TÜRKİYE’NİN AFGANİSTAN GÖREVİ; GİTMEK Mİ ZOR? KALMAK MI ZOR?

Son günlerde Türkiye’nin Afganistan’a asker göndermesi ile ilgili tartışmalar gündemdedir. Bu konuda kamuoyunda tereddütler mevcuttur. Bu yazıda Türkiye’nin Afganistan’a asker göndermesine ilişkin kararı ile ilgili düşünceler, konu ile ilgili gelişmelerin neler olabileceği konusunda yapılan değerlendirmeler paylaşılacaktır.

Hukuki Boyut:

Türkiye’nin Afganistan’a asker göndermesinin hem iç, hem de uluslararası hukukta bazı düzenlemelere dahil olduğu düşünülmektedir. T.C. Anayasası’nın 92nci maddesine göre yurtdışına asker gönderilmesi  TBMM’nin iznine tabidir. Kamuoyunda “tezkere” olarak adlandırılan bu sürece göre Türkiye’nin Afganistan’a asker göndermesi ve bulundurması tezkeresi en son 22 Aralık 2020’de 18 aylık olarak verilmiştir. Tezkerede kısaca Türkiye’nin 1 Ocak 2015’de başlayan “NATO Resolute Support Mission-Kararlı Destek Harekatı” kapsamında asker bulundurulacağı belirtilmektedir. NATO tarafından 16 Temmuz 2021’den itibaren Afganistan görevinin sona erdiğini, birliklerin kendi ülke komutalarına geçtiği belirtilmiştir. Bu durumda hükümetin Afganistan’a asker gönderilmesi ile ilgili yeni bir tezkereye ihtiyaç duyacağı hem zaman, hem de içerik bakımından önem kazanmıştır. Türkiye’nin Afganistan’da asker bulundurması ile ilgili yeni bir tezkere çıkartılmasının, iç hukuk mevzuatı  bakımından da önemi bulunmaktadır.

Hukuki konunun diğer bir unsuru ise uluslararası hukuk boyutudur. Türkiye’nin Afganistan’a göndereceği askeri birlik uluslararası hukukun hangi düzenlemesine göre orada bulunacaktır. NATO artık çekilmiştir. BM Güvenlik Konseyi’nin 2001 yılında aldığı 1368 sayılı karar ve daha sonra 2003 yılındaki 1510 sayılı kararının geçerliliğini yitirdiği öngörülmektedir.  ABD’nin Afganistan’da bıraktığı birliklerin yine 2001 tarihli 1368 sayılı BM kararı kapsamında bulunmaya devam ettiği kabul edilse bile, Türkiye’nin ABD komutasındaki Koalisyon kapsamında orada bulunması, hem iç politikada eleştiri alır, hem de Taliban’a karşı Türk birliklerini daha açık bir hedef haline getirebilir.

Diğer bir opsiyon ise mevcut Afgan Hükümeti’nin daveti veya ikili bir anlaşma üzerine olabilir. Ancak şu anda Afganistan’da geçici bir hükümet kurulması yönünde tartışmalar bulunmaktadır. Bu hükümette Taliban temsilcilerinin olacağı yönünde bilgiler de paylaşılmaktadır. Eğer geçici hükümet daha önceki hükümetin anlaşmalarını iptal ederse, bu sefer Türkiye uluslararası arenada olumsuz bir pozisyona düşer ve yıpranabilir. Ayrıca Taliban ülkenin kontrolünü ele geçirmeye devam etmektedir. Yine, Türkiye’nin oraya birlik göndermesini müteakip iş başına gelecek bir Taliban Hükümeti daha önceki hükümetin yaptığı anlaşmayı sonlandırdığı takdirde, benzer sonuçlar meydana gelebilir.

Siyasi ve Askeri Hedefler Neler Olabilir?

Peki Türkiye niçin Afganistan’a asker gönderecektir? Bu konu Türkiye kamuoyunda yoğun olarak tartışılmaktadır. Bir kısım, Türkiye’nin tarihi bağları, Orta Asya’daki  Türk varlığının korunması ile ilgili olarak Afganistan’a asker gönderilmesinin önemli olduğunu belirtmektedir.[1] Diğer bir kesim ise bunun bir tuzak olduğunu ve felaket ile sonuçlanabileceğini, bu nedenle kesinlikle asker gönderilmemesi gerektiğini  belirtmektedir.

