Mehmet Akif Yılmaz

Mehmet Akif Yılmaz

“Ben O Fikirde Değilim İlber Ortaylı”

Üst katımıza bir komşu taşınmıştı. Taşınma sırasında bir ihtiyaçları olup olmadığını sormuş, elimizden geldiğince yardımcı olmuştuk. Zamanla zararsız ve iyi niyetli bir aile olduklarına kanaat getirince, ara sıra çay içmek için birbirimize gidip gelmeye başladık.

Arkadaşımız TRT’de kameraman olarak çalışıyordu. Kazancı ve çalışma şartlarının çok iyi olduğunu söylüyor, bundan da büyük memnuniyet duyuyordu:

— Görüyorsun komşum, sekiz-beş mesai yapmıyorum. Ülkenin her yerini geziyorum. Her gittiğimiz yerde devlet görevlileri tarafından karşılanıp ağırlanıyoruz. Daha ne olsun! Hele maaş ve ek ödemeleri anlatamam.

Bu işe girmesine babası vesile olmuş. Bu yüzden babasına minnettarlığını da her fırsatta dile getirirdi.

Onun bu kadar mutlu olmasına ben de ses çıkarmaz, suyuna giderdim.

Fakat ondaki bu özgüven bazen tuhaf tavırlara yol açıyordu. Başbakanın ona “kamera açısı iyi mi?” diye sorması, onun da görüntü tekniği açısından Başbakanı yönlendirmesi veya kamerayı ona göre ayarlaması, bizim kameramanda sanki “hükümete tavsiyelerde bulunuyor” hissi uyandırıyordu.

Bu havadan kurtulamadığı, her konuda çok bilmiş bir tavırlara girdiği de oluyordu.

İşte böyle bir günün akşamında, özgüveninin tavan yaptığı bir anda yine onlarda çay içiyoruz. Televizyonda haberler açık.

Haberlerden birinde, bilim insanlarının elli yılı aşkın süredir atmosfer üzerinde yaptıkları gözlem yaparak kayıt tuttukları buna göre; küresel ısınmanın da etkisiyle atmosferin genleştiği, ortaya çıkan hacim farkını su buharının doldurduğu ve bunun uzun vadede kuraklığa yol açabileceği kanaatine ulaştıkları ifade ediliyordu.

Haberin detayları da verildi, ardından başka habere geçildi.

Komşum ağzını büküp bana döndü:

— Ben bu fikirde değilim, dedi.

Bir an afalladım. Garip garip yüzüne baktım.

“Sen hangi fikirdesin?” diye sormak istedim.

“Bu sonuca nasıl ulaştın? Yan odada meteoroloji laboratuvarın mı var? Yıllardır bu konuda gizli çalışmalar mı yürütüyorsun? Ev taşınırken biz bu aletleri neden görmedik?”

Tabii bunları soramadım.

Ama o günden sonra daha seyrek gidip gelir olduk. Daha sığ konulardan konuşur olduk. Apartman dedikodusu seviyesinde sohbetler yaptık.

İşte İlber Hoca’da biz bir şey anladık. Mesele herkesin her konuda fikrinin olması değil, bilgisinin olması. Bu bilginin de bir sınırının olduğunun bilinmesi.

Çünkü burada bir kanaat değil, bir tespit vardır.

Buna karşı çıkabilmek için de benzer bir çalışmayı, benzer bir süre boyunca yapmış olmak gerekir.

İlber Ortaylı’nın Celal Şengör ile yaptığı programlarda bunu görmek mümkündü. Pozitif bilimin verilerinin konuşulduğu ortamlarda, kendi uzmanlık alanı dışında bir konu olduğunda nasıl sessizce dinlediğini, bilgisi yoksa tartışmaya katılmadığını gördük.

Oysa hepimiz biliyoruz ki İlber Hoca isterse her konularda birkaç paragraf konuşabilecek birikime sahiptir.

Demek ki mesele sadece bilmek değil; bildiğinin sınırının farkında olmak.

Bilmek gerekir, öğrenmek gerekir. Bilgiye esasen okuyarak ulaşmak gerekir. İnternetten edinilen kırıntı bilgilerle değil.

Birbirine zıt görüşler içeren eserleri okumak gerekir. Daha da önemlisi, bir kitap veya makaleyi baştan reddeden bir tavırla okumamak gerekir.

Ama eğer size yetiyorsa “Ben bu fikirde değilim.” der, muzaffer bir komutan edasıyla çayınızı yudumlarken o kadar bilimsel çalışmaya gerek olmadığını, sadece düşünce marifetiyle de aynı noktaya varılabileceğini sanarak mutlu olursunuz.

Karar sizin.

Güle güle İlber Hocam. Seni çok özleyeceğiz.

Esenlikler dilerim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.