Prof. Dr. Tolga Yarman

Prof. Dr. Tolga Yarman

Erdoğan yeniden Cumhurbaşkanı adayı olamaz!?

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanlığı
Kızılay, Ihlamur Sokak, 4
Çankaya/Ankara
Konu:
Cumhurbaşkanımız’ın, YSK Başkanlığımız’a tekrardan CB aday adayı olarak
başvurması halinde, YSK Değerli Üyeleri’nin yapacakları her bir tasarrufun, Türkiye kamuoyuna ve Dünya kamuoyuna kusursuz anlatılabilir bir berraklıkta gündeme gelmesinin tarihî öneminin dikkatlerinize, ortadaki tüm şüphelerin eksiksiz zail olacağı niyazıyla, sunulmasından ibarettir...
Görevdeki Cumhurbaşkanımız, geçen ay, 9 Haziran 2022’de, hepimizin bildiğimiz şekliyle, Haziran 2023 Seçimi itibariyle, tekrar, cumhurbaşkanlığına aday olduğunu açıkladı.
Tarafınıza, herhangi resmi bir başvurusu, seçim takvimi yönünden, pek muhtemel, henüz olmamakla beraber, aşağıda katınıza sunacağım talep,
tarafınızdan (2014’te ve 2018’te), iki kez cumhurbaşkanlığı mazbatası verilmiş öznenin, profili açısından, aynıyla geçerli olduğundan, muhakkak dikkate alınmalı ve önümüzdeki sürece dönük olarak, dikkatte tutulmalıdır; aynı bağlamda, öznenin vaki olabilecek başvurusuna dönük olarak, muhakkak, işleme alınmalıdır.
Hatta, üçüncü kez katınıza cumhurbaşkanı (CB) adayı olmak üzere başvurabilecek, Cumhurbaşkanımız’a, aşağıdaki, vaki talep üzerine, şimdiden yollanmalı, eğer yapacaksa, başvurusunu yaparken, dikkate getireceğim hususlara dönük, eksik gedik bırakmaması hususu, başta işaret ettiğim "üçüncü kez cumhurbaşkanlığına adaylığına" dair yaptığı açıklama uzantısında, talep edilmelidir.
Esas itibariyle ise, Cumhurbaşkanımız’ın, her iki dönem (2014 ve 2018) süresinde, ifa edilmiş cumhurbaşkanlığı görevlerinin, bilhassa tarih önünde, sakata düşmemesi için, söz konusu yola, hiç vakit geçirmeden başvurmanız, kaçınılmazlık arz etmektedir.
Görevdeki Cumhurbaşkanımız’ın, siyasî kabiliyetlerini, tartışma ötesi görenlerdenim...
Artısıyla eksisiyle, önce on iki yıl (2002-2014) kesintisiz Başbakanlık görevini sürdürmüştür.
Ardından, günümüze kadar (2014 ve 2018 seçimlerinde) iki kez seçilmek suretiyle, Cumhurbaşkanı görevini üstlenmiştir.
Sandığa ve seçmenin iradesine saygım ise, tamdır ve mahfuzdur.
Fazla olarak belirtmek isterim ki, kendisiyle hiç karşılaşmamış olmama rağmen, aramızda her daim, bir sempati akımı mevcut olmuştur.
Tarafıma özellikle Başbakanlığı sürecinde ardışık olarak ilettiği, selam ve saygı bağı, benim için, çok değerli olmuştur...
Aynı mahallede büyümüşüzdür.
Aynı toprağın ve aynı göreneğin çocuklarıyızdır.
Bu çerçevede birbirimize manevî dünyalarımızdaki yakınlık, katlanmıştır.
Böyle olmakla beraber, aşağıda dikkate getireceğim, talep, yalnızca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, yapabildiğim kadarıyla korumaya (muhafaza etmeye) yönelik değildir.
Her hal-ukârda "Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni muhafaza ve müdafaa etmek", Cumhuriyetimiz’in her gencinin olacağı şekilde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Gençliğe Hitabesi’nde, tarafıma da yüklediği, birinci vazifedir.
Şu ki, bu vazifeyi ifa ederken; Cumhurbaşkanı’nı da; bir Abi, giderek hocaların hocası olarak, bundan böyle Cumhuriyetimiz’in başına, giderek O’nun
başına gelebilecek melanetler açısından korumam, bütün ulusumuz açısından hayatî önemdedir.
Son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: Hal-i hazır muhkem bilgim ve kanaatim, O’nun, yeniden CB adayı olmaması, dahası olamayacağı yönündedir.
Başka bir deyişle, Yüksek Seçim Kurulumuz’un (YSK) bundan önce (2014’te ve 2018’de) verdiği cumhurbaşkanlığı mazbataları, ortada dolaşagelen kuvvetli şüphenin işaret ettiği doğrultuda, her şeye karşın yanılmayı dileyerek ifade ediyorum, yok hükmündedir...
Muhakeme kabiliyetimin ve aklımın işaret ettiği sonuç, budur.
Aynı bir hata, YSK Başkanlığımız tarafından 2023’te, ya da, daha önce yapılabilecek CB seçiminde, tekrarlanmamalıdır.
Burada iki konuya girmeyeceğim:
Birincisi, Anayasamızın 101. Maddesi’nin, bir kişinin, olağan süreç itibariyle iki kereden fazla Cumhurbaşkanı seçilemeyeceğidir.
Yukarıda, Cumhurbaşkanımız’ın, önümüzdeki seçimde, üçüncü kez CB adayı olacağını açıklamakla beraber, söz konusu anayasa hükmünü ne suretle aşabileceğine dair bir açıklamada bulunmamış olmasıdır.
Bu konuya burada girmeyeceğim.
İkincisi, Cumhurbaşkanımız hakkında maatteessüf ABD Temsilciler Meclisi’nde, 30 Ekim 2019’da kabul edilmiş bulunan, bir "mal varlığı" soruşturmasının, açılmış olduğudur.
https://www.dw.com/tr/erdo%C4%9Fan%C4%B1n-mal-
varl%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%C4%B1n-ara%C5%9Ft%C4%B1r%C4%B1lmas%C4%B1-istendi/a-51043460
Bu olgu, ülkemize dönük dehşetli bir tehdittir...
Buna rağmen, Cumhurbaşkanımız, söz konusu tehdide karşı, henüz bir şey yapmış görünmemektedir.
YSK’nın; yasalarımız, başta anayasamızın lafzı gereği, söz konusu olguyu, kavrayabildiğim kadarıyla, dikkate alması gerekmiyor ise de; kendisini böylesi bir itham karşısında aklamamış olacak Cumhurbaşkanımız’ın; en başta
ülkesini koruma saikiyle, tekrardan cumhurbaşkanlığına aday olmak istemesi, etik sayılmamak gerekir ve ister istemez, olumsuz ihtimalleri, akıllara getirir.
Bu konuya da burada girmeyeceğim...
Esas meselemiz şudur ki, Anayasamızın 101. Maddesi, CB adayı olabilmek üzere, yüksek öğrenim şartını vaz etmiş bulunmaktadır.
Buna karşılık, kamuoyunda olduğu kadar, şahsen vicdanımda gelişmiş olan hüküm, Cumhurbaşkanımız’ın yüksek öğretim diploması olmadığı, yönündedir.
Keşke başbakanlık gibi, CB için de yüksek öğretim diploması gereği,
anayasamıza raptedilmemiş olsaydı!
Ancak söz konusu yaptırım anayasamızda olduğu sürece, yüksek öğrenim görmemiş bir CB adayı, YSK tarafından, adaylaştırılamaz.
Adaylaştırılmışsa, işlem hukukî olamaz.
Adaylaştırılmış ve seçim sonrası, bihakkın edindiği oylar uzantısında CB mazbatası ile ödüllendirilmiş ise, bu tasarruf maatteessüf, hukukî sayılamaz...
Bu aşamadaki çığlığımın ana sebebi ise, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Anayasamız orada durduğu sürece, tekrar ve aynı bir hukuksuzluğa duçar edilmemesini, temindir.
Bileceğiniz üzere, konuyla ilgili, hem katınıza, hem Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na, hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM), bireysel ve kurumsal, "tonla" başvuru vardır.
Bütün bunları atlayarak ve mümkün mertebe duru bir mantıkla, sadece, aşağıdaki hususları dikkate taşımakla yetineceğim.
O Cumhurbaşkanımız’ın, yüksek öğrenim diplomasının maalesef, aslı değil, sureti, 2014 Seçimi öncesinde, İstanbul 15. Noteri tarafından tasdik edilmiş olup, katınıza sunulmuştur.
