Prof. Dr. Seyithan Deliduman
Biz Neden Yokuz ve/veya Eleştirinin Gizli Yüzü?!
Eleştirinin Görünmeyen Yüzü ve/veya “Biz Neden Yokuz?” Sorusu ve Gerçek Adalet Arayışı?!
…
Günümüzde sisteme yöneltilen eleştirilerin büyük bölümü, ilk bakışta hak, hukuk ve adalet talebi gibi görünse de, aslında daha derin bir sorunun etrafında dönmektedir:
“Biz neden yokuz?” ya da daha samimi ifadesiyle “Bize niye yok?”
Bu soru, yalnızca bir dışlanmışlık duygusunu değil; eleştirinin niteliğini ve zihniyetini de belirleyen kritik bir yaklaşımı yansıtmaktadır.
Eleştirinin Niteliği: İlke mi, Pay mı?
Bir sistemi eleştirmek, sağlıklı bir toplumun en önemli unsurlarından biridir.
Ancak eleştirinin dayandığı temel belirleyicidir.
Eğer eleştiri, evrensel ilkelere ve adalet arayışına dayanıyorsa, kapsayıcı, dönüştürücü ve kalıcı bir etki yaratır.
Buna karşın, eleştiri yalnızca “sistemden yeterince pay alamama” hissine yaslanıyorsa, talep adalet olmaktan çıkıp bir yeniden dağıtım beklentisine dönüşür.
Burada temel ayrım şudur:
Adalet isteyenle pay isteyen aynı şeyi mi talep etmektedir?
Görünürde benzer olsalar da, bu iki talep özünde farklıdır.
İlkesel adalet talebi, herkes için eşit ve adil bir hukuk düzeni ister.
Pay talebi ise çoğu zaman “bizim de içinde yer aldığımız” bir düzeni yeterli görür.
Sistemin Dışında Olmak mı, Dışında Kalmak mı?
“Biz neden yokuz?” sorusu genellikle bir dışlanmışlık iddiası taşır.
Ancak bu iddia her zaman sistemin gerçekten dışlayıcı olduğu anlamına gelmez.
Bazen asıl sorun, sistemin dışarıda bırakması değil; imkânlara erişim için gereken hazırlık, liyakat ve çabanın yeterince gösterilmemiş olmasıdır.
Bu yaklaşım, eleştirinin yönünü de değiştirir.
Kişi ya da gruplar, sistemin yapısal sorunlarını tartışmak yerine kendi öznel konumlarını merkeze alır.
Böylece eleştiri, evrensel bir hak talebinden uzaklaşarak kişisel bir memnuniyetsizlik ifadesine dönüşür.
Adaletin Evrenselliği ve Samimiyet Sınavı
Gerçek adalet talebi, ancak evrensel olduğunda anlam kazanır.
Yani kişi, yalnızca kendisi mağdur olduğunda değil, başkaları haksızlığa uğradığında da aynı duyarlılığı gösterebilmelidir.
Aksi takdirde ortaya çıkan, seçici ve konjonktürel bir adalet anlayışıdır.
En kritik sorunlardan biri de samimiyet meselesidir.
Dün sistemin imkânlarından yararlananların bugün dışarıda kaldıklarında adalet talep etmesi; ya da sistemin içinde olanların dışarıdakilerin sesine kayıtsız kalması, toplumsal güveni derinden zedeleyen bir döngü yaratır.
Eleştiri Kültürümüzü Dönüştürmek
Toplumsal ilerleme, eleştiri kültürünün kalitesiyle doğrudan bağlantılıdır.
Eğer eleştiri “bize de verilsin” seviyesinde kalırsa, sistemi dönüştürmez; yalnızca aktörleri değiştirir.
Oysa asıl ihtiyaç duyulan, “bu sistem herkese adil mi?” sorusudur.
Bu dönüşüm, bireysel talepten toplumsal sorumluluğa geçişi ifade eder.
“Biz neden yokuz?” sorusu yerine “Bu düzen herkese eşit fırsat tanıyor mu?” sorusunu sormak, eleştiriyi daha olgun ve etkili kılar.
Sonuç:
Günümüzde sisteme yöneltilen eleştirilerin önemli bir kısmı, maalesef adalet arayışından ziyade temsil ve pay talebi etrafında şekillenmektedir.
Bu durum, eleştirinin dönüştürücü gücünü zayıflatmakta ve döngüsel bir memnuniyetsizliğe yol açmaktadır.
Gerçek değişim, ancak eleştirinin ilkesel ve evrensel bir zemine oturmasıyla mümkündür.
Mesele “bizim de sistemde yer almamız” değil; sistemin herkes için adil işlemesidir.
Aksi hâlde, bugün “biz neden yokuz?” diye soranlar, yarın sistemin içine girdiklerinde aynı soruyu başkalarının sormasına zemin hazırlamaya devam edeceklerdir.
Prof. Dr. Seyithan Deliduman
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.