Yüreği Alevlerle Dövüşen Çocuk... Aşkolsun!

Cüneyt Şaşmaz

Emekli Prof. Dr. Zafer Öner diyor ki;
Yeşil yapraklı bir dalla mı saldırdın azgın alevlere, yoksa bir kovacık su mu vardı o merhametli ellerinde?!
Su ve yiyecek götürürken mi düştün alev çemberine?!
Pusuya mı düştün, yoksa tek başına mı saldırdın yangının üstüne?!
Bildim, yalnızdın sen çocuk...
Hem de yapayalnız.
Hiç mi korkmadın Allah aşkına?!
Silemiyorum zihnimden seni.
Hayalime saplanıp kaldı o alevden kızarmış, isten boyanmış güzel yüzün.
Sardı mı alevler bedenini de?!
Duman mı doldurdu nefes borunu?!
Yandın mı, boğuldun mu?!
Çok mu acı çektin yavrum?!
Annen mi geldi aklına, baban mı, kardeşin mi?!
Bu ülkede zor işler hep sizlere mi düşer böyle?!
Bir ormanın yanışı mı daha önemli geldi sana?!
“İnsandan daha faydalıdır bir orman...
Doğayı koruyamazsan insanı da koruyamazsın”
mı dedin?!
Küçük bir bilge gibi mi atladın alevlerin ortasına?!
Nesin sen?!
Vicdan mısın, merhamet misin, cesur yürek misin be kocaman küçüğüm?!
“Yaktınız beni liyakatsizler!” diye haykırdın mı alevlerin içinde?!
Seni de bizi de hem içten hem dıştan yaktılar.
Tedbirsizce, umursamazca yaktılar.
Yüz yıl bile dolmadan Cumhuriyet’in nice eserini küle çevirdiler:
Ormanlarımızı, fabrikalarımızı, eğitim sistemimizi, sağlık altyapımızı, adalet mekanizmamızı...
Atatürk’ün mirasını adım adım erittiler.
Sen kalaydın ya çocuk...
Yüreği yanık çocuk, cansız bedeni yanık çocuk.
Ama biliyor musun?!
Yanmayan şeyler de var içimizde:
Atatürk’ün ışığı, İzmir’in dağlarındaki çiçekler gibi dimdik duran gençlerimiz, başarılarıyla gurur kaynağımız olan sporcularımız...
Onlar da senin gibi isimlerini zirvelere yazdılar.
Senin cesaretinle, onların zaferleriyle umut tazeliyoruz.
Senden sonra sekiz kişi daha aynı yolda gitti.
Yangın yerinde ve zamanında söndürülemezse, o yangın insanıyla, hayvanıyla, toprağıyla, ormanıyla hepimizi yakar.
Asıl mesele “kim yaktı?!” değil; “neden önleyemedik, neden zamanında müdahale edemedik?!” sorusudur.
Devleti “anonim şirket” gibi yöneten tüccar zihniyeti, üniversitelerde yetiştirdiğimiz bilge insanlarımızı neden bir kenara itti?!
Liyakat yerine sadakat, ehliyet yerine yandaşlık öne çıkınca sellerde, depremlerde, yangınlarda neden daha çok bedel ödüyoruz?!
Ekonomide, eğitimde, hukukta, şehircilikte, güvenlikte iyi yetişmiş insanlarımız yok mu?!
Var.
Ama “hem kel hem fodul” anlayışıyla yönetilen sistem, bu birikimi değersizleştiriyor.
Kesin düzelecek her şey.
Bu böyle gidemez.
Bu ülkenin insanları çağdaş medeniyetler düzeyinde yaşamaya layıktır.
Yüksek ahlaklı, aklıselim sahibi, liyakate dayalı bir yönetime kavuşacağız.
Başka yolu yok.
Sınırlarımız içinde yaşayan herkes; dinine, diline, ırkına bakmaksızın kardeştir ve eşit haklara sahiptir.
Asırlardır birbiriyle karışmış bu ülkeyi kimse bölemeyecektir.
İnsan haklarına saygılı, evrensel hukuka bağlı, laik, sosyal, kadına ve cinsiyet eşitliğine duyarlı bir toplum ve yönetim kuracağız.
Tarikatların ve cemaatlerin cenderesinden kurtulacağız.
Şahin Akdemir başta olmak üzere, filenin güzelleri ve nice kahraman gençlerimiz...
Müjdelemiyorlar mı bu umudu?!
Aşkolsun size çocuklar...
Siz varsınız diye yarınlara daha umutla bakıyoruz.

Cüneyt Şaşmaz

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.