Cüneyt Şaşmaz Yazdı: Donanmada Sayısal Gurur mu, Stratejik Gerçekler mi?!
Sokaktaki vatandaşın helal vergileriyle alınan gemilerin, Ankara koridorlarında yalnızca birer sayı olarak görülmesi büyük bir haksızlıktır.
“Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasî, malî, ekonomik, adlî, askerî, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık, tam serbestlik demektir.
Bunlardan herhangi birinde yoksunluk, ulusun ve ülkenin tüm bağımsızlıklarından yoksun kalması demektir.”
Mustafa Kemal Atatürk
(Kaynak: Atatürk Araştırma Merkezi (ATAM) resmi yayını; Atatürk Ansiklopedisi; orijinal metin ve İngilizce çevirileriyle doğrulanmıştır.)
...
Öncelikle...
Sokaktaki vatandaşın helal vergileriyle alınan gemilerin, Ankara koridorlarında yalnızca birer sayı olarak görülmesi büyük bir haksızlıktır.
Nitekim...
Emekli bir generalin televizyonda “125 gemimiz var” diye övünmesi, gerçek askeri güç ile büyük bir yanılsama arasındaki farkı gözler önüne seriyor.
Kurmay zekâ boş özgüvene teslim olursa, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin şanlı prestiji masada kaybedilebilir.
Hamaset karın doyurmaz; stratejik körlük ise donanmayı her geçen gün koca bir demir yığınına çevirme riskini artırır.
ABD Deniz Kuvvetleri Florida’dan kalkıp 10 bin mil ötede operasyon düzenlerken, biz Akdeniz’in kıyısında devriye gezmeyi başarı sayıyoruz.
Oysa donanmanın motoru açık denizde susacaksa o güçten fayda beklenemez.
Gerçek menzil, gemi sayısıyla değil, ikmalsiz çatışma süresiyle ölçülür.
Lojistik derinliği olmayan filo, ana üssünden uzaklaştığında düşman için kolay av haline gelir ve kıyı muhafızlığından öteye gidemez.
Son yıllarda TCG Anadolu amfibi hücum gemisi ve TCG Derya filo ikmal gemisi gibi platformlarla mavi su (blue-water) kabiliyetinde ilerleme kaydedildi.
2026’da Baltık Denizi’ne kadar uzanan tatbikatlar bu çabayı gösterdi.
Ancak lojistik destek gemilerinin sayısı ve menzili hâlâ sınırlıdır.
Marmara’daki sularda ve limanlarda değil, engin denizlerde hayatta kalabildiği sürece donanma caydırıcıdır.
Lojistikten yoksun harekât planı, personeli geri dönemeyecek tabutlara hapsetmek gibidir.
Güncel envantere göre Türk Donanması yaklaşık 90-147 birim arasında (savaş gemileri, denizaltılar, yardımcı unsurlar dahil) güce sahiptir.
17 fırkateyn, korvetler, 13 denizaltı ve amfibi unsurlar dikkat çekiyor.
30’dan fazla gemi inşası devam etmektedir.
Bunlar önemli adımlar olsa da, nicelik hâlâ nitelikle dengelenmiyor.
Halkın göğsünü kabartan gemi sayısı, modern bir Arleigh Burke sınıfı ABD muhribi karşısında anlamını yitirebilir.
Tek bir Arleigh Burke’ün Aegis sistemi, SPY-6 radarı ve 90+ hücreli dikey fırlatma sistemiyle onlarca eski platformu saniyeler içinde etkisiz hale getirebilir.
Hasılı:
Ağ merkezli harp olmadan gemiler yalnızca hedef listesini büyütür.
Algoritma savaşında demir yığını platformların şansı yoktur.
Gerçek güç parça sayısında değil, birimlerin iletişim hızında ve sensör füzyonunda yatar.
Modern anti-gemi füzeler ve insansız sistemler karşısında teknolojik fark kapanmadıkça kıyaslamalar halkı oyalayan illüzyon olarak kalır.
ASELSAN, TÜBİTAK ve STM ile yakalanan ivme gurur vericidir.
TCG Anadolu büyük ölçüde yerli katkıyla yükseldi.
Ancak gemilerin gövdesi yerli iken motorların hâlâ Alman (MTU), gaz türbinlerinin yabancı kaynaklı olması düşündürücüdür.
Füzelerde, çiplerde ve kritik alt sistemlerde dışa bağımlılık devam ediyor.
Savunma sanayimiz hâlâ dev bir montaj atölyesi riskiyle karşı karşıyadır.
Hal böyleyken...
Kendi ulusal güç grubu (motor) projeleri hızlandırılmadıkça, ambargoların gölgesinde “milli” hikâye pamuk ipliğine bağlı kalacaktır.
Kendi kalbini üretmeden atılan her adım, yabancı lütfa bağımlılıktan öteye geçemez.
Ordunun gerçek gücü gemi tonajında değil, güvertede görev yapan yiğitlerin moralindedir.
Demem o ki:
Yüksek enflasyon ve ekonomik baskılar askeri personeli yoksulluk sınırına itiyorsa, güvenlik açığı başlar.
Evine ekmek götürme derdine düşen asker cephede nasıl tam azim gösterir?!
Savunma bütçesi insan onuruna yatırım yapmalıdır; aksi takdirde kalkan paramparça olur.
Liyakat yerine kayırmacılık hâkim olursa, geleceğin komuta kademesi temelden çöker.
Netice:
Siyasi irade, orduyu iç siyasetin aracı olmaktan çıkarıp rasyonel devlet aklına yöneltmelidir.
Ege ve Doğu Akdeniz’de yalnızlaşmamak için hamaset yerine otonom teknoloji, güçlü lojistik ve ekonomiyle sahada etkinlik şarttır.
Ulusal motor projeleri acilen desteklenmeli, personel refahı yükseltilmeli, liyakat sistemi yeniden kurulmalıdır.
Batı ile teknolojik bağları koparmadan milli otonomiyi inşa edecek esnek diplomasi zorunludur.
Beka; bağırmakla değil, içeride adalet, dışarıda gerçek caydırıcılıkla korunur.
Türkiye’nin çıkış yolu masada pragmatizmden, sahada tam bağımsız yerli üretimden geçer.
Ezcümle:
Sayısal gururu stratejik gerçeklerle taçlandırmanın vakti gelmiştir.
Aksi takdirde demir yığınları tarih sayfalarında acı bir not olarak kalacaktır.
Cüneyt Şaşmaz
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.