Ancak şu ana kadar siyasi ve askeri hedeflerin neler olduğu kamuoyu ile net olarak paylaşılmamıştır. Bunun için siyasi ve askeri hedeflerin neler olabileceğini ortaya koymak gerekir. Şu ana kadar yapılan açıklamalara bakarak siyasi hedef açık olarak belirtilmese de; ABD ile mevcut sorunların (S-400, F-35, PKK/YPG Desteği, ekonomik sıkıştırma vb) mümkün olduğunca çözülmesi ve ekonomik manipülasyonların önüne geçilmesi olduğu düşünülmektedir.  Çünkü bu siyasi hedefi yerine getirecek askeri hedefin, ABD için hayati olan Kabil Uluslararası Havaalanı’nın (KAIA) işletilerek güvenliğinin sağlanması olacağı belirtilmektedir. Her ne kadar şu ana kadar Türkiye’nin sadece havaalanının işletilmesini sağlayacağı konusu belirtilse de, işin doğasında havaalanının güvenliğinin sağlanması da bulunmaktadır. Afganistan’a gidecek birliğin yapısı belirlendiğinde bu görevler daha açık olarak anlaşılacaktır.

Türkiye 10 Ekim 2001’den beri ISAF (International Security and Assistance Force- UGYK-Uluslararası Güvenlik ve Yardım Komutanlığı) harekatının başlangıcından beri Afganistan’a asker göndermektedir. 2002 den itibaren de ISAF NATO komutası altında icra edilmeye başlanmıştır. Bu tarihten itibaren NATO Response Force (NRF) dönüşümü kapsamında 3ncü Kor. K.lığı müteakip defalar Afganistan’da görev almıştır. Yine 3ncü Kor.K.lığının ISAF-7 Kh. Komutasını üstlendiği Şubat 2005 döneminden  itibaren başlayarak çeşitli dönemlerde KAIA’nın işletmesini Türkiye üstlenmiştir. Yani bu konudaki deneyimi oldukça fazladır. KAIA’nın ilk komutanı da Albay Kazım Öndül[2]’dür.  Türkiye dönemsel olarak en fazla 2000 kişiye kadar çıkan bir kuvvet ile Afganistan’da bulunmuştur. Bu sayıya bir muharip tabur ve kh. personeli de dahildir. Türkiye ayrıca PRT (Provincial Reconstruction Team- İl İmar Ekibi)  olarak adlandırılan iki PRT’yi de Vardak (2006-Kabil yakını) ve Shibirgan (2010-Kuzey bölge)’da işletmiştir. 

Diğer önemli bir konu ise, Türkiye Afganistan’da bulunduğu sürede  muharip görevler icra etmemiştir. Yani başka bir deyişle silah namluları hep aşağıda görev yapmıştır. Bu önemli bir konudur. Dolayısıyla kamuoyunda belirtildiği gibi, Türk dünyasının hak ve menfaatlerinin korunması, Afganistan’ın bir kısmında  kontrolün sağlanması gibi siyasi bir amacın yerine getirilebilmesi için, TSK’nın belki yarısından fazlasının görevlendirilmesi gerekecektir. Bu realitede mümkün görünmemektedir. Afganistan şimdiye kadar, İngiliz, Rus, ABD ve NATO birliklerini bir türlü etkisiz hale getiren etnik ve coğrafi bir yapıya sahiptir. Dolayısıyla Türkiye’nin siyasi hedefinin daha önce belirttiğimiz, ABD ile ilişkilerin düzeltilmesi kapsamında olacağı düşünülmektedir. Bu nedenle KAIA için görevlendirebilecek birliğin, Libya örneğinden yola çıkarak bir Tuğg/Tümg. Komutasında, güvenliği sağlayacak muharip unsurlar, işletmeyi sağlayacak destek unsurları, bazı hava destek unsurları ve İHA/SİHA’lardan oluşacak bir birlik ile olabileceği öngörülmektedir. 

Tabi burada hemen akla Türkiye ile birlikte hareket edebilecek ülkelerin olup olmayacağı sorusu akla gelmektedir. Türkiye bu yıl içerisinde Azerbaycan ile Suşa beyannamesi, Azerbaycan ve Pakistan ile de Bakü Beyannamesini imzalamıştır. Her iki beyannamede ülkelerin savunma ve güvenlik konularınde işbirliği yapabilecekleri belirtilmektedir.  Ayrıca son dönemde Türkiye-Katar ilişkileri de iyi bir seviyedeir. Haziran 2021 sonunda Konya’da yapılan Anadolu Kartalı tatbikatına Türkiye ile birlikte Pakistan, Azerbaycan ve Katar katılmıştır. Bu tatbikatın bize bu ülkelerin de Türkiye’nin Afganistan Harekatına katılabileceğini, en azından gerekli desteği sağlayacağı konusunda ipucu vermektedir. Ayrıca bu ülkeler ile ikili olarak bazı tatbikatlar yine dönem içerisinde icra edilmiştir. İlave destek kapsamında Türkmenistan, Özbekistan gibi ülkeler ile de gerekli görüşmelerin yapıldığı öngörülmektedir.  Ayrıca, Macaristan’ın küçük bir unsur ile Türkiye’ye destek verebileceği ile ilgili haberler de basında yer almıştır.

Şimdi de Türkiye’nin Afganistan’a asker göndermesinin felaket ile sonuçlanabileceği  görüşünü değerlendirelim. Gerçekten Türkiye hiç bir önlem almadan, en kötü senaryolara karşı yapılacak hareket tarzlarını belirlemeden, bunlarla ilgili yazılı güvenceler almadan asker gönderdiği takdirde bazı olumsuz durumlar ile karşılaşabilir. Bu durumlar, birliklerimize yapılabilecek saldırılardan, askerlerimizin kaçırılarak olumsuz görüntülerinin yayınlanmasına kadar geniş bir yelpazede olabilir. Dolayısıyla tüm bu olumsuz durumların tespit edilerek ona göre planların yapıldığı da öngörülmektedir. Hatta şu ana kadar gerekli kararın verilmemesinin ardında, bu konuda yapılan çalışma ve görüşmelerin devam ettiği, opsiyonların değerlendirildiği anlamı çıkarılabilir. Türkiye bu güvenceyi nasıl sağlayabilir? Bunun cevabını bize  mevcut gelişmeler vermektedir. Taliban ile bir türlü veya dolaylı olarak görüşülmesi gerektiği açık olarak görülmektedir. Bu görüşme ister açık, isterse gizli servisler aracılığıyla yapılsın önemli bir konudur. Çünkü risk değerlendirmesinde Taliban birinci sırada yer almaktadır. O zaman  bu tehdidin bir türlü kaldırılması  veya gerekli tedbirinin alınması gerekir. Türkiye şu ana kadar yapılan açıklamalara göre, Afganistan’a ABD’nin daveti ile gitmektedir. Ancak Rusya ve Çin, Taliban ile sürekli görüşmektedir. ABD’ de Doha Barış görüşmelerine  dahil bir ülkedir. Hatta Çin’in Afganistan’ın yeniden inşası için Taliban ile görüştüğü, bazı anlaşmalara dahi vardığı basında yer almaktadır. Dolayısıyla Türkiye’nin son zamanlarda uyguladığı çok kutuplu politikalarına bir yenisini ilave edeceği öngörülmektedir. Yani Türkiye; ABD’nin hayati çıkarları, kendisi tarafından önemli olan bazı konularda (S-400, F-35, PKK/YPG desteği vb) ilerleme sağlamak için Rusya ve Çin ile de işbirliği yaparak Afganistan’a asker göndermeyi düşünmektedir. Şimdilik görünen tablo budur. Hatta Türkiye, Rusya ve Çin ile işbirliğini daha da ilerleterek, NATO ile yapamadığı, Afganistan’ın yeniden inşasında önemli bir rol dahi alabilir. Ancak, bunun Taliban kaynaklı riskin ortadan kaldırılmasına bağlı olduğu unutulmamalıdır. Hatta Suriye örneğinde olduğu gibi, yeni bir Astana Süreci (Türkiye-Rusya-Çin) dahi kurulabilir.

Daha önce de belirtildiği gibi, Türkiye 2001 yılından itibaren Afganistan’dadır. Dolayısıyla konu ile ilgili kurumsal hafızaya sahiptir. Ayrıca orada görev yapan hem üst düzey askeri personel, hem de dışişleri bakanlığı personeli bakımından oldukça deneyimli bir insan gücüne sahiptir. Örnek olarak Dışişleri eski bakanlarından Sn. Hikmet Çetin 2003-2006  yılları arasında NATO Kıdemli Sivil Temsilci göreviyle Afganistan’da görev yapmıştır. Dolayısıyla konu ile ilgili değerli tecrübe ve deneyime sahiptir.  Türkiye’nin Afganistan’da görev yapan üst düzey bu insan gücünden faydalanmasının uygun olacağı öngörülmektedir. Bu konuda muhakkak çalışma yapılmış ve yapılmaya da devam ediliyor olabilir. Ancak sivil ve askeri personelin beraber katılacağı geniş kapsamlı bir çalıştaydan, Afganistan ile ilgili önemli kazanımlar elde edilebilir.  

Afganistan’dan Türkiye’ye Sığınmacı Akımı

Tüm Türkiye’yi saran orman yangınlarının yoğun gündemi esnasında Afganistan’dan Türkiye’ye yasadışı göç konusu biraz gözden düşse de tekrar gündem olmaya başlamıştır. Bu konuyu anlayabilmek için Türkiye’nin göç politikasına kısaca bir göz atmak gerekir. Türkiye 2011 Suriye Krizi sonrası, Suriye vatandaşlarına karşı açık sınır  politikası izlemişti. Yani Suriye’den gelen sığınmacıları düzenli göç kabul ederek, “açık sınır” politikası  kapsamında kapı ve sınırlarını açmıştı. Bu sığınmacıların kaydı da, BM’nin dahi örnek gösterdiği teknolojik metodlar kullanılarak (biometrik tanıma vb.) yapılmış ve sığınmacılar kamplara yerleştirilmişti. Sığınmacı akımının 4-5 milyon gibi rakamlara ulaşması sonucunda da, 2019 yılının sonuna doğru  Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan tarafından artık Türkiye’nin Suriye’den yeni göç dalgalarını kabul edemeyeceği, özellikle Avrupa ülkelerinin elini taşın altına sokmaları gerektiği açıklanmıştı. Yani, bu tarih itibarıyla Türkiyenin açık sınır politikasının da sonlandığı kabul edilebilir. Son zamanlarda Doğu sınırımızdan gruplar halinde Afgan vatandaşlarının sınırı yasadışı yöntemlerle geçerek, Türkiye’nin içlerine hatta İstanbul’a ulaştıkları ile ilgili bir çok haber basında yer almış, almaya da devam etmektedir. Peki Türkiye yine “açık sınır” politikasına mı dönmüştür? Eğer öyle olsa, bu insanların kayıtlarının yapılarak, diğer işlemler için kamplara yönlendirilmesi gerekmektedir. Bu durumda bu süreç belki “Yasadışı Düzenli Sınır Geçişi” olarak tanımlanabilir! Yani bu sığınmacı akımı hayatın normal akışının dışında durmaktadır.

Bu konu ile ilgili basında yer alan bazı haberlerde ise, bu göçü ABD’nin organize ettiği , bu insanların Türkiye’den ABD’ye gideceği belirtilmiş, ancak bu konu Dışişleri Bakanlığı tarafından yalanlanmıştır. ABD’nin böyle bir planı varsa, tıpkı 1991, 1nci Körfez Krizi esnasında bazı peşmergeleri Guam adasına eğitim için gönderdiği gibi direk gönderebilir. Çünkü ABD belki de bu konularda dünyada en fazla deneyime sahip ülkedir.

Afganistan’dan Türkiye’ye çeşitli yollarla geçiş yapan insanların hemen hepsi erkek ve gençtir. Bu ise akıllara, Suriye krizinde ABD ve Türkiye tarafından muhalifler için yapılan “Eğit ve Donat (Train& Equip)” programını akıllara getirmektedir. Ancak böyle bir durumda  Türkiye’nin ABD ile bir anlaşma yapması ve bu anlaşmanın da her uluslararası anlaşma gibi TBMM’nin onayına tabi olması gerekmektedir. Şu ana kadar kamuoyu ile böyle bir anlaşmanın varlığı paylaşılmamıştır. Ayrıca, bu sayıdaki genç erkek Afgan’ın, Türkiye’nin Afganistan’da Taliban veya başka güçler ile yaşayabileceği çatışma ve anlaşmazlıklarda, Türkiye içerisinde bir güvenlik tehdidi olarak algılanması ise ayrı bir çalışma konusu olarak ele alınabilir.    

Türkiye’nin Afganistan’a asker göndermesi durumunda dikkat etmesi gereken en önemli konuların Afganistan dışında yaşanabilecek gelişmelerde olabileceği unutulmamalıdır. Çünkü Suriye ve Libya örnekleri bize bunu öğretmiştir. Türkiye herhangi bir nedenle ABD ile yakın ilişki içerisinde olduğunda Rusya tarafından, Rusya ile ilişkilerini artırdığında ABD trafından çeşitli politik ve ekonomik sıkıştırmalara maruz kalmıştır. Bununla ilgili kötü deneyimlerimiz bulunmaktadır. Türkiye Libya’da  ABD ile Hafter’e karşı işbirliği yaptığında, Suriye’de Rusya’nın hakim olduğu bir bölgede 34 askeri kimliği hala belli olmayan veya kamuoyu ile paylaşılmayan uçaklar ile şehit edilmiştir. Türkiye’nin Karabağ savaşı ve sonrasında Rusya ile hareket etmesi sonucunda ise ABD tarafından 1915 olayları  ilk olarak “sözde soykırım” olarak açıklanmıştır. 

 

Sonuç

Sonuç olarak Türkiye’nin; Afganistan’a asker göndermesini iç ve uluslararası hukuk mevzuatını gözönünde bulundurarak düzenlemesi, birliklerinin yaşayabileceği en kötü senaryolara göre emniyetini sağlayacak planları gerçekleştirecek durumlara hazır olması, çok kutuplu politikaların yaratabileceği olumsuz sonuçların önlemini alması, Afganistan’dan mevcut göçü en azından kendi sınırlarının ötesinde önlemesi, siyasi ve askeri hedeflerini milli çıkarlar doğrultusunda tespit etmesinin uygun olduğu öngörülmektedir.

Bir de şu anda Türk Dış Politikası (TDP)nda sürekli eleştirilen bir konu bulunmaktadır. Bu eleştiri TDP’nın boyunun uzaması ile ilgilidir.  Afganistan ile bu uzunluğun operatif seviyeden, stratejik seviyeye çıkacağı görülmektedir. Dolayısıyla, bu uzunluk ile Libya, Doğu Akdeniz ve Suriye’de bazı konuların sönümlendirilmesi uygun olabilir.  Aksi takdirde TDP’nın boyunda meydana gelen bu uzama, bazı bölgelerde zayıflığa ve zafiyete yol açabilir.

Saygılarımla.  

M. Sadık AKYAR

Yrd.Doç.Dr.

KKTC Girne Amerikan Üniversitesi (GAU) Siyasal Bilimler Fakültesi,

 Uluslararası ilişkiler Bölümü Öğr. ÜyesiGAU Uluslararası Diplomasi Okulu ve Güv. Arş. Mrk. Direktörü

 

[1] T.C. MSB Sn. Hulusi AKAR 07 Aralık 2021 tarihinde  tarihinde yaptığı açıklamada, Türkiye’nin .”Şartlar oluşursa, Afgan kardeşlerine yardım etmek makadıyle Kabil Uluslararası havaalanının işletmesine talip” olduğunu  açıklamıştır. (07 Ağustos 2021 Sabah gazetesi)

[2] Daha sonra Tuğg. Rütbesiyle emekli olan Kazım Öndül 2017 Ocak ayında Kırgızistan’da meydana gelen ve pilot olarak bulunduğu bir kargo uçağı kazasında hayatını kaybetmiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.