Sevinç Engin Yazdı
Orman Alanlarında Madencilikten Kaynaklanan Olumsuz Algının Kaldırılması
Orman alanlarının madencilik için tahsisi, günümüzün küresel iklim değişikliğini etkileyen arazi kullanımı değişikliğinin önemli bir örneğidir. Küresel iklim değişikliğinin olumsuz etkileri ciddi boyutlarda olup, madencilik yapılmasına izin verilen orman alanları da sel ve erozyona maruz kalmaktadır. Bu şaşırtıcı değildir ancak onay için hukuki alt yapının çok dikkatli oluşturulması ve onay sürecinin çok hassas bir şekilde takip edilmesi gerekmektedir. Türkiye'nin ulusal ormanlarında madencilik izinlerinin verilmesi çok detaylı ve kapsamlı yasal düzenlemelere tabidir. Bu faaliyetler orman işlevselliğinin maksimum düzeyde korunmasını gerektirdiğinden, asıl amaç ormanların bu faaliyete tahsis edilerek zararın en aza indirilmesidir. Onay süresinin bitiminden sonra alanın restorasyonu 6831 sayılı Türk Çevre ve Orman Kanunu'nda ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu bağlamda, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 16.maddesi ve ilgili mevzuat uyarınca, maden ruhsatı sahibi, ulusal ormanda madencilik faaliyeti yürüttükten sonra teslim edilen bölgeyi rehabilite etmekle yükümlüdür. Özellikle verimliliği düşük bir orman alanında izin alanı verilmeye çalışılması, süreç boyunca kontrollerin yapılması, izin süresi sonunda iyileştirme koşullarının gözden geçirilmesi, alanın talep edilmesi gibi durumlar, korunan bir madenciliğin gerekli olduğunu açıkça göstermektedir.
Günümüzde maalesef ki orman alanlarında madencilikten kaynaklanan olumsuz algılar gün geçtikçe artmaktadır. Devletin, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyacağı ve tedbirleri alacağı, bütün ormanların gözetiminin Devlete ait olduğu, Devlet ormanlarının mülkiyetinin devrolunamayacağı, Devlet ormanlarının kanuna göre, Devletçe yönetildiği ve işletildiği, bu ormanların zaman aşımı ile mülk edinilemeyeceği ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamayacağı, ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemeyeceği, ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamayacağı, ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçların genel ve özel af kapsamına alınamayacağı ifade edilmektedir(AY, 1982: m 169). Ormanları yakmanın, ormanı yok etmenin veya daraltmanın, anayasamızda affı olmayan suç olarak tarif edildiği göz önünde bulundurulduğunda, Devletimizin ormanlar hakkında ne kadar hassas olduğu net olarak görülmektedir. Ülkemizde ormanlar, en üst düzeyde bakanlık olarak temsil edilmiş ve Anayasa ile de koruma altına alınmıştır.
Ormanlarda yasak ve suç olan fiiller, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 14’üncü maddesinde belirtilmiştir. Ormanlara yönelik suç işleyenler hakkındaki yaptırımlar, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 91’inci, 92’nci, 93’üncü, 94’üncü ve 108’inci maddelerinde belirtilmiştir. Orman Genel Müdürlüğünden izin alınmadan, ormanlarda hiçbir şekilde faaliyette bulunulamamaktadır. İzin alınmadan faaliyette bulunulması veya alınan iznin ihlal edilmesi durumunda para ve hapis cezaları uygulanmaktadır.
Orman Alanlarında Madencilikten Kaynaklanan Olumsuz Algılar
Madencilik sektörü olarak 'önce insan, sonra çevre 'ilkesi takip edilmektedir. Bazı yanlış anlaşılmalar vardır. Mesela ormanların yok edildiği algısı karşımıza çıkmaktadır. Madenlerin kurallara uygun olarak çıkarılması gerekmektedir. Ormanlarımızın yüzde 60'ının, tarım alanlarımızın yüzde 70'inin madencilik izinleriyle kapatıldığı yalanı maalesef halkımızın aklını bulandırmaktadır (saglisolluhaber.com). En büyük sorunumuz bu olumsuz algıdır. Madenciler olarak tüm kurum ve paydaşlardan iş birliği beklenmektedir. Orman alanlarında Madencilikten kaynaklanan diğer olumsuz algı ise, zengin maden yataklarına sahip olan Türkiye’de, madenciler, uzun süren ruhsat izinleri, yatırım güvencesi, kamuoyundaki olumsuz algı, yüksek maliyetler ve istihdamla ilgili sorunlar yaşamaktadır. Bu olumsuz algılar yatırımcıları sektörden uzaklaştırmaktadır. Türkiye'de psikososyal riskler son yıllarda araştırmacının gündeminde yer almaktadır. Ancak psikososyal riskin iş güvenliği alanında kullanılan yeni bir kavram olduğu söylenebilir. Bu nedenle psikososyal risklerin ne kadar yüksek olduğu ve nasıl değerlendirildiği sorusu hem Türkiye'de hem de dünyada belirsizliğini korumaktadır (Vatansever, 2014, s. 118). Bu belirsizlik nedeniyle Dünya Çalışma Örgütü ruhsal bozuklukları meslek hastalıkları listesine dahil etmiştir (ILO, 2010). Dünya Sağlık Örgütü sağlığı, fiziksel, zihinsel ve sosyal olarak tam bir iyilik hali olarak tanımlamaktadır. Bu tanıma baktığımızda sağlığın yönünü içeren üç şekilde tanımlandığını görebiliriz: fiziksel, zihinsel ve sosyal. Bu bakımdan sağlık, yalnızca bedensel hastalıkların olmayışı değil aynı zamanda psikolojik ve sosyal sorunların da olmaması anlamına gelmektedir (Gülduran, Ergül ve Erkin, 2012, s. 390). Madenlerde toz, gaz, titreşim, makine kaynaklı kazalar ve diğer psikolojik faktörler dikkate alındığında madencilerin sağlığının risk altında olduğu değerlendirilmektedir. Ayrıca ağır ve zorlu çalışma koşulları, aşırı yorgunluk, vardiya değişiklikleri ve uyku bozuklukları nedeniyle işçiler hem fiziksel hem de zihinsel olarak olumsuz etkilenmektedir (Vatansever, 2014, s. 124 -127).
Orman Alanlarında Madencilikten Kaynaklanan Olumsuz Algının Kaldırılması İçin Neler Yapılmalı?
Madencilikte, kazılan cevher, türüne bağlı olarak belirli fiziksel, kimyasal ve eritme işlemleriyle ekonomik değeri olan ürünlere dönüştürülür. Bu faaliyetler sadece ekonomik ve sosyal faydalar sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda doğal çevrede gözle görülür değişikliklere de yol açıyor. Bu bağlamda madencilik faaliyetleri, ruhsatlı alanlardaki ağaçların kesilmesinden, açık ocak ve kapalı madenlerdeki atık ve cevherlerin ürün üretimi için yoğunlaştırılmasına ve ortaya çıkan atıkların depolanmasına kadar her şeyi kapsamaktadır. İhtiyaç, arazi kullanımı nedeniyle gezegende gözle görülür değişikliklere yol açmaktadır. Alıcı ortamın kalitesine bakıldığında, madencilik faaliyetlerinden kaynaklanan atıkların depolanması ve işlenmiş cevher atıklarından kaynaklanan ve mineralin türüne bağlı olarak "asidik maden drenajı" nedeniyle oksidasyon olasılığı bulunmaktadır. Kazı işlemleri aynı zamanda gürültü, titreşim ve toz da üretebilir. Mühendislerin görevi (madencilik, jeoloji, çevre, kimya ve diğer mühendislik disiplinleri), tüm canlı organizma türlerinin sosyal ve ekonomik katkısını arttırırken, alıcı çevre üzerindeki yukarıda belirtilen olası çevresel etkileri "en aza indirmektir" (Demir, M. 2010).
Dolayısıyla madencilik faaliyetlerinden beklenen sosyoekonomik faydalar sağlanırken, madencilik faaliyetlerinin çevre üzerindeki olası etkileri de faaliyet alanı için belirlenen kabul edilebilir çevresel sınırlar içerisinde ve "kabul edilebilir" düzeydedir. 'Etki Kriterleri'ne göre yönetilmesi ve hukuk sisteminin 'olumlu' olarak değerlendirilmesi halinde mevcut yasal çerçeveye uygulanabilir. Ancak kamuoyunda oluşabilecek olası yanılgıları netleştirmek adına aşağıdaki noktaları vurgulamakta fayda vardır. “ÇED olumlu tespiti” keyfi bir işlem yapılabileceği anlamına gelmemektedir. Elbette olumlu bir ÇED kararına bağlı olarak, projenin çevresel performansı ve çevre izninde belirlenen standartlara uygunluğu, işletme sürecinde çevresel izlemenin uygulanması yoluyla izlenecektir (Suiçmez, 2014).
ÇED sürecindeki müessese görüşlerinin esas alınarak, üyelik izinleri ya da İşyeri Açma Ruhsatı alımı sırasında yeniden aynı kurumlardan yeni görüşler istek edilmemelidir. ÇED periyodu arasında alakalı bütün kurumların görüşü alınarak, açılan sıhhat koruma bandının bir başka müessese tarafınca değiştirilmesinin önüne geçilmelidir. Esas olan maden aramacılığının kanunda “amme yararına faaliyet” olarak belirtilmesi olmalıdır. Bu nedenle izin sürelerinin kısaltılmasına yönelik düzenlemeler yapılması elzemdir. Maden Kanunu hususi bir kanun olup, madencilikle hususi olarak ilgilenilmediği takdirde mahkemelere intikal eden mevzularda verilen hüküm kararlarında bir standart ve objektif bir yaklaşım yakalanamamaktadır. Bunun önüne geçilmesi için madencilikle alakalı mevzulara yönelik uzmanlık mahkemelerinin kurulması, bunun olası olmaması halinde 7 bölgede madencilikle alakalı davalarla sorumlu mahkemelerin oluşturulması müsait olacaktır (Çamad, Serham, Mjd, Ebmad, Ayso. 2018).
Sonuç
Anayasa, Maden Kanunu Yürürlük Kararnamesi ve ülkemizde orman alanlarında yapılan madenciliğin temel hükümlerini düzenleyen sorumlu hükümet kanunları, madenlerin korunmasını ve gereği gibi işletilmesini zorunlu kılmaktadır. Mümkün olduğu kadar verimli olmalı, işleyişinde toplumsal/kamu yararı göz önünde bulundurulmalı ve dikkatli kullanılmalıdır. Bunun için düzenlemeler vardır. Bu durum, Anayasa'nın kıyı, tarih, kültür ve tabiat varlıkları, tarım arazileri, mera, toprak ve orman varlıklarına verdiği önemin maden kaynaklarına yeterince verilmediğini göstermektedir. Bunlar anayasal koruma altındadır ve kullanılırken toplumsal/kamu yararı dikkate alınır. Ancak maden kaynakları, yenilenemeyen ve tükenebilen doğaları nedeniyle, yenilenebilir kaynaklardan çok daha fazla korunmayı ve en verimli şekilde kullanılmasını hak etmektedir. Madencilik ve orman/çevre hakkında onlarca sayfa yazılmasına rağmen “Bu konunun başka açıklamaları da var'' gibi görüşler üretmek çok kolaydır. Ülkemizdeki ilk dava olan Ovacık altın madeni davasında, “insan ve çevre sağlığına yönelik iddia edilen risklerin kabul edilemez” olduğu, atık barajı ve atık yönetiminin doğru olmadığı ileri sürülerek, 2001 yılından bu yana başka şirketler ve faaliyet gösteren kuruluşlar doğru değildi. Bu, faaliyetlerinin çevre sorunlarına yol açmaması ile kanıtlanmaktadır. Ancak ne yazık ki gerçek şu ki, sorunun sosyopolitik yönleri yalnızca bilimsel ve teknik yaklaşımlarla çözülemeyecek kadar karmaşık olduğundan, madencilik, özellikle de altın madenciliği ile ilgili davalar devam edecek gibi durmaktadır.
En başta gelen olumsuz algı ise madencilikten kaynaklanan ormanların yok edilmesidir. Bu algının öncellikle ortadan kaldırılması gerekmektedir. Madenciliğin bir diğer olumsuz algısı ise, insan sağlığı üzerinde yarattığı psikolojik rahatsızlıklardır.
Öneriler
- Maden arama ve madencilik izin ve lisansı verilen kişilerin mali ve teknik yeterlilikleri aranmakta olup, denetim ve denetimler doğru şekilde yapıldığı takdirde madencilerin bünyeleri otomatik olarak iyileşecektir. - Kazanılmış haklara yönelik olarak devletten geçici destek ve eğitim alınması hedefe ulaşılmasına katkı sağlayacaktır. -Kamu yararı açısından, sanayinin tüm faaliyetlerinde nitelikli personele, özellikle de nitelikli mühendislere ihtiyaç vardır. - Madencilikten kaynaklanan ormanların yok edilme algısı ortadan kaldırılmalıdır. - Türkiye’de ormansızlaşma ve orman bozulmasının sadece madencilikten olmadığı kabul edilmelidir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.