Sessiz Bir Tehdit: Nipah Virüsü ve Türkiye’nin Adli Uyanıklık Sınavı

Sessiz Bir Tehdit: Nipah Virüsü ve Türkiye’nin Adli Uyanıklık Sınavı

Belarus, Hindistan'dan gelen kişileri havaalanlarında ateş kontrolünden geçmeye başladı, Özbekistan, Hindistan'dan hayvan ithalatına geçici kısıtlamalar getirdi.

Prof.Dr.İ. Hamit Hancı: Adli Bilimciler Derneği Başkanı

Av.Dr.Alp Aslan: Adli Bilimciler Derneği Adli Yöneylem Komisyonu Başkanı

https://musavat.com da çıkan bir haberde; Hindistan'da Nipah virüsü vakalarının arttığı, yabancı ülkelere yayıldığı, bazı kişilerin öldüğü Hindistan ile yakın olan ülkelerin güvenlik önlemleri uygulamaya başladığını okudur..

Belarus, Hindistan'dan gelen kişileri havaalanlarında ateş kontrolünden geçmeye başladı, Özbekistan, Hindistan'dan hayvan ithalatına geçici kısıtlamalar getirdi.

Nipah virüsünün yayıldığı Batı Bengal eyaletinden devlet veterinerlik hizmeti kontrolündeki tüm malların (et, süt, yumurta, balık vb.) ithalatı geçici olarak kısıtlandı.

Ticaretin yanı sıra, birçok Hintli’nin turist olarak geldiği Azerbaycan'da önlemler alınmaya başladı.

Bu gelişmeler üzerine konua açıklık getirmek istedik.

Malum salgınlar çağında yaşıyoruz. İnsanlar şehirlere ve çok katlı binalara sıkıştılar. COVID-19'un bize öğrettiğini unutmamalıyız: “Uzak” sandığımız hiçbir biyolojik risk aslında uzak değildir." Küresel hareketlilik, iklim değişikliği ve insan–hayvan temasının artışı, zoonotik (hayvanlardan geçen) virüsleri yalnızca bir sağlık sorunu olmaktan çıkarıp ulusal güvenlik meselesi haline getirmiştir.

Bugün adını sık duymadığımız ama potansiyeli yüksek bir patojen etkinliğini artırmış durumdadır: Nipah virüsü.

Nipah, ilk kez 1998’de Malezya’da meyve yarasalarında görülmüştür. Sonrasında önce domuzlara, oradan da insanlara geçmiştir. Ölüm oranı yüzde 40 ila 75 arasında değişmektedir. Yani yakalandığınızda ağır bir olasılık hesabı söz konusudur.

Virüs önce beyni etkilemekte (ensefalit) sonra solunum yetmezliğine yol açabilmektedir.

Türkiye’de bugüne kadar doğrulanmış bir vaka yoktur. Ancak mesele “var mı, yok mu” değil; mesele hazır mıyız sorusudur.

Coğrafya kader mi?

Türkiye, Asya ile Avrupa arasında bir kavşaktır. Turizm, ticaret, göç hareketliliği… Her gün binlerce insan sınırlarımızdan geçmektedir. Küresel dünyada virüsler pasaport taşımaz. Pteropus türü meyve yarasaları Türkiye’de yaygın değildir fakat zoonotik hastalıkların tarihine baktığımızda, ekosistemlerin ve ticaret yollarının patojen taşınmasında ne kadar etkili olduğunu bilmekteyiz.

İklim ve ekolojik sorunlar , yaban hayatının hareket alanını değiştirmektedir. Bu değişim yalnızca çevresel değil epidemiyolojik sonuçlar da doğurabilmektedir.

Sorulması gereken soru şudur: Türkiye’nin sürveyans sistemi, bu virüsleri ayırt edebilecek refleks hızına sahip midir? Sürveyans: Verilerin zamanında ve sistematik olarak Toplanması, Biriktirilmesi İhtiyacı olan birimlere hızla geri bildirimini sağlayacak şekilde Değerlendirilmesi süreci

Sağlık meselesi mi, adli mesele mi?

Nipah gibi yüksek ölüm oranlı ve biyogüvenlik seviyesi en üst kategoride (BSL-4) yer alan virüsler, yalnızca enfeksiyon hastalıkları uzmanlarının değil aynı zamanda sistemin de konusudur.

Ani gelişen nörolojik semptomlar, kısa sürede çoklu ölümler… Böyle bir durumda ilk temas noktası çoğu zaman yoğun bakım değil, adli tıp olacaktır. Özellikle sebebi belirsiz ölümlerde doğru örnekleme yapılmazsa hem delil zinciri hem halk sağlığı zinciri kırılacaktır.

İşte burada devreye “adli vijilans” kavramı girmektedir. Adli vijilans; bulaşıcı hastalıkların adli süreç içinde erken tanınmasını, biyogüvenliğin korunmasını ve epidemiyolojik verinin hukuki süreçle entegre edilmesini ifade eder. Bu yaklaşım, klasik ölüm soruşturmasının ötesine geçer. Çünkü mesele sadece “neden öldü?” değil, “başka kimler risk altında?” sorusudur.

Otopsi salonundan ulusal güvenliğe

Nipah şüphesi olan bir ölümde klasik otopsi yaklaşımı risklidir. Aerosol oluşumu, beyin dokusu teması, laboratuvar güvenliği… Negatif basınçlı ortam, tam koruyucu ekipman ve mümkünse minimal invaziv teknikler gerekir. Bu yalnızca teknik bir detay değil sağlık çalışanlarının korunması açısından da hayati bir gerekliliktir.

Daha geniş çerçevede bakılacak olursa bu tür virüsler teorik olarak biyoterör literatüründe de yer almaktadır. Yüksek ölüm oranı , insandan insana bulaş ve aşı eksikliği kombinasyonu, stratejik risk üretmektedir. Elbette spekülasyon üretmek doğru değildir ancak adli sistemin “olasılıkları” da hesaba katması gerekir.

Türkiye ne yapmalı?

Panik üretmeye gerek yoktur ancak rehavet de lüksümüz değildir.

– Yüksek riskli patojenler için laboratuvar kapasitesi güçlendirilmelidir.

– Adli tıp uzmanlarına biyogüvenlik temelli eğitimler artırılmalıdır.

– Atipik ensefalit vakalarında geniş viral panel rutin hale getirilmelidir.

– Halk sağlığı ile adli makamlar arasında veri paylaşımı hızlandırılmalıdır.

– Ekolojik zoonotik izleme programları genişletilmelidir.

COVID-19 bize bir şey daha öğretmiştir: İlk haftalarda kaybedilen zaman, aylarca telafi edilememektedir

Nipah bugün Türkiye’de yoktur. Ama modern dünyada “yok” kelimesi zamana bağlıdır. Asıl mesele, kriz gelmeden önce kurumsal refleks geliştirebilmektir. Salgınlar yalnızca biyolojik olaylar değildir, aynı zamanda organizasyonel testlerdir.

Sorulması gereken soru basit ama ağırdır:

Bir gün beklenmedik bir nörolojik ölüm zinciri başladığında, sistemimiz bunu sıradan bir vaka mı sayacak, yoksa erken uyarı olarak mı okuyacaktır.

Adli vijilans tam da bu ayrımın adıdır.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler