Prof.Dr.Toğrul İsmayıl
CAATSA'nın Kaldırılması: Türkiye–ABD İlişkilerinde Yeni Bir Stratejik Dönemin Habercisi Mi?
Prof.Dr. Toğrul İsmayıl
Uluslararası ilişkilerde yaptırımlar çoğu zaman hukuki araçlar olarak sunulsa da, gerçekte siyasi ve jeostratejik mesajlar taşırlar. ABD'nin 2020 yılında Türkiye'ye uyguladığı CAATSA yaptırımları da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Resmî gerekçe, Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemini satın almasıydı. Ancak meselenin özü yalnızca bir silah sistemi değildi. Asıl tartışma, Türkiye'nin stratejik özerklik arayışı ile ABD'nin NATO içerisindeki güvenlik mimarisini kendi öncelikleri doğrultusunda koruma isteğinin çatışmasıydı.
Bugün ise uluslararası sistem köklü bir dönüşüm geçiriyor. Rusya-Ukrayna Savaşı, Orta Doğu'da derinleşen istikrarsızlık, Çin'in küresel ölçekte yükselişi ve Avrupa'nın güvenlik kaygılarının artması, Washington'u müttefiklerine yönelik politikasını yeniden gözden geçirmeye zorluyor. Böyle bir dönemde CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ihtimali yalnızca ikili ilişkiler açısından değil, NATO'nun geleceği ve Avrasya jeopolitiği bakımından da stratejik anlam taşımaktadır.
Öncelikle şu gerçeği kabul etmek gerekir: Bugün Türkiye, 2020 yılındaki Türkiye değildir. Son yıllarda savunma sanayisinde elde edilen başarılar, insansız hava araçlarından füze sistemlerine, deniz platformlarından elektronik harp teknolojilerine kadar geniş bir yelpazede Ankara'yı küresel ölçekte dikkatle takip edilen bir aktöre dönüştürmüştür. Türkiye artık sadece silah satın alan bir ülke değil, ileri teknoloji üreten ve ihraç eden önemli bir savunma sanayii gücüdür. Bu nedenle CAATSA'nın kaldırılması, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu bir gelişmeden çok, Batı'nın değişen jeopolitik gerçekliği kabul etmesi anlamına gelecektir.
Askerî açıdan bakıldığında, yaptırımların kaldırılması Türkiye'nin NATO içerisindeki teknolojik entegrasyonunu hızlandıracaktır. Özellikle ortak üretim projeleri, kritik alt sistemlere erişim, yedek parça temini ve yüksek teknoloji transferi konusunda yeni fırsatlar doğabilir. Bunun yanında F-35 programı gibi daha önce askıya alınan alanlarda yeni bir diyalog zemininin oluşması da ihtimal dâhilindedir. Ancak asıl önemli nokta, Türkiye'nin artık bu süreçlere geçmişte olduğu gibi bağımlı bir aktör olarak değil, müzakere gücü yüksek bir ortak olarak katılacak olmasıdır.
Savunma sanayi açısından etkiler daha da belirgin olacaktır. Son yıllarda Türk savunma ürünleri yalnızca askerî başarılarıyla değil, maliyet-etkin yapılarıyla da uluslararası pazarda önemli bir yer edinmiştir. Baykar, TUSAŞ, Roketsan, ASELSAN ve diğer Türk savunma şirketleri onlarca ülkeye ihracat gerçekleştirmektedir. Ancak CAATSA yaptırımları özellikle üçüncü ülkeler açısından psikolojik ve siyasi bir risk algısı oluşturuyordu. Bu engelin ortadan kalkması, Türk savunma sanayisinin küresel pazarlardaki hareket alanını daha da genişletecek, ortak üretim projelerini artıracak ve Türkiye'yi uluslararası savunma tedarik zincirlerinde daha güçlü bir konuma taşıyacaktır.
