KANLI MI OLACAK? KANSIZ MI?

İstifa ve kopuşların önüne geçilemeyen Ak Parti “metal yorgunluğu”nu üzerinden hala atamamışa benziyor. Partinin kendini güncelleyememesi ve mevcut kadrolara olan güvensizlik nedeniyle parti kadrolarında kan kayıpları yaşanırken, yeni kurulması beklenen partilere teveccüh artmaya devam ediyor. Ak Parti ikili bir kıskacın arasında kalmış görünüyor.  Bir yandan eski Ak Parti kadrolarından tecrübeli bir ekip oluşturan ve geçmişte partilerinde siyaset yapıp bir şekilde “haksızlığa uğrayarak ayrıldığı” iddia edilenleri etrafında toplayan Davutoğlu, öte yandan “yaptığı iş ne olursa olsun, mesleğinde başarılı ve geçmişi temiz” yeni ve başarılı bir ekip oluşturmaya çalışan Babacan. Birçok il başkanını görevden alan Ak parti bu yenilenmeyi doğru kişilerle ve ivedilikle yapamadığı takdirde partideki kan kaybının süreceği ve 2020 yılında yapılması olası bir erken seçimle de iktidarı kaybedeceği öngörülebilir. Neden mi? Çünkü özellikle teşkilatlarda ve bürokraside başta bilhassa akçeli işlerde vatandaşların kafasında soru işaretleri oluşmaya başlamış durumda. AK partiye yakınlığıyla bilinen Akit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak bile özeleştiride bulunarak "Laikleşmedik ama kadın, para ve makam başımızı döndürdü" diyerek bu rahatsızlığın sinyallerini vermişti. Ak partide radikal bir değişim ve dönüşüm isteniyorsa öncelikli olarak ve özellikle bunun çözülmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bu değişim ve dönüşüm sağlanamadığı takdirde Ak partiye olan güvenin yitirileceği ve büyük oranda oy kaybı yaşanacağını söyleyebiliriz, ancak kulislerde konuşulan iki farklı konu var. Bunlardan birisi Ak partinin iktidarı nasıl devredeceği, diğeri ise bir iktidar değişikliği olur ise eskilerin devri sabık dedikleri, geçmişe yönelik hukuksuzlukların, kanunsuzlukların peşinin bırakılıp bırakılmayacağı konusu.

Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ın 13 Nisan 1994 tarihinde meclis grubunda yaptığı konuşmada “…Türkiye'nin şu anda bir şeye karar vermesi lazım, refah partisi adil düzen getirecek, bu kesin şart, geçiş dönemi yumuşak mı olacak sert mi olacak, tatlı mı olacak kanlı mı olacak, altmış milyon buna karar verecek." Sözleri 28 Şubat’a gerekçe yapılmıştı. Erbakan’ın asıl söylemek istediği; devleti yöneten Kemalist anlayışın, iktidarı demokratik yöntemlerle devretmeye hazır olup olmadığı sorusuydu. Kemalist anlayış iktidarı demokratik yöntemlerle siyasal İslamcı anlayışa devretti. Şimdi aynı soruyu iki kelime değiştirerek devleti yöneten siyasal İslamcı anlayışa sorabiliriz. “…Türkiye'nin şu anda bir şeye karar vermesi lazım, YENİ PARTİLER adil düzen getirecek, bu kesin şart, geçiş dönemi yumuşak mı olacak sert mi olacak, tatlı mı olacak kanlı mı olacak, altmış milyon buna karar verecek." 

7 Haziran 2015 seçimlerinde Ak parti tek başına veya koalisyonla hükümet kurma görevini yerine getiremedi. Teamüller gereği yeni görev ikinci sıradaki partiye verilmesi gerekirken sürenin sonu beklendi. Bu arada başlamış olan çözüm süreci sona erdirildi. Suruç’ta meydana gelen patlamada en az 31 kişi hayatını kaybetti, Urfa’da iki polis evlerinde ölü bulundu, sınır ötesine hava ve yurt içinde yoğun operasyonlar başlatıldı, çatışmalar yeniden yoğunlaştı ve 7 Haziran seçimlerinin yenilenmesi kararı alınarak bu şartlarda Türkiye ilk kez geçici hükümetle seçime gitti, Ak parti iktidarının devamı sağlandı.

