Prof. Dr. Mustafa TÖZÜN

Prof. Dr. Mustafa TÖZÜN

Dünya Kırsal Kalkınma Günü (6 Temmuz). Soru Şu: Bizim Kırsalımız Ne Durumda?

Bugün gündemimizde Dünya Kırsal Kalkınma Günü (World Rural Development Day) var.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 6 Eylül 2024’te aldığı tarihi bir kararla, 6 Temmuz’u "Dünya Kırsal Kalkınma Günü" ilan etti. Bu yeni küresel gün, aslında yıllardır göz ardı ettiğimiz bir gerçeği yüzümüze vuruyor: Dünyanın nabzı, kırsalda atıyor!

Neden mi?

Çünkü küresel yoksulluğun can damarı kırsalda atıyor. Dünyadaki en yoksul insanların %80'i kırsal bölgelerde yaşıyor. BM, bu gerçeği değiştirmeden 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'na ulaşmanın mümkün olmadığını çok iyi biliyor. Bu yüzden de kırsal kalkınmayı, gelecek vizyonunun tam merkezine yerleştiriyor.

Soframıza koyduğumuz her lokmanın izini sürdüğümüzde, karşımıza yine kırsal çıkıyor. Dünya gıdasının yaklaşık %80'i, kırsal bölgelerdeki aile çiftliklerinin alın terinden doğuyor. Küçük ölçekli çiftçiler, tıpkı birer görünmez kahraman gibi, milyarlarca insanın beslenmesini sırtlıyor. Bugün, işte bu sessiz kahramanların tarım sistemlerimizdeki vazgeçilmez yerini hatırlatıyor.

Peki sorun ne?

Kırsalın potansiyelini biliyoruz ama göz ardı ettiklerimiz de cabası. Altyapı eksiklikleri, dijital uçurum, cinsiyet eşitsizliği ve iklim krizi... Tarım iş gücünün büyük bölümünü kadınlar oluşturuyor, ancak toprağa, krediye ve karar mekanizmalarına erişimleri hâlâ sınırlı. Bu tablo, değişmesi gereken bir adaletsizliğin ta kendisi.

En can alıcı nokta ise şu: Kırsal kalkınmaya yapılan her bir birim yatırım, yoksulluğu azaltmada ve kentlere olan göç dalgalarını engellemede diğer sektörlerden 2 ila 3 kat daha fazla etki yaratıyor. Bu, kırsalı desteklemenin sadece bir yardım değil, akıllı bir ekonomi politikası olduğunu gösteriyor.

Dünya Kırsal Kalkınma Günü; kırsal toplulukların direncini artırmak, yerel ekonomileri canlandırmak ve "kimseyi geride bırakmama" ilkesiyle kent ile kır arasındaki uçurumu kapatmak için bir çağrıdır. Bu çağrı, sadece bir gün değil, ortak bir gelecek inşa etme yolculuğudur.

**

Ülkemiz ve Cumhuriyetimiz için “Kırsal”ın anlamı nedir?

Köylü Milletin Efendisidir: Kırsalın Cumhuriyet'teki Yeri:

Türkiye'de "kırsal" denildiğinde, akla sadece tarlalar, köy yolları veya hayvan sürüleri gelmesin. Bizim coğrafyamızda kırsal, bir milletin mayasının tuttuğu yerdir. Kültürün, direncin, üretimin ve bağımsızlığın harmanlandığı bir varlık alanıdır.

Peki, bu topraklarda kırsal neden bu kadar derin?

Çünkü modern Türkiye, kırsalın değerleri üzerine yükseldi. Toplumsal hafızamızın koruyucusu, örf ve adetlerimizin bekçisi olan kırsal, sadece bir üretim alanı değil; bizim "ana vatan"ımızdır. Gıda egemenliğimizin güvencesidir.

Kırsalın boşalması, sadece bir nüfus hareketi değil; milli güvenlik meselesidir.

Kentlerin yarattığı yığılma stresine karşı en büyük panzehir, yine kırsalın kendi içinde refaha kavuşmasıdır. "Yerinde kalkınma" vizyonu işte tam da budur.

Atatürk, bunu en veciz ifadesiyle "Köylü milletin efendisidir" diyerek özetlemişti. Ama bu sözü yalnızca bir nutuk cümlesi olarak okumak, derinliğini görmemek olur. Atatürk, askeri zaferlerin ancak ekonomik zaferlerle taçlanacağını biliyordu. Köylüyü efendi ilan ederken, aslında devlete bir ödev yüklüyordu: Köylüyü toprağa, tohuma, alete kavuşturmak.

Onun köycülük anlayışı, köylüyü aydınlatmak ve teknolojiyle buluşturmak üzerine kuruluydu. Köy, kendi kendine yeten ama ülkenin kalkınma ağının bir parçası olan, eğitimli ve sağlıklı bir üretim merkezi olmalıydı. Feodal bağımlılıklardan kurtulmuş, özgür, mülk sahibi ve yurttaş bilincine ermiş bir köylü... İşte Cumhuriyet'in hayalini kurduğu tablo buydu.

Cumhuriyet'in ilk yılları, bu hayalin gerçeğe dönüştüğü yıllardır. Adeta dev bir şantiye gibi çalışan bir devlet ve kırsalı ayağa kaldıran hamleler...

Aşar Vergisi 17 Şubat 1925'te kaldırıldı. Köylünün sırtındaki en ağır yük kalktı, üretim canlandı. Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri kuruldu; tefecinin elinden kurtarılan köylü, düşük faizli krediyle modern aletlere kavuştu. Ankara'da Yüksek Ziraat Enstitüsü ve Atatürk Orman Çiftliği gibi örnek işletmeler açıldı; modern tarım teknikleri, makineleşme ve ıslah edilmiş tohum buralardan köylere yayıldı.