Ekonomik açıdan da benzer bir tablo söz konusudur. Jeopolitikte siyasi kararlar, ekonomik beklentileri doğrudan etkiler. CAATSA'nın kaldırılması, uluslararası yatırımcılar açısından Türkiye'ye yönelik risk algısını olumlu yönde değiştirebilir. Özellikle yüksek teknoloji yatırımları, savunma sanayii finansmanı ve uluslararası sermaye akışları bakımından yeni fırsatlar doğabilir. Savunma sanayi yalnızca güvenlik üretmez; aynı zamanda yüksek katma değer, nitelikli istihdam, teknoloji geliştirme ve ihracat geliri sağlar. Dolayısıyla bu sürecin ekonomik etkileri, askerî sonuçlarından daha uzun vadeli olabilir.
Ancak meselenin en önemli boyutu siyasidir. Eğer Washington gerçekten CAATSA yaptırımlarını kaldırma yönünde bir adım atarsa, bu Türkiye'nin dış politikasından vazgeçtiği anlamına gelmeyecektir. Aksine bu durum, ABD'nin değişen uluslararası dengeler karşısında Türkiye'nin vazgeçilmez jeostratejik konumunu yeniden kabul ettiğini gösterecektir. Çünkü Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e, Kafkasya'dan Orta Doğu'ya kadar uzanan geniş coğrafyada Türkiye'nin yerini doldurabilecek başka bir NATO müttefiki bulunmamaktadır.
Nitekim Rusya-Ukrayna Savaşı da bu gerçeği açık biçimde ortaya koymuştur. Tahıl Koridoru Anlaşması'ndan esir takasına, Karadeniz güvenliğinden bölgesel diplomasinin sürdürülmesine kadar birçok kritik başlıkta Türkiye, yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte denge kurucu bir aktör olduğunu göstermiştir. Aynı durum enerji güvenliği, ulaştırma koridorları ve Avrupa'nın arz güvenliği açısından da geçerlidir. Güney Gaz Koridoru, Orta Koridor ve Türkiye'nin transit ülke kimliği, Ankara'nın stratejik değerini daha da artırmaktadır.
Bununla birlikte, CAATSA'nın kaldırılması Türkiye-ABD ilişkilerindeki bütün sorunların çözüldüğü anlamına gelmez. PKK/YPG'ye verilen destek, Suriye politikası, Doğu Akdeniz'deki görüş ayrılıkları ve zaman zaman yaşanan güven bunalımları gündemde kalmaya devam edecektir. Ancak değişen nokta şudur: Taraflar artık kriz yönetimi yerine stratejik iş birliği alanlarını genişletmeye odaklanmak zorundadır.
Sonuç olarak CAATSA'nın olası kaldırılması, yalnızca bir yaptırımın sona ermesi değildir. Bu gelişme, uluslararası sistemde değişen güç dengelerinin ve Türkiye'nin yükselen stratejik ağırlığının bir yansıması olacaktır. Bugün Ankara, Batı'nın güvenlik mimarisi içinde alternatifi kolayca bulunabilecek bir ülke değildir. Tam tersine Türkiye, Avrupa'nın güvenliğinden Karadeniz'in istikrarına, enerji arzından NATO'nun caydırıcılığına kadar birçok alanda belirleyici rol oynayan bir güç merkezidir.
Dolayısıyla CAATSA'nın kaldırılması, Türkiye'nin bir kazanımı olmanın ötesinde, Washington'un yeni jeopolitik gerçekliği kabul ettiğinin de önemli bir göstergesi olacaktır. Çünkü 21. yüzyılın çok kutuplu uluslararası sisteminde Türkiye artık sadece kurallara uyan bir aktör değil; bölgesel ve küresel dengelerin şekillenmesine doğrudan etki eden stratejik bir güç olarak öne çıkmaktadır. Bu nedenle Ankara ile kurulacak sağlıklı ve karşılıklı çıkarlara dayalı bir ortaklık, yalnızca Türkiye'nin değil, NATO'nun ve Batı güvenlik mimarisinin geleceği açısından da vazgeçilmez bir nitelik taşımaktadır..
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.