Cumhuriyet Gazetesi’nin 12 Haziran 2019 tarihli haberinde (daha 2014'teki CB seçimi itibariyle), o açıdan şöyle denmektedir:
Türkiye Noterler Birliği, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın seçim öncesi Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) sunduğu üniversite diplomasının fotokopisini, aslını görmeden onaylayan Kâtip hakkında, soruşturma açmayan notere, uyarı cezası verdi.
Erdoğan, 10 Ağustos 2014'teki cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde YSK’ya sunulmak üzere üniversite diplomasının fotokopisini (bahsi geçen Noterliğe) verdi (sundu).
Noter Kâtibi Emine Seven; "Dairemizce onaylanması istenilen işbu fotokopinin ilgilisi tarafından gösterilen ve iade edilen aslına uygun olduğu ve örnek verildiğini onaylarım", şerhiyle, belgeyi tasdik etti.
Ahmet Davran adlı vatandaş, Kâtip Emine Seven’i Türkiye Noterler Birliği’ne şikayet etti.
Başvuruda şu ifadelere yer verildi:
"Kâtip Emine Seven A4 fotokopi kâğıdını, diploma aslı olmadığı halde, kanuna aykırı bir şekilde şerh vurarak imzalamış, noter mührünü ve kaşesini basarak sahte bir resmi belge oluşturmuştur.
Hatta 2014 tarihinde yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan'ın
diplomasının sahteliğine ilişkin yapılan itirazlarda da, Kâtip Emine Seven tarafından tanzim edilen bu sahte resmi evrak, iğfal, yani kandırma gücüne sahip olduğundan, YSK’nin kararlarında bahse konu olmuş ve bu şerhe dayalı olarak itirazlar (YSK tarafından) reddedilmiştir."
İstanbul 15. Noteri Nejla Akgün, şikayeti (Ahmet Davran adlı şahsın Noterler Birliği’ne başvurusuna bağlı olarak, bu kurumun, 15. Noter’den, Kâtip Emine Seven hakkında işlem yapılmasını, istemesini), dikkate almayarak, soruşturma açmadı.
Bunun üzerine Türkiye Noterler Birliği 23 Mayıs 2019’da (Noter) Nejla Akgün’e uyarı cezası verilmesine karar verdi.
Karar gerekçesinde şöyle dendi:
"Disiplin işlemlerinin mahiyeti, hesap verilebilirlik ilkesi ve işlemlerin yapılmamasından doğabilecek zararlar göz önüne alındığında adı
geçen noterin soruşturma yapması gerektiği yönündeki Türkiye Noterler Birliği’nin birçok yazışmasına rağmen, soruşturma yapmaktan imtina etmesi ve bu yönde ısrarcı davranmasının disiplin suçu oluşturduğu kanaatine varıldığından, İstanbul 15. Noteri Nejla Akgün hakkında 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 125. maddesi delaletiyle 126. maddesinin (A) bendi uyarınca disiplin yönünden, uyarma cezası verilmesine, oybirliğiyle karar verildi."
Toplamda sekiz sayfa olan bu kararın (Noterler Birliği, E 2018/263, K 2019/158) özü, hemen bütün basında yer almıştır.
Noterler Birliği’nden gerekmesi halinde, tabiatıyla istetilebilir.
Esas itibariyle ise, YSK Başkanlığı’na, "diploma" konusunda, 2014’te yapılan
itirazlar, İstanbul 15. Noteri Kâtibesi’nin tanzim ettiği ve fakat, şahsen anladığım, sakıt olduğu ortaya çıkmış, tasdik şerhli suret öne çekilerek reddedilirken, özü itibariyle, YSK kararlarında, bütünüyle kayıt altına alınmış olup, bu Kurum tarafından eksiksiz biliniyor olmaktadır.
Bu karar uzantısında, İstanbul 15. Noteri, diploma tasdikinde sahtecilik yapan Kâtip Emine Seven hakkında, olayların sonrasında dahi, soruşturma açmamış görünmektedir.
Aynı bağlamda, Noterler Birliği, sahtecilik hakkında Kâtip ve Noter hakkında suç duyurusunda bulunmamıştır.
Bulunsa, dava, her hal-u kârda, Noter açısından, ilgili ağır ceza mahkememizde görülecek bir dava olurdu.
Noterler Birliği, İstanbul 15. Noterliği’nde suret üstünden yapılan tasdik
işlemini, iptal etmemiştir, ya da iptali istemini, İdare Mahkemesi’ne taşımamıştır.
