'Trump, Küresel Düzeni İkinci Dünya Savaşı'ndan Beri En Çok Sarsan Lider'

'Trump, Küresel Düzeni İkinci Dünya Savaşı'ndan Beri En Çok Sarsan Lider'

Donald Trump, geçen yıl 20 Ocak'ta, ikinci döneminin başlangıcında, soğuk bir Washington gününde yaptığı yemin töreni konuşmasını, "Hiçbir şey yolumuzda duramayacak" sözleriyle, alkışlar eşliğinde sonlandırmıştı.

Daha başkanlıktaki ilk gününde tüm dünyaya seslendi.

Donald Trump, geçen yıl 20 Ocak'ta, ikinci döneminin başlangıcında, soğuk bir Washington gününde yaptığı yemin töreni konuşmasını, "Hiçbir şey yolumuzda duramayacak" sözleriyle, alkışlar eşliğinde sonlandırmıştı.

Peki dünya bu sözleri yeterince ciddiye almadı mı?

Trump bu konuşmasında, 19. yüzyılda ortaya atılan "belirlenmiş kader" doktrininden de bahsetti.

Bu doktrine göre ABD'nin Amerika kıtasında topraklarını genişletmek ve Amerikan ideallerini yaymak gibi kutsal bir görevi vardı.

O anda hedefinde Panama Kanalı vardı. Trump "Kanalı geri alıyoruz" diye ilan etti.

Bugünse Grönland hakkında benzer açıklamalar yapıyor.

"Sahip olmalıyız" yeni slogan haline gelirken, zaten büyük risklerle dolu bir sırada, gelinen noktada dünya geç bir uyanış yaşıyor.

ABD'nin tarihi, liderleri ve rejimleri devirmek adına tartışmalı müdahaleler, işgaller ve gizli operasyonlarla dolu.

Fakat son 100 yıldır hiçbir Amerikan başkanı, uzun süredir müttefik olduğu bir ülkenin topraklarını ele geçirme ve yerel halkının isteğine karşın bir adayı yönetme tehdidinde bulunmadı.

Hiçbir ABD lideri, İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana dünya düzeninin temelini oluşturan uzun süreli ittifakları ve siyasi normları bu kadar acımasızca çiğnemedi ve tehdit etmedi.

Eski kuralların çiğnenmesinin cezasız kaldığına şüphe yok.

Trump, şu anda ABD'nin muhtemelen en "dönüştürücü" başkanı olarak tanımlanıyor.

Bu durum, hem ülke içinde hem de yurt dışında destekçileri tarafından coşkuyla karşılanıyor ve fakat aynı zamanda dünyanın dört bir yanındaki başkentlerde endişeye yol açıyor.

Moskova ile Pekin'de ise temkinli bir sessizlik hakim.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Davos Ekonomik Forumu'ndaki konuşmasında, Trump'ın adını doğrudan anmadan, "Bu, uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı, emperyalist emellerin en güçlü yasa olduğu bir dünyaya doğru bir kayış" şeklinde sert bir uyarıda bulundu.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Davos'ta düzenlenen 56. Dünya Ekonomik Forumu (WEF) yıllık toplantısında Kongre Salonu'ndaki genel oturumda konuşma yapıyor.

Kaynak,EPA/Shutterstock

Fotoğraf altı yazısı,Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Salı günü Dünya Ekonomik Forumu'nda konuştu ancak Trump'tan doğrudan bahsetmekten kaçındı.

Oldukça sancılı bir sürece, muhtemel ticaret savaşına dair endişeler giderek artıyor.

Hatta bazı çevrelerde, en kötü senaryoda Trump'ın Grönland'ı zorla ele geçirmeye çalışması durumunda 76 yıllık NATO ittifakının tehlikeye girebileceği kaygıları dile getiriliyor.

Trump'ın taraftarları, "Önce Amerika" politikasına desteklerini artırıyorlar.

BBC Newshour'da Grönland'ı ele geçirmenin BM tüzüğünü ihlal edip etmeyeceği sorulduğunda, Cumhuriyetçi Kongre üyesi Randy Fine şu yanıtı verdi.

"Birleşmiş Milletler, dünyada barışı destekleyen bir kuruluş olma konusunda tam anlamıyla başarısız oldu. Ve açıkçası, onlar ne düşünürlerse düşünsün, muhtemelen tam tersini yapmak doğru olan şey."

Fine geçen hafta Kongre'ye "Grönland'ın İlhakı ve Eyalet Statüsü Yasası" adlı bir yasa tasarısı da sundu.

Trump'ın yoluna hiçbir şey çıkamayacak gibi görünürken, Amerika'nın endişeli müttefikleri nasıl tepki verebilir?

Geçtiğimiz yıl boyunca, diplomatik çevrelerde ABD'nin öngörülemeyen başkanı ile nasıl başa çıkılabileceği konuşuldu.

Tüm bunların diyalog yoluyla çözülebileceğinde ısrar eden çevreler, "Onu ciddiye almalıyız ama kelimesi kelimesine değil" diyor.

Bu yaklaşım Ukrayna savaşına Avrupa ile birlikte ortak bir yanıt oluşturma çabalarında işe yaradı ama sadece bir noktaya kadar.

Trump sürekli pozisyon değiştirmeye devam ediyor. Bir Rusya'nınkine yakın pozisyon alıyor, diğer bir hafta Ukrayna'ya yaklaşıyor.

Trump'ın maksimalist tutumlarında, New York'taki emlak günlerinden kalma pazarlık taktiklerinin izini görenler "O bir emlak kralı" diyor.

Bu durum İran'a karşı askeri harekat tehditlerini tekrarladığı sırada da görüldü.

'Dediğini yapıyor'

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Trump'ın taktikleri konusunda tekrar tekrar sorulan sorulara yanıt verirken "Geleneksel bir politikacı gibi konuşmuyor" demişti.

Rubio "içler acısı" diye tanımladığı önceki başkanların sicilleri karşısında, "Dediğini yapıyor" sözleriyle Trump'ı övüyor.

Marco Rubio arkasında ABD bayrağı ile

Kaynak,Reuters

Fotoğraf altı yazısı,ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'ya göre Trump "dediğini yapan" bir başkan.

Rubio, Trump'ın Grönland'a yönelik tehditlerini hafifletmeye çalışan başlıca isimlerden biri oldu. Bu geniş stratejik buz örtüsünü işgal etmek değil, satın almak istediğini savundu.

Marco Rubio, Trump'ın, dünyanın en büyük adasını satın alma seçeneğini, Çin ve Rusya'dan gelen tehditlere karşı koymak için araştırdığını da söyledi.

Ancak Trump'ın kaba güç taktiğini seçtiği, kolektif hareketi küçümsediği ve gücün haklılık anlamına geldiği inancında olduğunu inkar etmek mümkün değil.

Economist dergisinin baş editörü Zanny Minton Beddoes, Trump'ın pazarlık ve kaba kuvvet kullanımıyla özdeşleştiğini söylüyor.

"İttifaklarda fayda görmüyor. Amerika fikrini, bir değerler bütünü olarak görmediği gibi, bunlara zerre kadar önem vermiyor" diyor.

Ve Trump bunları gizlemiyor.

Bu ayın başlarında New York Times'a verdiği kapsamlı bir röportajda, "Rusya ile Çin, NATO'dan hiç korkmuyor. En ufak bir korkuları bile yok" demiş, devamındaysa "Bizden son derece korkuluyor" ifadesini kullanmıştı.

Sorun güvenlik ise ABD'nin zaten Grönland'da askeri birlikleri bulunuyor.

1951 tarihli bir anlaşma uyarınca adaya daha fazla asker gönderebiliyor ve daha fazla üs açabiliyor.

Ama Trump durumu net bir şekilde, "Grönland'a sahip olmam gerek" diye özetliyor.

"Kazanmayı seviyorum" da diyen Trump'ın bununla neyi işaret ettiğine yönelik kanıtlar da giderek artıyor.

Onun son bir yılda yaptığı politika değişiklikleri şaşırtıcıydı.

Grönland'ı destekleyen sloganlar yazılı şapkalar bir rafa yerleştirilmiş. Şapkalardaki sloganlar arasında "Satılık Değil!" ve "Zaten Harika" yer alıyor.

Kaynak,Reuters

Fotoğraf altı yazısı,Danimarka'nın yarı özerk bölgesi Grönland'ın ABD tarafından ele geçirilmesine karşı çıkan ürünler Kopenhag'daki dükkanlarda satışa sunuldu.

Mayıs ayında Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da, ikinci döneminin ilk yurt dışı gezisinde yaptığı konuşma coşkulu bir şekilde karşılandı.

Trump konuşmasında Amerikan "müdahaleciliğini" ve "inşa ettiklerinden çok daha fazla ülkeyi harap ettiler" diyerek bazı geçmiş yönetimleri hedef aldı.

