Kerime Yıldız

Kerime Yıldız

“KAYBOL, DOKTORALI BAKAN!”

“Yazan Jay Evans Pritchard. Doktoralı.

Şiiri anlamak için onun kâfiyelerine ve metaforlarına alışkın olmalıyız. Sonra iki soru soracağız. Bir: Şiir amacına nasıl ulaşıyor? İki: O amacın önemi nedir? Birinci soru, şiirin mükemmelliğini; ikinci soru ise önemini belirler. Bu soruları cevapladıktan sonra şiirin büyüklüğünü belirlemek çok basittir.

Eğer şiirin mükemmelliğini bir grafiğin yatay eksenine ve önemini düşey eksenine atfedip çizersek şiirin anlamını hesaplarsak ne kadar başarılı olduğunu ölçebiliriz. Byron’ın bir dörtlüğü düşey eksende yüksek not alırken yatayda, vasat bir performans gösterebilir. Bir Shakespeare dörtlüğü, hem yatay hem düşeyde yüksek not alarak dev bir alan oluşturur ve şiirlerinin büyüklüğünü ortaya koyar.

Bu kitabı okuduğunuz sürece bu metodu kullanın. Şiir değerlendirme yeteneğiniz arttıkça şiirden alacağınız zevk oranı da o kadar artacaktır.”

Bu cümleler, Ölü Ozanlar Derneği filminden. Öğrenci, ders kitabının şiire giriş kısmında doktoralı bir yazarın şiir anlayışını okurken öğretmen John Keating, tahtada grafik çiziyor. Grafik bitince sınıfa dönüp şöyle diyor:

“Saçmalık! Burada boru döşemiyoruz. Şiirden söz ediyoruz. Byron’ı okudum, beğendim, 42 veriyorum ama dans etmeyi bilmiyor. Şimdi o sayfaları yırtın!”

Öğrenciler sayfaları yırtarken, Keating, “Kaybol doktoralı Pritchard!” diye haykırıyor. Sonra öğrencileri etrafında toplayıp devam ediyor:

“İnsan ırkının içinde coşkular vardır. Tıp, mühendislik, hukuk, ticâret, yaşamak için gerekli asil mesleklerdir ama şiir, güzellik, aşk, sevgi… Biz, bunlar için hayattayız. Güçlüler mizanseni devam ederken sen de birkaç dize katkı yapabilirsin. Sizin dizeniz ne olacak?”

Derse şâhit olan bir öğretmen, çocukları sanatçı olmaya teşvik edip yanlış yönlendirdiği eleştirisini yapınca Keating, şöyle cevap veriyor:

“Sanatçı değil, özgür düşünen beyinler peşindeyim.”

Atandığı zaman doktoralı olduğunu bilmediğimden, “John Keating olmaya var mısınız?” diye seslendiğim Ziyâ Selçuk, 2020 yılında YÖK ile yapılan “Eğitimde İşbirliği Protokolü” imzâ töreninde, bu projenin zihinsel bir dönüşüm olduğunu söyleyerek şöyle demişti:

"MEB olarak bütün sistem bileşenlerinin eş zamanlı dönüştürülmesini önemsiyoruz. Sâdece müfredatta, mevzuatta, alt yapıda yapılabilecek değişikliklerin bütünsel dönüşüme hizmet etmeyeceği açıktır. Bundan dolayı da sistemi ölçme, değerlendirme, öğretim ve öğrenme süreçleri, öğretmen yetiştirme boyutlarının tüm bileşenleriyle birlikte ele almaya gayret ediyoruz. Bu ihtiyaç doğrultusunda dünyâdaki ihtiyaçları da dikkate alacak şekilde yeni bir bakış açısına ihtiyaç olduğunu fark ediyoruz. Bu mânâda yapılması gereken birtakım işlemler var. Öğretmen yetiştirmenin, fakültelerden itibaren yeniden bir tasarıma tabi tutulması, günün ihtiyaçlarını karşılama bakımından son derece kritik.”

