Prof. Dr. Seyithan Deliduman'ın Yeni Yazısı: Bu Savaşlar Bitmez: Uluslararası Sistemin Yapısal Çelişkisi
Kendi kendini besleyen bir döngüye dönüşür, her “çözüm” girişimi yeni bir gerilimin tohumunu atar.Bu tür çatışmaları bireysel iradelere, liderlerin kişisel hesaplarına veya tekil siyasi kararlara indirgemek yetersiz kalır.
Dünya siyasetini genellikle olayların kronolojisi üzerinden okuruz:
Bir kriz patlak verir, taraflar mevzilenir, çatışma bir süre sürer ve nihayetinde “barış” gelir.
Ancak bazı savaşlar bu klasik şemaya uymaz.
Başladıkları andan itibaren bitmek üzere değil, sürmek üzere tasarlanmış gibidirler.
Kendi kendini besleyen bir döngüye dönüşür, her “çözüm” girişimi yeni bir gerilimin tohumunu atar.
Bu tür çatışmaları bireysel iradelere, liderlerin kişisel hesaplarına veya tekil siyasi kararlara indirgemek yetersiz kalır.
Ortada daha derinde işleyen bir mekanizma vardır: Yapısal bir sorun.
Savaşın asıl nedeni, tarafların “niyet”inden ziyade, uluslararası sistemi kuran çıkar ilişkileri, güvenlik kaygıları, enerji hatları, boğazlar, bölgesel nüfuz alanları ve vekâlet savaşlarıdır.
Jeopolitik zorunluluklar, bu çatışmaları adeta “ontolojik” bir zorunluluk gibi gösterse de mesele metafizik değil, doğrudan uluslararası düzenin işleyiş biçimidir.
Modern uluslararası ilişkiler sistemi, görünürde denge ve istikrarı hedefler.
Oysa gerçekte sürekli güvensizlik üretir.
Bir tarafın güvenlik arayışı, diğer tarafın tehdit algısını otomatik olarak büyütür.
Bu “güvenlik ikilemi” (security dilemma), klasik realist teorinin temel taşlarından biridir.
Bir devletin savunma kapasitesini artırması, rakibini daha güvensiz hissettirir; rakip de aynı yolu izler.
Sonuçta ortaya çıkan spiral, kırılmadıkça savaş istisna olmaktan çıkar, sistemin normal bir parçası haline gelir.
Bu bağlamda bazı savaşlar, kazanılmak veya kaybedilmek için değil, yönetilmek için vardır.
Ukrayna’daki çatışma, Orta Doğu’daki vekâlet savaşları, Doğu Akdeniz gerilimi veya Tayvan çevresindeki gerilimler bu kategoriye girer.
Taraflar açısından mesele çoğu kez “savaşın bitmesi” değil, “savaşın hangi seviyede ve hangi araçlarla devam etmesi”dir.
Enerji akışlarının kontrolü, ticaret yollarının güvenliği, teknolojik üstünlük ve bilgi savaşı, cephedeki çatışmanın yerini alır.
Açık harp, düşük yoğunluklu gerilimlere, ekonomik yaptırımlara, siber saldırılara ve vekil aktörler üzerinden yürütülen proxy savaşlara evrilir.
Barış ile savaş arasındaki sınır giderek bulanıklaşır.
Hibrit savaş kavramı tam da bu geçirgenliği ifade eder:
Klasik orduların yerini dronlar, paralı askerler, dezenformasyon kampanyaları ve ekonomik baskı araçları alır.
Savaş biter gibi görünürken aslında biçim değiştirerek devam eder.
“Dondurulmuş çatışma”lar (frozen conflicts) bu durumun en tipik örneklerindendir; ateşkes imzalanır ama temel meseleler çözülmez, her an yeniden alevlenmeye hazır bekler.
Dolayısıyla asıl soru “Bu savaş ne zaman biter?” değil, “Bu savaş neden sürekli yeniden başlar?” olmalıdır.
Cevap, sistemi doğuran yapısal unsurlarda gizlidir:
Anarşik uluslararası düzen, güç dengesi arayışı, kaynak rekabeti ve hegemonik mücadeleler değişmedikçe her “barış antlaşması” yalnızca geçici bir denge üretir.
O denge de er ya da geç bozulur.
Tarih bu gerçeği defalarca göstermiştir.
Soğuk Savaş sonrası “tarihin sonu” ilan edilmesine rağmen, 11 Eylül sonrası terörle mücadele, Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi, Orta Doğu’daki kronik istikrarsızlık ve yükselen Çin-ABD rekabeti, sistemin çatışma üretme kapasitesinin azalmadığını kanıtlamıştır.
Aksine, çok kutuplu bir dünyaya geçişle birlikte bu kapasite daha da karmaşık ve çok boyutlu hale gelmiştir.
Sonuç olarak, bazı savaşlar bitmediği için değil, bitirilemediği için sürer.
Onları doğuran yapısal çelişkiler ve çıkar çatışmaları varlığını koruduğu sürece, her çözüm girişimi yeni bir döngünün başlangıcı olabilir.
Gerçek ve kalıcı barış, ancak bu yapısal sorunları ele alan, güvenlik ikilemini kıran ve ortak çıkarlar etrafında yeni bir uluslararası mimari kuran köklü yaklaşımlarla mümkün olabilir.
Aksi takdirde, savaş yalnızca adını ve biçimini değiştirerek varlığını sürdürecektir.
Prof. Dr. Seyithan Deliduman
Hukukçu - Akademisyen
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.