İkinci önemli konuda, devri sabık yani geçmişe yönelik hukuksuzluk ve yasa dışılığın hesabının sorulup sorulamayacağıdır. Kamuoyunda özellikle ihale, imar, özelleştirme, vakıf ve derneklere verilen maddi destekler başta olmak üzere birçok konuda tartışmalar yapılmaktadır. Bir anda geçmişi hakkında pek bilgi sahibi olamadığımız, sermaye kaynakları çok ta bilinemeyen büyük zenginler türedi. Ülke ekonomisi gittikçe küçülürken, devlet kaynaklarını kullanan bu zevatın ekonomisi büyüdü.

Devlet garantili, köprü, şehir hastaneleri, otoyol, havaalanı gibi büyük yatırımların yatırım maliyeti ve ödeme garantileri konusunda tam netlik olmamasına rağmen, 25 yıllık dönemde bu geri ödemelerin yapılacağı iddia edilmektedir. Bütün bunlar nedeniyle ülkede ki genel ruh hali ekonomik kaynaklarının sorumsuzca tüketildiği, çocuklarımızın 25 yılına da ipotek konulduğu yönünde. Önemli bir soru da yapılan bu yatırımlar ne kadar rantabldır? 

Dönemim ulaştırma ve altyapı bakanı Cahit Turhan, Kütahya'daki Zafer Havalimanında “garantili yolcu sayısına ulaşılamadığını” ve bunun için de devletin şirkete 5 yılda, iç hat yolcu için 5 milyon 799 bin 246 euro, dış hat yolcu için de 20 milyon 892 bin 380 euro olmak üzere, toplam 26 milyon 691 bin 626 euro ödediğini açıklamıştı. Bu sadece bir havalimanı için ödenen para. Yatırımlarda temel esas hizmetlerin doğru zamanda, doğru yerde ve doğru maliyetle yapılması ilkesidir. Kaba bir hesapla sadece Kütahya havalimanı için geriye kalan 20 yıl için ödenmesi gereken para 106.800.000 euro yani 683.520.000.000. TL.

Toplamda bu tarz onlarca, hatta yüzlerce yatırım olduğu düşünüldüğünde ortaya çıkan rakam çok büyük boyutlara ulaşmaktadır. 

Ak partinin ülke vizyonunu güncelleyememesi durumunda bir iktidar değişikliğinin kaçınılmaz olduğu görülmektedir. Yeni hükümetin ilk icraatlarından biri de geri ödeme garantili tüm yatırımların mercek altına alınarak ülke geleceğinin 25 yıllık yeni “yandaş kapitülasyon” boyunduruğundan kurtarmak olmalıdır. Geçmişe yönelik araştırmalarda rövanşist bir anlayış değil, hukuk ve yasalara uygunluk dikkate alınmalıdır. Ayrıca el konulan FETÖ varlıklarının akıbeti de özellikle araştırılmalı, bunların değerleri üzerinde satılıp satılmadığı, hazineye devredilip devredilmediği konularına da titizlikle bakılmalıdır.

Bu konuda İstanbul bir örnek teşkil edebilir. Seçimleri kazanan Ekrem İmamoğlu, belediyenin iyi yönetilmediği ve borç batağına düşürüldüğünü söyleyerek, özellikle vakıf ve derneklere verilen büyük bağış ve ihalelerin belgelerini paylaştı, bazı yatırımları ve kullanım haklarını iptal etti. Belediye gelirlerinde denge ve disiplini sağlayarak yeni yatırım ve faaliyetler için hükümetin neredeyse üçte bir oranında faizle, dış borç buldu. 

Devlette devamlılık esastır, çadır devleti olmadığımızı iddia ediyorsak bunlar yapılmadığı takdirde “yanlış, yapanın yanına kar kalır” anlayışı hâkim olur ki, bir daha hiçbir iktidar bu bozulan ahlaki değerleri ve sistemi yerine oturtamaz, hak, hukuk adaleti tesis edemez. Sayın Erdoğan’ın da söylediği gibi "Adaletin bozulduğu yerde ekonomiyi, ekonominin çöktüğü yerde adaleti ayakta tutmak zordur." Adaletin olmadığı yerde de devletten bahsetmenin bir anlamı olmaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.