Ve 1940'ta Köy Enstitüleri... Bu, kırsal kalkınmanın belki de zirvesiydi. Köylüyü hem öğretmen hem ziraatçı hem de zanaatkar olarak yetiştiren bu sistem, "eğitimi kırsalın ayağına götürme"nin en parlak örneği oldu. Bir aydınlanma devrimiydi.

"Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan" mısralarında hayat bulan demiryolları, kırsalda üretilenin merkeze taşınmasını sağladı. Ulusal pazarın kurulması, ulaşım ağlarıyla mümkün oldu.

Cumhuriyet'in bu ilk dönem yaklaşımı, kırsalı kalkınmanın dışında bırakmadı; tam aksine onu modernleşmenin tam kalbine yerleştirdi. Çünkü biliniyordu ki; kırsal kalkınmadan bahsetmeden ülke kalkınmasından bahsetmek, gölgeyle oynamaktan farksızdır.

Bugün Dünya Kırsal Kalkınma Günü'nde sormamız gereken soru şu:

O büyük mirası ne kadar sahipleniyoruz?

Gıdada Kendi Kendine Yeten Ülkeden İthalatçıya Dönüşüm:

Türkiye, 1970'lerde ve 1980'lerin başında dünyada gıdada kendi kendine yeten sayılı ülkelerden biriydi. Toprağı işliyor, hayvanı yetiştiriyor, soframıza koyduğumuzu kendi alın terimizle üretiyorduk. Tarım ürünlerinde net ihracatçıydık.

Sonra 1980'lerin ortalarından itibaren rüzgâr tersine dönmeye başladı. İzlenen ekonomi politikaları, tarım sektörünü kademeli olarak ithalata bağımlı hale getirdi. 1990'larda hızlanan bu süreç, 2000'li yıllarda artık, geri dönüşü zorlaştıran bir noktaya vardı. Bugün gelinen noktada, buğdayda, mısırda, pamukta, hatta temel gıda maddelerinde dışa bağımlı bir Türkiye var. Oysa daha 40-50 yıl önce kendi yağıyla kavrulan bir ülkeydik.

Köyün Mahalleye Dönüştüğü O Kritik Dönemeç:

Bir de 2012 yılı var. 6360 sayılı Büyükşehir Yasası... Bu yasayla birlikte büyükşehir belediyelerinin sınırları il mülki sınırına dayandırıldı. Bunun anlamı neydi? Daha önce köy statüsünde olan binlerce kırsal yerleşim, bir anda "mahalle" oldu. Köy tüzel kişiliği ortadan kalktı.

Köy muhtarı seçmekle, köy tüzel kişiliğinin sahip olduğu haklar birbirinden farklı şeylerdir. O yasayla birlikte köylerin tüzel kişiliği silindi, kırsal alanlar kentsel alana dahil edildi. Köylü artık sadece "şehrin mahallesinde oturan vatandaş" oldu. Tarım arazileri imara açıldı, hayvancılık yapılan alanlar betonlaştı.

Kentleşmeye çalışırken bir yandan kırsalı, köylüyü, tarımı ve hayvancılığı geri plana ittik. Sanki "şehirleşmek" demek, "kırsaldan kopmak" demekmiş gibi davrandık.

Peki Neden Tarım ve Hayvancılıkta İleri Olmak Zorundayız?

Çünkü bu bir tercih değil, bir varoluş meselesidir.

İlki, milli güvenlik.

Gıda, tıpkı savunma sanayii gibi stratejik bir sektördür. Bir ülke dışarıdan silah alamadığı gibi, kriz anında dışarıdan gıda da alamayabilir. Pandemi bunu bize fazlasıyla gösterdi. Sınırlar kapanınca, tedarik zincirleri kopunca, elin toprağına değil, kendi tarlana bakarsın.

İkincisi, ekonomik bağımsızlık.

Tarım ve hayvancılıkta dışa bağımlı olmak, dövizle beslenmek demektir. Cari açığın en büyük kalemlerinden biri artık tarım ithalatıdır.

Oysa, bu topraklar, bereketiyle meşhur Anadolu'dur. İthalata mahkûm olmak, kendi zenginliğini görmemek demektir.

Üçüncüsü, istihdam ve göç.

Kırsalı ayakta tutmak, milyonlarca insanın işini korumak demektir. Köyünden kopan insan, şehrin varoşlarında işsizlik ve yoksullukla boğuşmak zorunda kalır. Kırsal, kentlerin üzerindeki göç baskısını hafifleten bir süngerdir aslında.

Dördüncüsü, kültürel devamlılık.

Binlerce yıllık tarım kültürü, hayvancılık geleneği, toprakla kurulan o kadim bağ... Bunlar sadece ekonomik faaliyet değil, bir medeniyet mirasıdır.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında kırsalı kalkınmanın merkezine koyan o anlayış, zamanla yerini "kente yığılma" ve "tarımda ithalat" politikalarına bıraktı. Oysa bir ülkenin geleceği, kırsalına verdiği değer kadar sağlamdır.

Bugün, Dünya Kırsal Kalkınma Günü'nde bunları konuşuyorsak, aslında bir neslin kırsala vedasının muhasebesini yapıyoruz, demektir. Yazık ki, o vedayı bir "gelişme" sanmıştık.

Oysa gelişme, kırsalı terk etmek değil, onu yaşanabilir kılmaktır.

Hiçbir şey bitmiş değil! Dünyanın gördüğü doğrulara geri dönebiliriz!

Toprağımıza, köyümüze, köylümüze, çiftçimize, gıdamıza, hayvanımıza sahip çıkabiliriz!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.