İnsanın, “Kaybol doktoralı Bakan Bey!” diyesi geliyor değil mi? Selçuk, zihinsel dönüşümü tamamlayamadan kayboldu ama emekliliği yaklaşanlar da dâhil, binlerce öğretmen, akın akın yüksek lisans yaptılar. Muhtemelen bunu yaparken çok yoruldular ve asıl işlerindeki performansları düştü. Özel Üniversiteler, bayıla bayıla kabul etti mürâcaatları. Tamâmen duygusal(!) sebeplerle diyeyim ötesini anlayın. Tezlerin kalitesi, kimin umurunda!

Milli Eğitim’deki yanlış uygulamalar da bir sayfayı yırtıp atar gibi kolayca yırtılıp atılsa ne iyi olurdu!

Bir kurumu karıştırmak, huzur bozmak istiyorsanız fakülte mezûniyetlerine binâen göreve başlattığınız çalışanlara, yüksek lisans ve doktora dayatın ve bunu, makamlarına, maaşlarına yansıtın. Nereden mi biliyorum? Çalıştığım devlet kurumunda yaşadım. Yüksek lisans ve doktora yapanın yürüyüşü değişiyordu. Kurumda huzur kalmadı. Yetmedi, zâten mezuniyetlerine binâen imtihanla işe alınan memurlar, kurum içi sınava tâbi tutuldular. Çalışanlar, birbirine düştü. Canı yanan telefona sarıldı veya Ankara’nın yolunu tuttu. Bütün bunlar, maalesef akademisyen yöneticilerimiz yüzünden oldu. Adamlar hayâta, akademik gözlükten bakıyorlar. Oysa akademik kariyer, akademi içindir; devlet dâiresi için değildir. İlk ve orta öğretim için ise hiç değildir!

Kaybolan Milli Eğitim Bakanımızın yerine yine akademisyen bir bakan geldi. Üstelik mühendis. Mahmut Özer, hayâta sâdece akademisyen gözüyle değil, mühendis gözüyle de bakıyor. Boru döşemediğimizin farkında değil. Öğretmenler için uzmanlık sınavı çıkardı. Bir târih öğretmeni, ilgili fakülteden mezun olup göreve başlamıyor mu? Bu neyin uzmanlığı?

Kılıçdaroğlu, öğretmenlere “Bu rencide edici sınava girmeyin!” çağrısı yaptı. Eyvah eyvah! Bu çağrıya uyan özgür beyinli öğretmenlerin vatan hâini olup olmayacağını, sınavı geçenlerin yürüyüşünün değişip değişmeyeceğini ve öğretmenler arasında hangi huzursuzluklara sebep olacağını, önümüzdeki dönemde göreceğiz. Sayın Bakanımız için bunlar, önemli değil. Bilmem ne kadar uzman, yüksek lisanslı ve doktoralı öğretmen sayısıyla övünecek. Bunun, sınav sisteminden perîşan olan, günü yakalayamayan, sanattan yâni özgür düşünceden uzaklaşan öğrencilere ne faydası olacağını dert etmeyecek.

Öğretmenliği aşkla yapan, öğretmen koltuğunu başka koltuklarla kıyaslamayı bile zül olarak gören ve öğrencilerine, “Güçlüler mizanseni devam ederken sen de birkaç dize katkı yapabilirsin. Senin dizen ne olacak?” diye soran arkadaşlarıma, bu kariyer meselesini sordum. Ağız birliği yapmış gibi, “Hiç işim olmaz!” dediler. Nâmuslu bir akademisyene de öğretmenlerin yüksek lisans ve doktoralarını sordum. Çok gereksiz olduğunu ve yapılan tezlerin akademik yönünün olmadığını söyledi. Öğretmenlerin bu boğucu yaz günlerinde uzmanlık için hazırlandıklarını söylediğimde ise şöyle dedi:

“Herkes, öğretmenlerin tâtilinin peşinde. Bir çocukla baş edemiyoruz. Onlar, her sene yüzlerce çocukla uğraşıyor. Tâtili, hak ediyorlar. Maaşları da yüksek olmalı!”

Ne diyeyim bilemiyorum. “Kaybol doktoralı Sayın Bakan!” dememe gerek yok. Zâten zamanla kaybolacak. Fakat olan, çocuklarımıza ve öğretmenlerimize olacak!

Buradan Mahmut Özer’e seslenmek istiyorum:

Boru döşemiyoruz Sayın Bakanım! Öğretmenlik, önünde uzman veya doktor etiketine ihtiyaç duymayan asil bir meslektir!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.