geliyor?
Yaş ilerledikçe insanların yıllardır sakladıkları eşyaları çocuklarına ve torunlarına vermeye başlaması, ilk bakışta sıradan bir sadeleşme isteği gibi görünebilir.
Ancak psikologlara göre bu davranış, kişinin eşyalarından çok anılarını, bağlarını ve hayat hikâyesini geleceğe bırakma isteğiyle ilgili olabilir.
İlerleyen yaşlarda bazı insanların yıllardır sakladıkları eşyaları çocuklarına, torunlarına veya yakınlarına vermeye başlaması ilk bakışta sıradan bir sadeleşme isteği gibi görünebilir.
Ancak psikologlara göre bu davranışın ardında yalnızca evdeki eşyalardan kurtulma isteği olmayabilir.
Bir annenin yıllardır kullandığı yemek takımını kızına vermesi, bir babanın eski alet çantasını oğluna bırakması ya da onlarca yıldır takılan bir yüzüğün toruna hediye edilmesi, aslında çok daha duygusal bir anlam taşıyabilir.
Yıllarca Biriktirilen Eşyaların Anlamı Yaş İlerledikçe Değişiyor
İnsanlar hayatları boyunca yalnızca eşya biriktirmiyor. Aynı zamanda anılar, ilişkiler ve yaşamlarının farklı dönemleriyle bağlantılı nesneleri de saklıyor.
Yaş ilerledikçe bu eşyaların işlevinden çok taşıdığı anlam öne çıkabiliyor. Yıllardır kullanılan bir tabak, eski bir plak veya bir alet çantası artık yalnızca günlük hayatta kullanılan nesneler olmaktan çıkıyor. Bunlar kişinin geçmişindeki bir dönemi, bir aile alışkanlığını, eşini, çocuklarını veya gençliğini temsil edebiliyor.
Bu nedenle 60'lı ve 70'li yaşlara gelindiğinde bazı insanların eşyalarına bakışı değişebiliyor. Daha önce 'Buna hâlâ ihtiyacım var mı?' sorusu öne çıkarken, zamanla 'Bunu benden sonra kim saklamalı?' sorusu daha önemli hale gelebiliyor.
Yaşlı bir kişinin eşyalarını yakınlarına vermesiyle sıradan bir ev temizliği arasındaki en önemli fark burada ortaya çıkıyor.
Örneğin yıllardır saklanan plak koleksiyonu, çocukluk döneminde bu plakları birlikte dinlediği bir çocuğa verilebilir. Aile yemeklerinde kullanılan tabaklar, hâlâ kalabalık sofralar kuran bir toruna bırakılabilir. Böylece eşyanın kendisinden çok, temsil ettiği hikâyenin devam etmesi önem kazanır.
Psikolojideki 'sosyo-duygusal seçicilik teorisi' de bu değişimi açıklamak için kullanılıyor. Stanford Üniversitesi'nden psikolog Laura Carstensen ve çalışma arkadaşlarının geliştirdiği teoriye göre insanların zaman algısı, hayattaki önceliklerini etkiliyor.
Geleceğin sınırsız olduğunu düşündüğümüz dönemlerde yeni insanlarla tanışmak, farklı deneyimler yaşamak ve yeni şeyler öğrenmek daha önemli hale gelebiliyor. Zamanın daha sınırlı olduğunu hissettiğimiz dönemlerde ise duygusal açıdan anlamlı ilişkiler ve deneyimler ön plana çıkıyor.
Bu durum, 70 yaş üzerindeki herkesin sürekli olarak ölümü düşündüğü anlamına gelmiyor. Ancak zamanın nasıl algılandığı değiştikçe kişinin geçmişine, ilişkilerine ve sahip olduğu eşyalara verdiği anlam da değişebiliyor.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.