İsrail'in Haziran 2025'te İran'a saldırmasının ardından Trump'ın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu uyardığı, Tahran'a yönelik askeri tehditle yürüttüğü diplomasiyi riske atmamasını istediği bildirildi.

Ancak İsrail'in İran'ın nükleer bilim insanlarına ve güvenlik yetkililerine yönelik suikastlerini görünce, bunları "mükemmel" bulduğunu söyledi.

Financial Times'tan Edward Luce, Trump'ın yaptıklarını bir şekilde mantığa uydurma çabası için "akla uygunlaştırma" terimini kullanmıştı.

Luce yazısında, "Trump'ı savunanlar, onun politikalarını mantığa uydurmak için gece gündüz çalışıyorlar" demişti.

Donald Trump, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Salman'ın yanında ellerini açarak konuşuyor. . Trump koyu renk bir takım elbise giyer ve kırmızı kravat takarken, prens uzun, kahverengi bir cübbe giyiyor.

Kaynak,Reuters

Fotoğraf altı yazısı,Trump, Mayıs 2025'te Riyad'da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Salman ile görüştü.

Bu durum geçen Ekim ayında, Kızıldeniz kıyısındaki Şarm El-Şeyh'te tam anlamıyla gözler önüne serildi.

Dünyanın dört bir yanından liderler, Trump'ın "Ortadoğu'da 3 bin yıldır ilk kez barış sağlandı" şeklindeki açıklamasını dinledi.

Barış planının ilk önemli aşaması, Gazze'de ateşkesi ve İsrailli rehinelerin serbest bırakılmasını beraberinde getirmişti.

Netanyahu'yu ve Hamas'ı buna razı eden, Trump'ın güçlü diplomasisiydi. Bu, yalnızca "Trump'ın başarabileceği" büyük bir atılımdı.

Ama ne yazık ki barışın başlangıcı olmadı.

Geçen yıl Trump, yaklaşımını "belirlenmiş kader" olarak nitelendirmişti.

Bu yıl ise, Venezuela işgalinden sonra "Donroe Doktrini" olarak güncellediği yaklaşımı benimsedi.

Donald Trump, ekibindeki ateşli destekçilerinin de teşvikiyle, Amerika'nın kendi arka bahçesinde Amerikan çıkarlarını korumak için dilediği gibi hareket edebileceğine olan inancıyla bu doktrine artık sahip çıkıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Ekim 2025'te Şarm El-Şeyh'e gitmek üzere İsrail'den ayrılırken, Ben Gurion Uluslararası Havalimanı'nda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya işaret eden el hareketi yapıyor.

Kaynak,Reuters

Fotoğraf altı yazısı,Ekim ayında Biyamin Netanyahu, Trump'ı İsrail'in Beyaz Saray'da sahip olduğu "en büyük dost" olarak nitelendirmişti.

Bazen izolasyoncu, bazen müdahaleci olarak tanımlanıyor.

Ama onu yeniden iktidara getiren, "Amerika'yı Yeniden Yücelt" sloganını hiç bırakmıyor.

Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre'ye yazdığı mektupta, bu yılki Nobel Barış Ödülü'nü kazanamamaktan duyduğu saplantılı öfkeyi vurguladı.

Trump, Støre'ye şunları söyledi:

"Artık sadece barışı düşünme zorunluluğu hissetmiyorum, her ne kadar barış her zaman öncelikli olsa da, artık Amerika Birleşik Devletleri için neyin iyi ve doğru olduğunu düşünebilirim."

Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide, konuyla ilgili soruma diplomatik bir dille, "Bugün İskandinav mizacına sahip olmak için güzel bir gün" yanıtını verdi.

Norveç, Danimarka ile birlikte Kuzey Kutbu'nda kolektif güvenliği savunan politikasında tutarlı oldu.

Avrupa'dan gelen tepkilerse birbirinden çok farklı.

Macron, AB'nin "ticaret bazukası" olarak adlandırdığı karşı gümrük vergilerini devreye sokarak karlı AB pazarına erişimi kısıtlamaktan söz etti.

ABD başkanının Avrupa'daki en yakın müttefiklerinden biri olan İtalyan Başbakanı Giorgia Meloni, üstü kapalı şekilde "iletişim sorunu" olduğundan bahsetti.

İngiltere Başbakanı Sir Keir Starmer, Grönland'ın toprak bütünlüğünü açık bir şekilde savundu.

Ancak Starmer, gümrük vergileri misillemesinden kaçınmak ve son bir yılda kurduğu güçlü kişisel bağı korumak da istiyor.

ABD Başkanı Donald Trump ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Eylül 2025'te düzenledikleri basın toplantısında iki ülke arasında bir anlaşmaya varıldığını duyurdular.