İster doğrudan iptal işlemiyle, ister idare mahkemesinde görülecek, belli bir sahtecilik davası uzantısında, İstanbul 15. Noterliği’nde yapılmış olan, diploma tasdik işlemi, yok hükmünde sayılsa (dileriz öyle olmayacaktır, şu ki), Cumhurbaşkanımız’a YSK tarafından 2014’te ve 2018’de verilmiş mazbatalar, ağızdan yel alsın, yok hükmüne sıkışır.
Aynı bağlamda; YSK; diploma sahibinden, tasdikte sahteciliğin ortaya çıkmasından sonra, diplomanın aslı üstünden tasdik işleminin yenilenmesini ve elindeki, sakatlanmış olduğu sarih olan kayıtların ve bunların zemininde yapılmış işlemlerin ve idarî tasarrufların, onarılmasını, talep etmemiştir.
Kanaatimce, daha da vahim olan; Diploma’nın Sahibi’nin, şu olup bitenden sonra olsun (ki, araya 2018 CB Seçimi ayrıca girmiş olmaktadır), hem İstanbul 15. Noteri’ne diplomasının aslını yollayarak tasdik işlemindeki pürüzü gidermesi yönünde, hem de 15. Noterlik’teki sakatlığın ortadan kaldırılmasına bağlı olacak olarak, YSK nezdinde, müteselsilen vücut bulmaya devam etmiş sakatlıklar dizisinin giderilmesi yönünde, bilindiği kadarıyla, hiç bir adım, atmamış olmasıdır...
Dikkate sunduğum haberde, görev suistimali ile düzenlenen sakıt Noter belgesine yer verilmiştir.
Bu belgenin kopyası, aşağıdadır.
Solda suretinin kopyası görülen diplomanın sahteliği ayrıca sorgulanmaktadır...
Açıkladığım çerçevede; Noterler Birliği’nin İstanbul 15. Noteri’ne verdiği uyarı cezası, diploma tasdik işleminin, cürüm mahiyetinde ortaya çıkan sakatlığının, ihbarı sayılmak iktiza eder.
Bu ihbar, bütün Türkiye ve Dünya kamuoyunadır.
En başta ise diploma sahibine ve YSK Başkanlığı’nadır.
İhbar suretiyle; YSK; 2014’te ve 2018’de verdiği CB mazbatalarının, aksi ispatlanıncaya kadar, sakıt olduğu belli olan işlemler üstüne bina etmiş olduğunun, idrakine, varmış olmalıdır.
Öyleyse, (i) İstanbul 15. Noteri’nden, behemehal, diplomanın sahibini Noterliğe davet ederek anılan diplomanın tasdikini, aslı üstünden yaptıktan sonra, tasdikli aslına uygunluğun, YSK Katı’na iletilmesini, ihtar etmelidir, (ii) Diploma sahibinden, sakıt işlemin onarılmasına imkan verilmek üzere, diplomasının aslını tasdik ettirip, YSK’ya iletmesini, ihtaren, talep etmelidir.
YSK, ihtarlarına, yanıt alamayabilecektir.
Öte yandan YSK kararları, malum, kesindir.
Anayasa Mahkememiz’e dahi, götürülemez...
Bir tek, AİHM’ne götürülebilir.
Ki, "diploma konusu", basından bilindiği üzere https://www.hkp.org.tr/tag/diploma/ halen AİHM’nde görülen bir davanın konusudur.
AİHM, 2014 ve 2018 CB mazbatalarının sakıt olduğuna hükmetse bile, hüküm YSK’yı tabiatıyla bağlamayabilecektir.
YSK kararları, buna karşılık, genel hukuk ahkâmından münezzeh değildir.
Herhangi bir hükmün temelindeki delilin sahte ya da kuvvetli şüpheli olduğu, açığa çıkmışsa, hangi mahkeme olursa olsun, iade-i muhakeme yoluyla, önceki kararını yeniden ele alabilir ve değiştirebilir.
YSK, işaret ettiğim ihtarlarına dönük, sonuç alamazsa, iade-i muhakeme
yoluyla, 2014 ve 2018 CB mazbatalarını, önceki tasarruflardaki haklılık, YSK’nın ayrıca yetkisi dahilindeki, yargı yoluyla savunulamıyorsa, iptal etme yetkisini, haiz olmalıdır...
YSK Üyeleri; vicdanlarının sesini dinleyerek; hepimiz gibi; yargılamanın, önceki YSK tasarruflarındaki haklılığı ortaya çıkartacağını niyaz ederek, ifade ediyorum; bu yola, muhakkak gitmelidirler...
