Prof. Dr. Seyithan Deliduman Yazdı: Siyasi Partilerde Mutlak Butlan Davaları ve Asliye Hukuk Mahkemesinin Görevi
2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 121. ve 21. Maddeleri ile Usul Hukuku İlkeleri Çerçevesinde Bir Değerlendirme
Prof. Dr. Seyithan Deliduman
Türk hukukunda siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olmakla birlikte, hukuki nitelikleri itibarıyla özel hukuk tüzel kişisi karakteri taşımaktadır. Bu nedenle siyasi partilerin iç işleyişi, kongre süreçleri, organ oluşumları, üyelik ilişkileri ve irade teşekkülü bakımından yalnızca siyasi partilere özgü düzenlemeler değil; medeni hukuk ve dernekler hukukunun temel prensipleri de uygulama alanı bulmaktadır.
Nitekim 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 121. maddesi açık biçimde, bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde Türk Medeni Kanunu ile dernekler hakkında uygulanan hükümlerin siyasi partiler bakımından da uygulanacağını düzenlemektedir. Bu düzenleme, siyasi partilerin hukuki rejiminde medeni hukuk ve dernekler hukukunun tamamlayıcı ve boşluk doldurucu nitelikte olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Dolayısıyla siyasi partiler bakımından ortaya çıkan kongre, delegasyon, organ teşekkülü ve irade oluşumuna ilişkin uyuşmazlıklarda; özel bir düzenleme bulunmadığı sürece medeni hukuk ve dernekler hukukunun genel ilkeleri uygulanacaktır. Bu çerçevede mutlak butlan iddiaları da doğrudan adli yargının denetim alanına girmektedir.
Mutlak butlan, emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine veya hukukun temel yapısına açıkça aykırı işlemlerin kuruluş anından itibaren kesin hükümsüz sayılmasıdır. Hukuk düzeni, ağır ve giderilemez sakatlık taşıyan işlemleri baştan itibaren geçersiz kabul eder. Bu nedenle hukuken geçerli irade oluşturmayan kongre süreçleri, emredici normlara aykırı delegasyon sistemleri veya meşru temsil niteliği taşımayan organ yapılanmaları mutlak butlan denetiminin konusunu oluşturabilir.
Bu noktada zaman zaman 2820 sayılı Kanun’un 21. maddesine dayanılarak seçim hakimliğinin görev alanına işaret edilmekte ve buradan hareketle mutlak butlan davalarının adli yargı içinde asliye hukuk mahkemelerinde görülmemesi gerektiği ileri sürülmektedir. Kanaatimizce bu yaklaşım isabetli değildir.
Zira 21. madde düzenlemesi, siyasi partilerde yapılan seçimlere yönelik itirazları konu almakta ve bu itirazların seçim hâkimi tarafından hızlı ve teknik bir usulle incelenmesini öngörmektedir. Bu hükmün amacı, seçim sürecine ilişkin dar ve şekli uyuşmazlıkların süratle çözümlenmesidir. Dolayısıyla bu düzenleme, yalnızca seçim işlemlerine özgü sınırlı bir denetim mekanizmasıdır.
Oysa mutlak butlan iddiası, seçim sonucuna yönelik basit bir itirazdan çok daha geniş ve köklü bir hukuki sorunu ifade eder. Burada tartışılan husus; kongrenin hukuken geçerli şekilde teşekkül edip etmediği, iradenin emredici kurallara uygun biçimde oluşup oluşmadığı ve işlemin baştan itibaren hükümsüz olup olmadığıdır. Bu yönüyle mutlak butlan incelemesi, seçim hâkiminin sınırlı görev alanının çok ötesine geçen bir hukuki değerlendirmeyi gerektirir.
Bu nedenle 21. madde hükmünün mutlak butlan davalarına genişletilerek uygulanması, hem kanun koyucunun iradesine hem de usul hukukunun temel sistematiğine aykırıdır.
Öte yandan görev kurallarına ilişkin temel bir usul hukuku ilkesi de burada önem kazanmaktadır: Türk hukukunda asliye hukuk mahkemeleri genel görevli mahkemelerdir. Görev ilişkisi, kamu düzenine ilişkin olup kanunla açıkça düzenlenmedikçe değiştirilemez. Kanunda açık bir istisna bulunmadığı sürece görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.
Bu noktada ayrıca önemle vurgulanması gereken husus şudur: Asliye hukuk mahkemesi bakımından “yetki alanı” kavramından değil, “görev” ilişkisinden söz edilir. Zira burada mesele, coğrafi veya yer bakımından yetki değil; hangi mahkemenin uyuşmazlığı görme yetkisine sahip olduğu sorunudur. Dolayısıyla tartışma bir yetki meselesi değil, doğrudan doğruya görev meselesidir. Görev kuralları ise kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece re’sen dikkate alınır ve taraf iradesiyle değiştirilemez.
2820 sayılı Kanun’un 121. maddesi siyasi partiler bakımından Türk Medeni Kanunu ve dernekler hukukuna açık yollama yaptığı hâlde; mutlak butlan davalarının seçim hâkimliği tarafından görüleceğine ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle seçim itirazlarına ilişkin 21. madde hükmünün mutlak butlan davalarına teşmil edilmesi hukuken mümkün değildir.
Kaldı ki mutlak butlan kamu düzeniyle doğrudan bağlantılıdır. Hukuken hiç doğmamış sayılması gereken ağır sakatlık taşıyan işlemlerin yalnızca seçim usulü çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Burada mesele, seçim sonucunun doğruluğundan ziyade hukuki iradenin geçerliliğidir.
Hukuk Devleti ilkesi gereğince hiçbir hukuki işlem yargısal denetim dışında bırakılamaz. Özellikle siyasi partiler gibi demokratik temsilin temel aktörleri bakımından, hukuka uygunluk denetiminin etkili ve tam biçimde yapılması anayasal bir zorunluluktur.
Sonuç olarak; 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 21. maddesi seçim işlemlerine ilişkin itirazlara yönelik olup seçim hâkimliğinin sınırlı görev alanını düzenlemektedir. Buna karşılık mutlak butlan davaları, seçim usulünü aşan, tüzel kişiliğin irade oluşumunu ve hukuki varlığını konu alan özel hukuk uyuşmazlıklarıdır. 121. madde uyarınca medeni hukuk ve dernekler hukukuna yapılan açık yollama ve kanunda aksi yönde bir görev istisnasının bulunmaması karşısında, mutlak butlan davalarında görevli merciin asliye hukuk mahkemesi olduğu açıktır. Ayrıca bu uyuşmazlıklar bakımından “yetki” değil, doğrudan “görev” ilişkisi söz konusu olup, asliye hukuk mahkemesinin genel görevli mahkeme niteliği bu değerlendirmeyi hukuken zorunlu kılmaktadır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.