Kaynak,Reuters

Fotoğraf altı yazısı,İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Trump'ın ikinci dönemine başlamasından bu yana ABD başkanıyla büyük ölçüde yakın bir ilişki sürdürdü.

Trump diyalog kurma amacıyla kendisine gönderilen özel mesajları da yayınlayarak, kural tanımadığını gösterdi.

Macron, gönderdiği mesajda, Trump'ın dış politika başarılarını övüyor ve "ABD'ye dönmeden önce Perşembe günü Paris'te birlikte akşam yemeği yiyelim" önerisi yapıyordu.

Bir yandan da "Grönland konusunda ne yaptığını anlamıyorum" diyordu.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ise mesajında, "Seni görmek için sabırsızlanıyorum" diye yazıyordu.

Rutte, geçen yıl İran-İsrail arasındaki savaşı sert bir şekilde yönetmesi nedeniyle Trump'a "baba" diye hitap etmişti.

ABD Başkanı Donald Trump ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 25 Haziran 2025'te Hollanda'nın Lahey kentinde düzenlenen NATO liderler zirvesinin başlangıcında konuşuyorlar.

Kaynak,AFP via Getty Images

Fotoğraf altı yazısı,NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Trump'a "baba" diye hitap etmişti.

Rutte ve diğerleri, Trump'ın açık tehditlerinin NATO üyesi ülkeleri son yıllarda savunma harcamalarını önemli ölçüde artırmaya zorladığına işaret etti.

Trump'ın ilk döneminden bu yana yaptığı uyarılar, önceki ABD başkanlarının talep ettiği ve Rus tehditlerinin gölgesindeki NATO üyelerinin başlattığı eğilimi hızlandırdı.

Okyanusun diğer yakasında, uzun zamandır Amerika'nın gölgesinde yaşayan bir ülke de zorluklarına rağmen, artık farklı bir yol izlemeye çalışıyor.

Kanada Başbakanı Mark Carney, geçen hafta Çin'e yaptığı ziyarette, "Dünyayı istediğimiz gibi değil, olduğu gibi kabul etmeliyiz" diyerek samimi bir değerlendirmede bulundu.

Yıllarca süren gerginliğin ardından 2017'den bu yana bir Kanada liderinin Pekin'e yaptığı ilk ziyaretti ve hızla değişen bu dünyaya dair net bir sinyal verdi.

Kanada Başbakanı Mark Carney, 16 Ocak 2026 Cuma günü Pekin'de düzenlediği basın toplantısında. Bu görüşme, bir Kanada liderinin sekiz yıl sonra Pekin'e yaptığı ilk ziyaretti.

Kaynak,AFP via Getty Images

Fotoğraf altı yazısı,Mark Carney'nin temasları, bir Kanada liderinin sekiz yıl sonra Pekin'e yaptığı ilk ziyaret oldu.

Kanadalılar, sıranın kendilerine gelebileceği riskinin hala mevcut olduğunu biliyorlar.

Carney, Kanadalıların Trump'la başa çıkabilecek en iyi isim olduğu inancıyla seçildi ve geçen yıl ülkesinin lideri oldu.

Başından beri Trump'a "bire bir" misilleme yaparak, gümrük vergileri uyguladı.

Ta ki bu durum, ticaretinin %70'inden fazlasını ABD ile yapan, Kanada ekonomisi için dayanılmaz hale gelene kadar.

Carney, Salı günü Davos'ta sahneye çıktığında, bu sarsıcı dönüm noktasına da odaklandı.

"Amerikan hegemonyası, deniz yollarının açık kalmasına, istikrarlı bir finansal sisteme, kolektif güvenliğe ve anlaşmazlıkların çözümüne yardımcı olmuştu" dedikten sonra yeni dönemi şöyle tanımladı:

"Bir geçiş döneminde değil, bir kopuş dönemindeyiz."

Trump, bu ay New York Times'a verdiği demeçte kendisini neyin durdurabileceğini sorusuna şu yanıtı verdi: "Kendi ahlakım. Kendi aklım. Beni durdurabilecek tek şey bu."

İşte bu yüzden bir araya gelen müttefikler ordusu onu ikna etmeye, övmeye, zorlamaya ve fikrini değiştirmeye çalışıyor.

Bu sefer başarılı olacakları kesin değil.

Bu haber, BBC gazetecileri tarafından hazırlandı ve kontrol edildi. Bir pilot proje kapsamında çevirisinde yapay zekadan da faydalanıldı.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler