ABD'nin Suriye özel temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Suriye'de Esad sonrası dönemde artık merkezi bir yönetimin olduğunu vurgulayarak Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile değişen ilişkilere dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.
20 Ocak'ta X'ten bir açıklama yayımlayan Barrack, Suriye'deki Kürtler için "en büyük fırsat"ın Esad sonrası geçiş döneminde Ahmed Şara liderliğindeki yeni hükümete dahil olmakta yattığını söyledi.
"Bu, vatandaşlık hakları, kültürel koruma ve siyasi katılım ile birleşik bir Suriye devletine tam entegrasyon yolunu sunuyor; bu haklar, Beşar el-Esad rejimi altında uzun süre reddedilmişti ve birçok Kürt devletsizlik, dil kısıtlamaları ve sistematik ayrımcılıkla karşı karşıya kalmıştı" dedi.
ABD'nin IŞİD karşıtı bir ortaklık çerçevesinde Suriye'nin kuzeydoğusunda askeri varlık gösterdiğini belirten Barrack, SDG'nin "2019 yılına kadar IŞİD'in bölgedeki halifeliğini yenmede en etkili kara ortağı olduğunu" kanıtladığını belirtti.
"O zamanlar, iş birliği yapılacak işlevsel bir merkezi Suriye devleti yoktu; Esad rejimi zayıflamış, tartışmalıydı ve İran ve Rusya ile ittifakları nedeniyle IŞİD'e karşı uygulanabilir bir ortak değildi" dedi.
"Bugün durum temelden değişti" ifadesiyle sözlerini sürdüren Barrack, Suriye'nin artık, IŞİD'e karşı uluslararası koalisyona katılan bir merkezi hükümete sahip olduğunu belirtti.
Barrack açıklamasına şöyle devam etti:
"Bu, ABD-SDG ortaklığının varlık nedenini değiştiriyor: SDG'nin sahada IŞİD karşıtı birincil güç olma amacı büyük ölçüde miadını doldurdu, çünkü Şam artık IŞİD hapishanelerinin ve kamplarının kontrolü de dahil olmak üzere güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye hem istekli hem de hazır durumda."
'Kürtler için eşsiz bir fırsat penceresi'
Barrack, 18 Ocak'ta imzalanan entegrasyon anlaşmasının "zamanında ve barışçıl bir şekilde" uygulanması için Suriye hükümeti ve SDG liderliğiyle iletişim kurduklarını kaydetti.
"Anlaşma, SDG savaşçılarını (bireysel olarak, ki bu en tartışmalı konulardan biri olmaya devam ediyor) ulusal orduya entegre ediyor, önemli altyapıyı (petrol sahaları, barajlar, sınır geçişleri) teslim ediyor ve IŞİD hapishaneleri ve kamplarının kontrolünü Şam'a bırakıyor."
Bunun Kürtler için "eşsiz bir fırsat penceresi" yarattığını belirten Barrack, Suriye devletine entegrasyonun sunduğu imkanları şöyle sıraladı:
- "Tam vatandaşlık hakları (daha önce devletsiz olanlar da dahil)
- "Suriye'nin ayrılmaz bir parçası olarak tanınma
- "Kürt dili ve kültürü için anayasal koruma (örneğin, Kürtçe eğitim, Nevruz'un ulusal bayram olarak kutlanması)
- "SDG'nin sahip olduğu yarı özerkliğin çok ötesinde yönetime katılım imkanı"
Barrack, ABD'nin Suriye'de bundan sonra odaklanacağı konuları ikiye ayırdı:
"IŞİD mahkumlarını barındıran hapishane tesislerinin güvenliğinin sağlanması ve SDG'nin barışçıl entegrasyonuna ve Suriye Kürt nüfusunun tarihi tam Suriye vatandaşlığına siyasi olarak dahil edilmesine olanak sağlamak için SDG ile Suriye hükümeti arasında görüşmelerin kolaylaştırılması."
Trump: 'Kürtleri korumaya çalışıyoruz'
ABD Başkanı Donald Trump 20 Ocak'ta (Türkiye'de 21 Ocak) yaptığı açıklamalarda, "Kürtlerle iyi anlaşıyoruz ve Kürtleri korumaya çalışıyoruz" dedi.
Beyaz Saray'daki basın toplantısında ABD'nin Kürtlerin haklarını korumak için ne tür önlemler aldığı soruldu.
Trump, buna cevaben, "Kürtleri seviyorum. Onlara muazzam paralar ödendi. Petrol ve başka şeyler verdik" dedi ve ekledi:
"Bunu bizim için yaptıklarından daha fazla kendileri için yapıyorlardı.
"Ama Kürtlerle iyi anlaşıyoruz ve Kürtleri korumaya çalışıyoruz."
Ortaklık nasıl başlamıştı?
2003 yılında Suriye'de kurulan ve kuruluş bildirisinde PKK lideri Abdullah Öcalan'ın da ifadelerine yer veren Demokratik Birlik Partisi (PYD), 2011'de Suriye'de iç savaşın başlamasının ardından 2012'de silahlı bir örgüt oluşturdu.
Halk Savunma Birlikleri (YPG) adı verilen bu örgüt, Suriye ordusu savaşın ilk aylarında ülkenin kuzeyinden çekilince savaşmadan bu bölgelerde hakimiyet kurmuş oldu.
YPG, Ocak 2013'ten itibaren sınır bölgesinde Suriyeli muhaliflerle savaşmaya başladı ve topraklarını genişletti.
Tam bir yıl sonra, Ocak 2014'te de PYD Kobani, Kamışlı ve Afrin'de özerklik ilan etti.
IŞİD, Eylül 2014'te ilk kez YPG'nin olduğu bir bölgeye, Kobani'ye saldırmaya başladı.
Dönemin ABD Başkanı Barack Obama yönetimi, Kobani'deki YPG birliklerine havadan silah yardımı yapıldı.
Türkiye bu yardımlara sert tepki göstermişti.
Ancak yoğun baskılar sonucu, YPG'ye destek vermek isteyen Peşmerge'nin Habur Sınır Kapısı'ndan girerek kendi toprakları üzerinden Kobani'ye girişine izin verdi.
Kobani'de IŞİD'i mağlup eden YPG, ABD'den aldığı desteği sürdürdü. ABD'den hem maddi yardım hem de tırlarla silah yardımı alan YPG, bir süre sonra eğitim ve danışmanlık da almaya başladı ve Fırat'ın doğusunda Türkiye-Suriye sınırında kontrol ettiği alanı genişletti.
Türkiye ile PKK'nın ateşkesi sonlandırdığı bu dönemde Washington, Ankara'nın tepkisini dindirmek için bir formül buldu: Sınırlı sayıda Türkmen, Arap ve Süryani gruplar birlikte YPG'nin başını çektiği Suriye Demokratik Güçleri'ni (SDG) kurdu.
SDG, ABD desteğiyle IŞİD'e karşı yürüttüğü operasyonlar sonucunda, IŞİD'in "fiili başkenti" olan Rakka'yı da ele geçirerek örgütün Suriye'de kontrol ettiği tüm toprakları kontrolü altına aldı.
Örgüt 2018 sonunda Suriye'nin dörtte birini kontrol ediyordu.
İlerleyen yıllarda Türkiye ve desteklediği Suriyeli muhalif örgütler, Suriye'nin kuzeyine düzenlediği çeşitli operasyonlarla SDG'nin kontrolündeki toprakların bir kısmını ele geçirdi.