Düşündürücü bir diğer husus, geçende İstanbul Belediye Başkanlığı’ndan (İBB),
Cumhurbaşkanımız’ın, İstanbul Belediye Başkanı olduğu evrede, İBB Personel Daire Başkanlığı’nda olacak, diplomasının görülmek istenmesi uzantısında, talebin, IBB tarafından reddedilmesidir.
Haber 11 Haziran 2021 tarihlidir ve şöyledir:
HKP, Recep Tayyip Erdoğan'ın İBB Başkanlığı döneminde belediyeye sunması gereken diplomasıyla ilgili İBB’ye başvuruda bulunmuştu.
Başvuruda Erdoğan'ın diplomasının 4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nun ilgili maddeleri gereğince İBB arşivinden çıkartılarak kendileriyle ve kamuoyuyla paylaşılmasını istemişti.
Başvuruyu değerlendiren İBB, Erdoğan'ın diplomasının talep edilmesinin 4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’na göre "kapsam dışı" olduğunu öne sürdü.
İBB, başvuruya verdiği yanıtta şu ifadeleri kullandı:
"Cumhurbaşkanı hakkında bilgi ve belge talebinize dair ilgi elektronik başvurunuz incelenmiştir.
4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nda bilgi edinme hakkına ilişkin istisnalar düzenlenmiş olup, söz konusu kanunun 21. maddesinde "kişinin izin verdiği haller saklı kalmak üzere, özel hayatın gizliliği kapsamında açıklanması halinde kişinin sağlık bilgileri ile özel ve aile hayatına, şeref ve haysiyetine, mesleki ve ekonomik değerlerine haksız müdahale oluşturacak bilgi veya
belgeler, ‘bilgi edinme hakkı’ kapsamı dışındadır"düzenlemesi yer almaktadır.
Bu nedenle talebiniz, ‘bilgi edinme hakkı’ kapsamı dışında olduğundan ilgi dilekçeniz üzerinde herhangi bir işlem yapılamamıştır.
Bilgilerinize rica ederim."
Söz konusu talebi IBB’ye yöneltenler, İBB Başkanı, İBB İnsan Kaynakları Müdürü ve Dilekçeyi İşleme Koymayan Görevliler hakkında, "Suç Delillerini Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme" suçunu işlediklerini belirterek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda, bulundular.
Konumuz açısından ise, buradaki asıl mesele şudur:
IBB Personel Dairesi’nde Cumhurbaşkanımız’ın hangi diploması bulunmaktadır?
YSK’nın, 2014’te ve 2018’de verdiği CB mazbatalarına ilişkin idarî tasarrufların sakatlığı, Noterler Birliği’nin, İstanbul 15. Noteri’ne verdiği uyarı cezasıyla, bu aşama itibariyle olsun, sübut bulduğuna ve bahse konu sakatlık bugüne kadar onarılmamış göründüğüne göre, YSK’nın, Cumhurbaşkanımız’ın, IBB Personel Dairesi’nde bulunan diplomasıyla, YSK’nın elinde bulunan ve sahtecilikle elde olunduğu kuvvetli bir kanaat olarak ortaya çıkmış bulunan, sureti tasdikli diplomanın, uyumluluğunu soruşturması, kaçınılmazdır.
Tasarruf YSK’nın yetkisi tahtında bulunmaktadır.
Bu açıdan, YSK’nın, Cumhurbaşkanımız’ın IBBPersonel Dairesi’nde bulunan söz konusu diplomasını mercek altına alması gerekir.
Sizi bütün varlığımla temin ederim ki, IBB’deki diploma aslına uygun bir yüksek öğrenim diploması ise, buna en çok sevinecek olanlardan biri, bu satırların yazarı olacaktır.
Cumhurbaşkanımız; diploması üstüne yapılan şikayetler ve spekülasyonlar uzantısında, Marmara Üniversitesi Rektörü’nden, 4 Haziran 2016’da Marmara Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, diplomasını arşivden çıkarıp göstermesini buyurmuştur:
Ancak bilebildiğimiz, Üniversite Rektörü’nün Cumhurbaşkanımız’dan aldığı talimatın gereğini henüz yerine getirmemiş bulunduğudur.
Söz konusu Üniversite’nin mezunlarıyla ilgili sayfasına, pek çok benzer sayfaya olduğu gibi, mahkeme kararıyla erişim yasağının getirilmiş olması ayrıca çok düşündürücüdür...
Şurası diğer bir vakıa olmaktadır ki, Cumhurbaşkanımız’ın Marmara Üniversitesi’nde okuduğu derslerle ilgili başarı notlarının Transkripti’ne (Dökümü’ne) de ulaşılamamış bulunulmaktadır.
Yani Marmara Üniversitesi Rektörü, Cumhurbaşkanımız’ın talimatı gereği diplomayı arşivden çıkarıp göstermekle yetiniyor olmamalı, beraberinde, tartışma götürmeyecek bağıl bir ders ve not dökümünü de kamuoyunun bilgisine sunabiliyor olmalıdır.
Rektör, bütün bunları yapmıyorsa, YSK, bir yargı makamı olarak, gereğini talep
etmelidir.
Cumhurbaşkanımız’ın yüksekokul diplomasının gerçekliği kanıtlanıncaya kadar, bütün şu dikkate taşıdığım hususlar, zihinlerde bulanıklık peydahlamaya devam edecektir.
O kadar böyledir ki, Cumhurbaşkanımız’ın İmam Hatip Lisesi sonrasında üniversite okuyabilmek üzere, fark dersleri vererek bitirdiği, Eyüp Lisesi’nden mezun olduğuna dair, dahi, istihfamlar gündemdedir (Cumhuriyet Gazetesi, 14 Ocak 2021)
Bu durumda, yetkisi tahtında olduğu şekliyle, YSK, durumun aslını Eyüp Lisesi
Müdürlüğü’nden, cevabî yazıya eklenecek ayrıntılı bir "fark dersleri dökümü" ve bunlara karşı öğrencinin edindiği notları havi bir belge talep ederek, sormalıdır.
Bir diğer yandan, Cumhurbaşkanımız adına tanzim edilmiş olan birden fazla Marmara Üniversitesi Diploması mevcut görünmektedir.
Bu konuda tarafınıza sunulmuş olduğunu izlediğim dilekçeler mevcuttur.
Şu ki bu maruzatımın irtifaını düşürmemek üzere, buralara girmeyeceğim.
Bütün şu bulanıklıklar ortada iken, ne muhalefet yönetimlerinin ne de, hangi kanatta olurlarsa olsunlar, çeşitli devrelerdeki TBMM üyelerinin, çıtlarını çıkartmamış olması, tüyleri diken diken ediyor.
Neticede kuvvetli bir şüphenin takip edilmesi, savın doğruluğu anlamına gelmez...
Şüphenin, sonuçta, takip edilenin fiilinin, aleyhine ya da lehine
sonuçlanacağının müjdesini taşır...
Kuvvetli şüphe zail olabilir...
Ama birileri, demek oluyor ki, hemen hepimizin elini, gerçeklerin anlaşılmasına omuz vermekten alıkoyagelmiştir.
O kadar ki, söz konusu vebal, tarafımdan kurucu üyesi sıfatını taşıdığım partinin kurultayında, yüze vurulmuştur.
Genel Merkez, 23 Temmuz 2020
Kurultay, 25 Temmuz 2020
İlgilileri töhmet altında bırakan hitaplarımın içeriği ise, hiç birbiçimde takibata maruz tutulmamıştır...
Bütün şu dikkate getirdiklerim itibariyle, şahsen gördüğüm, ilgili tasarrufları, pek muhtemelen farkında olmadan yürürlüğe koyan YSK Değerli Üyelerimiz’in, üstlerinde, ciddi sorumluluk birikmiş olmaktadır.
Sorunu onlar, bir biçimde, işte örneğin kendi tasarruflarına dönük bir
iade-i muhakeme yolunu açarak çözemezlerse, tarihin, bizim hakkımızda hangi olumsuz değerlendirmeleri karşımıza çıkartacağını, tahmin etmek dahi istemiyorum.
Her hal-u kârda, Cumhurbaşkanımız’ın, YSK Başkanlığımız’a, tekrardan CB aday adayı olarak başvurması halinde, YSK Değerli Üyeleri’nin yapacakları her bir tasarrufun Türkiye kamuoyuna ve Dünya kamuoyuna kusursuz anlatılabilir bir berraklıkta gündeme gelmesinin tarihî önemini ve gereğini, dikkatlerinize, ortadaki tüm şüphelerin eksiksiz zail olacağı niyazıyla, sunuyorum...
Rabbimiz, ulusumuzu, insanlığı, cümle sevdiği kullarını, her türlü melanetten korusun!
Prof. Dr. Tolga Yarman

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.