Yargı Alarm Veriyor: Geciken Adalet, Ölen Adalettir!
Türkiye’de yargı sisteminin kronik yaraları uzun yıllardır aynı: Davalar makul sürede bitmiyor ve halkın yargıya güveni dipte seyrediyor.
Türkiye’de yargı sisteminin kronik yaraları uzun yıllardır aynı:
Davalar makul sürede bitmiyor ve halkın yargıya güveni dipte seyrediyor.
Bu iki sorun birbirini besliyor; geciken adalet, güveni eritiyor; güven kaybı ise sistemi daha da hantallaştırıyor.
Ekopolitik Düşünce Merkezi’nin “Yargı Anketi 2025” raporu, bu tabloyu artık sadece vatandaşların değil, yargı içindeki aktörlerin de net biçimde gördüğünü ortaya koyuyor.
Rapora katılan 700’den fazla hâkim, savcı, avukat ve adli personel arasında %64,9’u, karar süreçlerindeki gecikmeleri yargının en büyük sorunu olarak işaret ediyor.
Bu oran, sistemin içinden gelen en güçlü alarm zillerinden biri. Anketin diğer çarpıcı bulguları şöyle sıralanıyor:
- Mesleki yeterlilik eksikliği algısı %63,9
- Siyasi müdahaleler algısı %53,2
- Atama ve terfi süreçlerinde liyakat sorunu
- Bilirkişi sistemindeki yapısal arızalar
- Rüşvet ve menfaat ilişkilerine dair yaygın şüpheler Bu veriler gösteriyor ki, davaların uzun sürmesi münferit bir aksaklık değil; liyakat, bağımsızlık, eğitim ve kurumsal kapasiteyle iç içe geçmiş derin bir yapısal kriz.
Kamuoyu da Aynı Şikâyette: Güven %30’un Altında
Yargı mensuplarının içeriden itiraf ettiği sorunlar, kamuoyu algısıyla birebir örtüşüyor.
Son yıllarda yapılan anketlerde yargıya güven oranı %30’ların altına inmiş durumda.
Örneğin 2024 verilerine göre halkın yargıya güveni %33 civarında kalırken, bazı araştırmalarda bu oran %1,4 gibi utanç verici seviyelere geriliyor.
Vatandaşlar yargıyı “yavaş”, “siyasi etkilere açık” ve “öngörülemez” olarak tanımlıyor.
Bu örtüşme tesadüf değil:
Güven krizi, medya tartışmalarından veya birkaç yüksek profilli davadan kaynaklanmıyor; günlük yargı pratiğinin yapısal kusurlarından besleniyor.
Davaların Uzun Sürmesinin Beş Temel Nedeni
1. Aşırı İş Yükü:
Hâkim ve savcı başına düşen dosya sayısı Avrupa ortalamasının kat kat üstünde.
2024-2025 verilerine göre hâkim başına yaklaşık 875-923, savcı başına ise 1.700’ün üzerinde dosya düşüyor.
Bu yük, kaliteli ve hızlı karar vermeyi imkânsız kılıyor.
2. Usul Hukukunun Aşırı Katılığı:
HMK ve CMK’daki şekilcilik, tebligat sorunları ve katı süreler, küçük hataların bile davaları yıllarca uzatmasına yol açıyor.
Usul ekonomisi ilkesi kağıt üzerinde var, uygulamada yok hükmünde.
3. Bilirkişi Sistemi Felçte:
Raporların geç gelmesi, yetersiz olması ve ek rapor döngüsü, özellikle ticaret, inşaat ve tıbbi malpraktis davalarında süreci kilitliyor.
4. Liyakat ve Yeterlilik Açığı:
Ekopolitik anketinde de vurgulandığı gibi, yargı mensuplarının önemli bölümü mesleki yeterliliği sistemik sorun olarak görüyor.
Bu da gereksiz ara kararlar ve sürüncemede kalan dosyalar demek.
5. Sürekli Değişen Mevzuat ve İçtihat İstikrarsızlığı:
Sık değişiklikler mahkemeleri ihtiyatlı davranmaya, dosyaları bekletmeye itiyor.
Çeyrek Asırlık Kronik Sorun Bu sorunlar yeni değil.
Akademik literatür yıllardır aynı başlıkları işaret ediyor:
Yargılamaların uzun sürmesi, bağımsızlık kuşkuları, liyakat tartışmaları.
Benzer tabloyu, 2000 yılında Atatürk Üniversitesi’nde yürüttüğüm proje çalışmasında da tespit etmiştim.
O dönemde de öncelikli sorunlar “aşırı uzun yargılamalar”, “mesleki yeterlilik tereddütleri” ve “dış etkilere açıklık” idi.
Aradan çeyrek asır geçmesine rağmen Ekopolitik 2025 raporu aynı sorunları teyit ediyor.
Bu, meselenin konjonktürel değil, kronik ve kurumsal olduğunu kanıtlıyor.
Çözüm İçin Beş Acil Adım
1. Gerçekçi İş Yükü Reformu:
Hâkim-savcı sayısını artırmak yetmez. İhtisaslaşmış mahkemeler yaygınlaşmalı, dosya dağılımı niteliksel kriterlere göre yapılmalı.
2. Usul Hukukunda Radikal Sadeleştirme:
Tebligat, süreler ve şekil şartlarında usul ekonomisini merkeze alan köklü değişiklik şart.
3. Bilirkişilik Yeniden Yapılandırılsın:
Tam zamanlı, kurumsal bilirkişi modeli benimsenmeli; rapor sürelerine katı üst sınır getirilmeli.
4. Liyakat Temelli Sistem:
Atama, terfi ve seçim süreçleri objektif, ölçülebilir ve şeffaf kriterlere bağlanmalı.
5. Dijital Dönüşüm:
UYAP, basit arşiv olmaktan çıkıp yapay zekâ destekli dosya ön inceleme ve süre yönetim sistemine evrilmeli.
Sonuç: Bütüncül Reform Zamanı
Ekopolitik Yargı Anketi 2025, yargı krizinin artık sistemin iç aktörlerince de kabul edildiğini gösteriyor.
Kamuoyu algısı, akademik çalışmalar ve 25 yıllık geçmiş verilerle birleşince tablo net:
Türkiye’de yargıya güven krizi derin, zamana yayılmış ve kurumsal bir sorun.
Bu kriz, mevzuat yamaları veya geçici paketlerle çözülemez.
Liyakat, bağımsızlık, kurumsal kapasite ve usul ekonomisini merkeze alan bütüncül bir yargı reformu paradigması şarttır.
Aksi takdirde, “geciken adalet, ölen adalettir” atasözü ne yazık ki yaşamaya devam edecek.
Prof. Dr. Seyithan Deliduman
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.