Ekonomi yazacaktım. Başkası benim aklımdakini yazınca boşa düştüm. Üstüne oturacak başka bir konu bulayım bari.
Çevremizde, özellikle tv yada sosyal medyada bu oturanlardan bi sürü var , hadi sürüye katılalım...
Bir konu açıyorsunuz, abi yada abla lafı alıp başlıyor. Susturmak mümkün değil. Sabırla bekliyorsunuz, söz size geçiyor..... Uçarak atlıyor lafa.
Bir zamanlar gazeteler arası köşe savaşlarıyla büyümüş bizim kuşak ve abiler de bu kervana katılmış durumda ki işte bunu aklım hiç almıyor. Hafızamı zorluyorum, nasıl oluyordu eskiden diye. Bir gazetede köşe yazarı güncel bir ekonomi, siyaset, güvenlik vb konuda yazar, buna karşılık karşıt görüşlü (dikkat! Karşıt marşıt ama görüş var ortada) bir gazetede bir diğer yazar ona yanıt verir, tartışma başlar. Bazen günlerce sürerdi.
Biz? Biz beslenirdik!!!
Şüphesiz kırıcı diyaloglar eksik olmazdı , tartışma kültürümüz hep kırıcı oldu. Ama arkada fikir vardı, fikir savunulur, doğruyu (kendince) bulan yazarlar ve doğruyu arayan okur ortak bir mecrada birbirini beslerdi. Sonra bu karşılıklı tartışma televizyon ekranlarına taşındı.
....
Beceremedik. Karşıtlıktan sentez çıkar dedik, aynı anda farklı sesler çıkaran bir sürü müzik enstrümanı misali kakafoniden başka bir eser çıkmadı. Çıkamadı.
Birbirimizi ve herbirimizi yorduk.
...
Modern dünya. Şimdi artık bir şeyleri (kendince) bilen birileri var her yerde. İnternet gazetesi pek revaçta. Orada bile biri oturuyor bir mevzunun üstüne . Anlatıyor, anlatıyor. Saatlerce.
Bir dostum geçenlerde bir fıkra göndermiş, galiba yeri geldi. Onun kaleminden aktaralım:
Bir profesör konferans vermek üzere salona girmiş. Ama bakmış ki salon, ön sırada oturan seyis dışında boşmuş. Konuşup konuşmama konusunda tereddüde düşen profesör sonunda seyise sormuş:
-Buradaki tek kişi sensin. Sana göre konuşmalı mıyım, yoksa konuşmamalı mıyım?
Seyis cevap vermiş:
-Hocam ben basit bir insanım, bu konulardan anlamam. Fakat ahıra gelseydim ve bütün atların kaçıp bir tanesinin kaldığını görseydim, yine de onu beslerdim.
Bu sözlere hak veren profesör konferansa başlamış. İki saatin üzerinde konuşmuş durmuş, konferanstan sonra da kendini mutlu hissetmiş, dinleyicisinin de konferansın çok iyi olduğunu onaylamasını isteyerek sormuş:
-Konuşmamı nasıl buldun?
Seyis cevap vermiş:
-Hocam, sana daha önce basit bir adam olduğumu ve bu konulardan pek anlamadığımı söylemiştim. Gene de eğer ahıra gelir, biri dışında tüm atların kaçtığını görseydim, onu beslerdim; ama elimdeki tüm yemi ona verip de hayvanı çatlatmazdım.
...
Fıkra iyi de bizim ortamda kimse kaçmıyor. Üstelik akın akın dinlemeye gidiyoruz. Gel de anla bu çağdaş paradigmayı.
Gelelim özete:
Tartışmayı fikirleri irdelemeyi beceremedik, sentez kaçtı.
Daha ilkel döneme gidip sadeleştik.
Fenomenler, yankı odaları vs ile tek kişilik tiyatrolar yarattık.
Fikir tartışmaları kaçtı.
Fikir? Zaten yazeka'ya teslim ettiler beynimizin bu işlevini. Ruhu ve bedeni ile topyekün.
Bundan daha geri gidersek ne bulacağız. Fikir olmasa aydınlanma olmazdı. Eee...
...
Carl Sagan Cennetin Ejderleri kitabında insan beyninin gelişimine paralel sorgulamanın ortaya çıkmasını (ilkel canlılar gibi bulduğunu yemek yerine, moden insan! gibi bugün ne yesem?) cennetten kovuluş olarak adlandırır.
Artık bize ne sunarlarsa onu yiyoruz (dubai çukulatası!).
Çok oturduk üstüne konunun.
Bir başka dostumun bugün "alaturka tuvaleti terk edip modern oturağa geçince zayıflayan bacak kasları metaforu üzerinden oturmaya alışan ultra modern insanın yerinden kalkamama sorununu" ciddiye alarak izninizle artık oturduğum yerden kalkıp biraz çök-kalk çalışayım. Ben büyük sözü dinlerim.