İstanbul’un göbeğinde bir KGB Ajanı

İstanbul’un göbeğinde bir KGB Ajanı

Yıl 1968… Dünyada Soğuk Savaş rüzgârlarının estiği, iki farklı blokun ajanlarının düşman ülkelerinde cirit attığı zamanlar. ..

Yıl 1968… Dünyada Soğuk Savaş rüzgârlarının estiği, iki farklı blokun ajanlarının düşman ülkelerinde cirit attığı zamanlar. 27 Ocak 1968 tarihinde gazetelerini eline alan Türk vatandaşları ise “İstanbul’daki Büyük Casusluk Olayının Hikâyesi” başlığıyla karşılaştılar. Hikâyenin ana kahramanı Ermeni asıllı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Kerim Manukyan’dan başkası değildi.
Kerim Manukyan, aslında bir “filmciydi.” İş hayatının başlarında Beyoğlu’nda bir daire kiralamış, film makineleri ayarı ve tamirciliği yapmaya başlamıştı, KGB ajanları ile tanıştıktan sonra ise işlerini büyütmüş, bu durum çevresinin dikkatinden kaçmamıştı.

Manukyan’ın KGB ile ilk iletişimi işi sayesinde ve amcasının aracılığıyla gerçekleşiyor. Bir gün amcası Manukyan’a kendisi için film temin edebileceğini söylemiş. Manukyan da bu teklifi kabul etmiş ve filmlerin kaliteli çıkması sonucunda bu alışveriş birkaç kez daha devam etmiş. Devamında amcası filmi kendisine temin eden kişilerle Manukyan’ı buluşturmuş, kendisine filmleri vermişler fakat hediye olarak kabul etmesini istemişler, bunun karşılığında ise bir talepleri olmuş: KGB adına çalışması.

Manukyan bu teklifi reddetse de KGB görevlilerinin tehditleri nedeniyle kabul etmek durumunda kalmış. Devamında eğitim için Doğu Berlin’e gönderilen Manukyan, amcasının “çok fazla şey bildiği için” servis tarafından öldürüldüğünü belirtiyor.

Sovyetler, Manukyan’ı olası bir savaş durumunda kullanmak için eğitmişlerdi. Ona “İstanbul’da ne kadar çift çıkışlı lokanta ve kahve varsa adreslerini tespit et ve bir rapor hâlinde ver” şeklinde görevler veriyor ve işten kopmamasını sağlıyorlardı. Manukyan diğer ajanlarla kolay kolay göz temasına girmiyor, bir ağaç altına bırakılan kırmızı kiremit veya bir bina önüne bırakılan boş sigara kutusundaki şifreli notlarla iletişim kuruyordu. Kerim Manukyan casusluk faaliyetlerine bu şekilde 16 yıl boyunca devam etti.

Kerim Manukyan’ın, değişik isimler taşıyan pasaportlarla sık sık Avrupa’ya gitmesi ve şüpheli hareketleri, MİT’in gözünden kaçmadı. Kegam Levon Pamukoğlu, Kegam Levon Pulli, Kerim Ömer Pamukoğlu, Kerim Borman ve nihâyet kendi adı ile Türkiye dışına çıkan Kerim Manukyan’ın İstanbul’un Beşiktaş gibi işlek noktalarında diğer ajanlarla görüşmeler gerçekleştirmesi de sonunu getiren olaylardan biri olmuştur.

Yolun Sonu

“Fatih Ormanı o kadar sessizdi ki en ufak bir fısıltı dahi yankılanıyordu. Sovyet casusu Manukyan’a bu gece suçüstü yapılacaktı. Biz iki kişi, Maslak asfaltından ormana giren yola yakın bir yerde duruyorduk. Detrap noktası (Ajanlarla gizli haberleşme, para ve döküman alışverişinde kullanılan yer) 300-400 metre kadar ilerdeydi. Etrafında tertibat alınmıştı. Aylardır yürüttüğümüz takip faaliyeti nihayet sona erecekti.” Kerim Manukyan’ın yakalandığı operasyonda görev yapan eski MİT personeli Mehmet Eymür, o günü bu cümlelerle anlatıyor.

Kerim Manukyan o gün, siyah boyalı bir taşın altına Türkiye’ye ait gizli bilgi ve dokümanları koyarken MİT dedektifleri tarafından yakalandı. Devamında Askerî Mahkeme tarafından idam cezasına çarptırılan Manukyan, yakalandıktan sonra suçunu itiraf etmiş olması ve MİT’e kolaylık sağlaması nedeniyle ömür boyu hapse mahkûm edildi. Böylelikle Soğuk Savaş tarihindeki sonu gelmeyen casusluk hikâyelerine İstanbul’un göbeğinde gerçekleşen oldukça ilginç bir sayfa daha eklenmiş oldu.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler