İsrail meclisi Knesset'te, işgal altındaki Batı Şeria’da ölümle sonuçlanan terör saldırılarına karışan Filistinliler için idam cezasını öngören tartışmalı yasa kabul edildi. Aşırı sağcı milletvekilleri, uluslararası hukuka aykırı olduğu ifade edilen ve insan hakları örgütlerinden tepki çeken yasanın oylanacağı gün meclise yakasında urgan rozetiyle geldi. Yasa, ülkedeki "apartheid sistemini" kuvvetlendirecek. Peki İsrail, böylesi doğrudan Filistinlileri hedefleyen bir yasayı nasıl kabul edebildi? Düzenlemenin temelinde ne yatıyor?
İsrail meclisi Knesset’ten hafta başında gelen haberler ve görüntüler büyük tepki çekti. Knesset’te, işgal altındaki Batı Şeria’da ölümle sonuçlanan terör saldırılarına karışan Filistinliler için idam cezasını öngören tartışmalı yasa onaylandı. Yasanın geçmesinin ardından aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve destekçileri, mecliste şampanyayla kutlama yaptı. Ayrıca yasayı destekleyen milletvekilleri, meclise yakalarında “urgan rozetiyle” geldi.
Uluslararası hukuka aykırı olarak ifade edilen yasa, İsrail askeri mahkemelerinin “terör eylemi” olarak kabul ettiği ölümlü saldırıları düzenlemekten hüküm giyen Filistinlilerin 90 gün içinde asılarak idam edilmesini öngörüyor ve bu süre en fazla 180 güne kadar ertelenebilecek. Yasa, Filistinliler arasında tedirginlik yaratırken, küresel çapta da kınanıyor. Uluslararası çevreler, yasayla İsrail’in “apartheid sisteminin” pekiştiğini dile getiriyor.
Peki, İsrail “Filistinlilere özel” bu idam cezasını meclisinden nasıl geçirdi? Düzenleme yasal mı? Bu soruların cevabına geçmeden önce tepkilere ve yasanın oylanmasına kısaca değinelim.
BM VE İNSAN HAKLARI ÖRGÜTLERİ TEPKİLİ
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir meclise urgan rozetiyle geldi. Fotoğraf: AP
İsrail’deki Yahudi vatandaşları kapsamayan bu yasa, ülkedeki aşırı sağcılar arasında sevinçle karşılandı ancak gerek Avrupa’dan gerekse insan hakları örgütlerinden yasaya karşı tepki büyük…
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk de dahil olmak üzere, yasa düzenlemesini eleştirenler, yeni yasayı ayrımcı olarak nitelendiriyor. Türk ayrıca, uygulamanın “savaş suçu anlamına geldiğini” dile getirdi.
Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere dışişleri bakanlıklarından Pazar günü yapılan ortak açıklamada, “Tasarının fiili ayrımcı niteliğinden özellikle endişe duyuyoruz. Bu tasarının kabul edilmesi, İsrail'in demokratik ilkelere ilişkin taahhütlerini zayıflatma riski taşır” ifadesine yer verildi.
İnsan hakları örgütleri de yasaya tepki gösterdi. Uluslararası Af Örgütü yasanın oylanmasından önce Şubat ayında, “idam cezasının İsrail’in apartheid sisteminde başka bir ayrımcı bir araç olacağı” uyarısı yapmıştı. İnsan Hakları İzleme Örgütü de önceki gün yaptığı açıklamada, öncelikle ve hatta münhasıran Filistinlilere uygulanacağından dolayı yasayı ayrımcı olarak nitelendirdi.
İnsan Hakları İzleme Örgütü Orta Doğu Direktör Yardımcısı Adam Coogle, idam cezasının geri döndürülemez olduğuna dikkat çekerek, “İsrailli yetkililer idam cezasının güvenlik meselesi olduğunu ileri sürüyor fakat gerçekte yasa, apartheid'in temel özellikleri olan ayrımcılığı ve iki kademeli adalet sistemini pekiştiriyor” dedi.
Söz konusu yasa, İsrail Yüksek Mahkemesi'nde değerlendirilecek.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ise, İsrail Meclisi'nde onaylanan "idam cezası" yasasına ilişkin, "Knesset'te kabul edilen bu düzenleme fiili işgali ceza hukuku kisvesi altında kalıcılaştırma girişimidir" ifadesini kullandı.
Ceza düzenlemesine Dışişleri Bakanlığı’ndan da tepki geldi. Bakanlık yaptığı yazılı açıklamada, İsrail Parlamentosu’nda kabul edilen ve yalnızca Filistinlilere uygulanması öngörülen idam cezası düzenlemesinin kınandığını belirterek şu ifadelere yer verdi:
“İşgalci güç İsrail’in Filistinlilere yönelik apartheid rejimini daha da ağırlaştırmayı amaçlayan bu düzenleme, Filistin halkına karşı izlenen inkar, yok etme ve siyasi infaz politikalarının yeni bir tezahürü olup, hukuk dışı ve hükümsüzdür.
İsrail’de şimdiye kadar iki kişi idam edildi. Bunlarda biri Holocaust’un gerçekleşmesinde büyük rol sahibi olan Nazi yetkilisi ve savaş suçlusu Adolf Eichmann idi.
Başta BM olmak üzere, uluslararası toplumu işgalci güç İsrail’in ırkçı ve hukuksuz adımlarına karşı harekete geçmeye çağırıyoruz.”
MİLLETVEKİLLERİNDEN TEPKİ ÇEKEN KUTLAMA
Pazartesi günü Knesset’te oylamaya sunulan yasa 48 hayır ve 62 evet ile kabul edildi. Yasanın kabulünün ardından şampanyayla kutlama yapan aşırı sağcı milletvekilleri sosyal medyada da büyük tepki çekti. Bahse konu bakanlar arasında, daha önce aşırı sağcı terör faaliyetlerinden hüküm giyen Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de vardı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da yasayı destekleyenler arasındaydı ve oylamadan sonra milletvekillerini tebrik etti.
YASA NASIL FİLİSTİNLİLERİ HEDEFLEYEBİLİRKEN İSRAİLLİLERİ MUAF TUTUYOR?
Yasa, kapsamının büyük bir kısmını yalnızca işgal altındaki Filistinlileri yargılayan askeri mahkemelerle sınırlayarak bunu sağlıyor.
Yeni mevzuata göre, işgal altındaki Batı Şeria'da bir İsrail vatandaşını öldürmekten suçlu bulunan herkes, bölgeyi denetleyen askeri mahkemeler tarafından yargılanacak ve aksi istenmediği halde idam cezasına çarptırılacak.
Her ne kadar İsrail’de mahkemeler mahkumiyet istatistiklerini düzenli olarak açıklamasa da yargı sistemi 2010’da, işgal altındaki Batı Şeria’da suç işlemekle yargılanan Filistinlilerin yüzde 99,74’ünün suçlu bulunduğunu kabul etmişti. Buna karşılık olarak, 28 Şubat’ta İran’a karşı başlatılan savaştan bu yana yedi Filistinliyi öldüren İsrailliler, sivil mahkemede yargılanıyor.
İngiltere merkezli The Guardian gazetesinin geçen ay yayımladığı analize göre, İsrail son 10 yılda Batı Şeria’da Filistinlileri öldüren İsraillerin hiçbiri hakkında dava açmadı.
Yeni düzenleme, İsrail mahkemelerine, Batı Şeria'da Filistinli öldürmekten suçlu bulunan İsraillilere ceza verirken ekstra bir esneklik tanıyor. Hakimler, idam cezası ile müebbet hapis arasında seçim yapabiliyor. Öte yandan, Filistinlileri yargılayan askeri mahkemelerde cezalar otomatik olarak idam öngörüyor ve müebbet hapis ise ancak olağanüstü koşullarda değerlendirilebiliyor.
İsrail Meclisi'nin Filistinli esirlere yönelik "idam cezası" öngören yasa tasarısını onaylamasına tepki olarak, işgal altındaki Batı Şeria genelinde dün grev ilan edildi. Fotoğfraf: AA
İsrailli insan hakları örgütü Yesh Din tarafından yürütülen bir çalışmaya göre, Batı Şeria’da (Doğu Kudüs hariç) 2005-2024 yılları arasında yerel mahkemelerde Filistinlilere karşı suç işlemekle suçlanan yerleşimcilerin sadece yüzde 3’ü bu suçtan hüküm giydi. Çalışmada, yerleşimci şiddetine yönelik soruşturmaların yüzde 93,8'inin herhangi bir iddianame hazırlanmadan kapatıldığı belirtildi.
Tüm bunların temelinde, pek çok kişiye göre İsrail'in apartheid sistemini yasalaştıran 2018 tarihli "Ulus Devlet Yasası" yatıyor. Bu yasa, İsrail'i "Yahudi halkının münhasır anavatanı" olarak tanımlıyor ve Yahudi yerleşimlerini ulusal bir değer olarak görüyor. Eleştirilerse, bu yasanın herhangi bir eşitlik garantisi içermediği ve nüfusun yaklaşık yüzde 20'sini oluşturan Filistinli vatandaşların statüsünü düşürdüğü yönünde.
'İSRAİL İLERİDE İNSANLIĞA KARŞI SUÇTAN YARGILANACAKTIR'
Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın konuyla ilgili değerlendirmesine, İsrail meclisi Knesset’te kabul edilen yasanın ciddi bir sonucu olduğuna değinerek başladı. Caşın, “Yasa, İsrail’in varlığını inkar etme amacıyla bir İsrailliyi ya da orada yaşayan birini öldürmek iddiasıyla hüküm giyenlerin idam edileceğini öngörüyor ve uluslararası hak ve hukuk açısından baktığımızda Filistinlileri hedef aldığını düşünüyoruz. Aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Ben Gvir, ‘Tarih yazdık. Söz verdik, sözümüzü tuttuk. Filistin’in İsrail toprakları üzerinde egemenliği yoktur’ dedi. Bu da söz konusu kanunun bilerek bu şekilde çıkarıldığını gösteriyor” açıklamasını yaptı.
Tasarının işgal altındaki topraklarda gerçekleştirilen eylemlerin terör kapsamına alınması durumunda askeri mahkeme tarafından ölüm cezası verilmesini öngördüğüne işaret eden Caşın, “Yüksek Mahkeme’ye gidecek tasarı ama ben bir sonuç çıkacağını zannetmiyorum” dedi ve devam etti:
“Buradaki hedefin Filistinlilere doğrudan doğruya askeri mahkemelerde ölüm cezası verilmesini zorunlu hale getirmek olduğunu düşünüyorum. Bu çok büyük bir sakınca.”
Caşın, İsrail’de ikamet eden kişiye kasten zarar verme suçunun terör eylemi olarak kabul edileceğine dikkat çekerek, İsrail muhalefetinde bu kanun teklifine karşı çıkanların, teklifin etik olmadığını, Anayasa’ya aykırı ve ırkçı olduğunu, İsrailli Yahudiler ile Filistinliler arasında ayrımcılık yaptığını dile getirdiğini söyledi. “Yürütmenin başında Netanyahu olduğuna göre kanunun çıkmasından o sorumlu” ifadesini kullanan Caşın, idam kararının 90 günde uygulanacağını anımsatarak, “Çok dar bir sürede çok büyük bir kitleyi idam edebilirler” diye konuştu.
Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, Knesset’te onaylanan yasayla ilgili değerlendirmesinde Apartheid Suçunun Bastırılması ve Cezalandırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin önemini vurguladı. Caşın, 1973 tarihli sözleşmenin ayrımcı şekilde insanlık dışı suçların önlenmesi için düzenlenmiş bir BM sözleşmesi olduğunu dile getirdi. “Aparteid’ı diğer suçlardan ayıran en büyük özellik insanlığa karşı işlenmiş suç olması” diyen Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, özellikle Güney Afrika’daki ırkçı rejimde pek çok insan öldürüldüğünü ve yaşananların dünya kamuoyunun vicdanında çok büyük bir yıkım yarattığından dolayı bu sözleşmenin uluslararası hukuk tarafından kabul edildiğini aktardı. “Tekrar aynı acılar yaşanmasın diye uluslararası toplum bu sözleşmeyi kabul etti” şeklinde konuşan Caşın, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“İsrail sadece bugün değil, daha önce de apartheid suçları işledi, yani bunu mütemadi bir suç haline getirdi. Kendisinden olmayan bütün herkese, Filistinlilere karşı teokratik, yani dini ayrımcı bir anlayışla bu suçu uyguluyor. Güney Afrika’da bu ayrımcılık siyasaldı, İsrail’de teokratik.”
Prof. Dr. Caşın, Filistinlilere karşı sunulan bu kanun teklifinin çıkarılmasının çok büyük bir ayrımcılık suçu olduğunun altını çizdi ve açıklamasına şu ifadelerle devam etti:
“1789 Fransız İnsan Hakları Beyannamesi ile BM İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yaşam hakkı, adil yargılanma hakkı, işkence, ayrımcılık ve ırkçılık söylemiyle nefret suçu maddelerini de ihlal ediyor. Bütün bunlar da İsrail devletini ve bu yasayı yerine getirenlerin uluslararası ceza mahkemesinde yargılanmasına sebebiyet verecek. İsrail Adalet Bakanı ve Netanyahu dahil olmak üzere mahkemede bu emri icra edenler ileride Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde insanlığa karşı suçtan ve apartheid suçundan yargılanabilir. Burada iki ayrı suç var; birincisi İsrail’in Batı Şeria’yı işgal etmesi, ikincisi ise işgal ettiği topraklarda hukuka aykırı şekilde insanları idam etmesi.”
Caşın, İsrail’in Filistin topraklarını işgal ettiğini hatırlatarak, “İşgal eden ülkenin idam etme hakkı yoktur” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunu Nazi hükümeti Polonya’da ve işgal ettiği diğer Sovyetler Birliği topraklarında uyguladı ve sonra Nürnberg Mahkemesi’nde yargılandı. İsrail, ciddi ve planlı bir şekilde soykırım suçu işlemekle yargılanabilir; bu yasayı uygulayanlar da ileride Uluslararası Adalet Divanı’nda ve Ceza Mahkemesi’nde yargılanacaklardır.”
İlave kaynaklar: Al Jazeera, BBC