Türkiye Doğu İle Dost Kalarak Batının Yanında Yer Almalıdır

Türkiye’nin jeopolitik konumu, tarihsel bir miras olmanın ötesinde, günümüz uluslararası sisteminde stratejik bir zorunluluğu da beraberinde getirmektedir.

Türkiye’nin jeopolitik konumu, tarihsel bir miras olmanın ötesinde, günümüz uluslararası sisteminde stratejik bir zorunluluğu da beraberinde getirmektedir. Ulusal çıkarlarımız ve bekamız, dış politikada keskin kırılmalar yerine dengeli, rasyonel ve çok boyutlu bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede Türkiye’nin Doğu ile dostane ilişkilerini sürdürürken Batı’nın yanında konumlanması, bir tercih değil, stratejik bir gerekliliktir.

Her şeyden önce açıkça ifade edilmelidir ki; Doğu blokunun yanında yer almak, Batı blokunun karşısında yer alıp almamaktan bağımsız olarak, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını zedeleme potansiyeli taşır. Çünkü bu tür bir yönelim, Türkiye’nin yıllar içinde inşa ettiği ekonomik, kurumsal ve güvenlik temelli kazanımları riske atar. Küresel sistemle entegrasyonun ana eksenini oluşturan Batı ile bağların zayıflaması; yatırım, teknoloji, finans ve savunma alanlarında ciddi kayıplara yol açabilir.

Ancak bu tespitin karşıtı da aynı ölçüde geçerlidir: Doğu bloku ile hasmane tutum ve davranışlar sergilemek de Türkiye’nin çıkarlarına zarar verir. Türkiye’nin çevresinde yer alan geniş coğrafya, Doğu ile yoğun ekonomik, kültürel ve siyasi etkileşim alanları sunmaktadır. Bu coğrafyaya sırtını dönmek ya da çatışmacı bir dil benimsemek; enerji güvenliğinden ticaret yollarına, bölgesel istikrardan diplomatik etki alanına kadar birçok başlıkta Türkiye’yi zayıflatır.

Dolayısıyla mesele, bir blok tercihinden ziyade stratejik denge meselesidir. Türkiye için doğru politika; Doğu ile dost kalmak, ancak Batı’nın sunduğu kurumsal ve sistemsel avantajların dışında kalmamaktır. Batı blokundan kopuş, Türkiye’yi sadece siyasi anlamda değil, ekonomik ve teknolojik açıdan da geriye götürecek bir sonuç doğurur. Bu kopuş, aynı zamanda Türkiye’nin küresel sistem içindeki öngörülebilirliğini ve güvenilirliğini zedeler.

Buna karşılık, Batı ile güçlü ilişkiler sürdürülürken Doğu ile yapıcı ve dengeli bir ilişki kurulması; Türkiye’ye eşsiz bir hareket alanı kazandırır. Bu yaklaşım, Türkiye’yi edilgen bir aktör olmaktan çıkarıp, denge kuran ve yön veren bir güç haline getirir. Arabuluculuk kapasitesi, çok yönlü ticaret imkanları ve bölgesel etkinlik, ancak bu denge siyasetiyle mümkün olabilir.

Sonuç olarak Türkiye’nin önünde iki uçlu ve riskli tercihler değil, akılcı bir denge politikası bulunmaktadır. Ulusal çıkarlarımız ve devletimizin bekası; ne Doğu’ya angaje olmuş bir eksen kaymasını ne de Doğu ile çatışmayı kaldırır. Aynı şekilde Batı’dan kopuş da Türkiye’yi güçlendirmez, aksine geriye götürür. En doğru yol; Doğu ile dost, Batı ile entegre, kendi çıkarlarını merkeze alan bağımsız ve dengeli bir dış politika anlayışıdır. Bu anlayış, Türkiye’yi hem bölgesel hem de küresel düzlemde güçlü ve etkili bir aktör haline getirecektir.
Prof. Dr. Seyithan Deliduman

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri