TDK BAŞKANI GÜRER GÜLSEVİN, BARDAKÇI’NIN İDDİÂSINA NE DİYOR?

Kerime Yıldız

Günlerdir TDK Başkanı Prof. Dr. Gürer Gülsevin’in “kadîm” kelimesi hakkında bir açıklama yapmasını bekliyorum.

Habertürk yazarı Murat Bardakçı, üç gün evvel şöyle yazdı:

“Memlekette bir ‘kadîm’ modası aldı yürüdü. Siyâsî, kültürel yâhut sıradan bir toplantı mı var; konuşmacılar, ‘kadîm coğrafya’, ‘kadîm kültür’, ‘kadîm bilmemne’ demeden edemiyorlar. ‘Kadîm’ sözü havalı, konuşmayı derinleştirip içerisine biraz da esrar katan bir kelime gibi görünüyor ya mutlaka kullanılacak! Eski başbakanlardan Ahmet Davutoğlu da modaya uymuş; Kürtçe’nin seçmeli ders olarak alınmasını teşvik maksadıyla bir tweet atıp ‘Sâdece anadili Kürtçe olanların değil, bu topraklarda yaşayan herkesin bu kadîm dili merak edip öğrenmelerini dilerim.’ demiş ve mesajının altına aynı cümlenin Kürtçesini de ilâve etmiş.

Şimdilerde pek bir moda olan ve ‘eski’ yerine kullanılan ‘kadîm’, mâlûm, Arapça’dır; ‘eski’ demektir ama bildiğimiz ‘eski’den önemli bir farkı vardır: Artık mevcut olmayan, devam etmeyen, tamâmen sona ermiş unsurlar için kullanılır, yâni ‘antik’ mânâsınadır. Eski Yunan, Aztek, İnka, Maya veya firavunlar zamanı Mısır’ı gibi uygarlıklar bugün mevcut olmadıkları için ‘kadîm’ medeniyetlerdir.

Yaşayan, hâlâ konuşulan, hem de birkaç milyon kişinin konuştuğu bir dil hakkında ‘kadîm’ sıfatı asla kullanılamaz. Davutoğlu’nun ‘kadîm dil’ niye nitelediği, Farsça’ya çok yakın olan ve 12 Eylül sonrasındaki abuk-subuk yasaklardan da etkilenmeyen Kürtçe ‘kadîm’ falan değil, ‘yaşayan’ bir dildir!”

“Kadîm” modasını bilmem de Davutoğlu’na vurma modası, nihâyet Bardakçı’nın da ilgi alanına girdi. Çünkü bu modaya uymayanlar, pelikanların hedefi hâline geliyorlar. Ne yapıp edip Davutoğlu’nu tahkîr veya tahfîf eden bir yazı kaleme almazlarsa “kripto Davutoğlucu” oluyorlar. (Elbette bu, iktidara yakın yazarlar için geçerli.)

Bardakçı, bütün dünyâyı gezmiş bir gazeteci. “Aman beni uçağa alsınlar da bir iki ülke göreyim.” Derdi olacağını zannetmiyorum. Hattâ bunun için yalakalık yapanlara, kim bilir ne küfürler ediyordur. Altın tepside bakanlık verseniz elinin tersiyle iter. Fakat onun da hevâ ve hevesleri var. Bir zamanlar kapısından girmesi yasak olan devlet arşivlerinin kapısı, bu dönemde sonuna kadar açıldı. Araştırıp bulup, “Önce ben yazdım.” demeyi, akademisyenleri çatır çatır çatlatmayı sever. Şimdi durup dururken ağzının tadı mı bozulsun?

İyi hoş da insan, şu cümleyi yazarken biraz utanmaz mı?

“Esbak Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Kürtçe hakkında sanki ölü bir dilden bahsediyormuşçasına ‘kadîm dil’ ifâdesini kullanması, Türkçe’nin uğradığı ve çekmekte olduğu dertlerin mükemmel bir örneğidir.”

Of of of! Ortalık sallanmalıydı. Türkçeyi dertden derde salmanın mükemmel örneği Davutoğlu, dalga konusu olmalıydı.

Ama olmadı. Niye mi?

Çünkü Bardakçı’nın iddiâsını okuyan echeller, “Aaaa koskoca Başbakan Türkçe bilmiyor!” diye üzerine atlasa da okumuş dokumuş pelikanlar, tıpkı benim yaptığım gibi kimlerin bu kelimeyi kullandığına baktılar ve daha ilk isimde canları sıkıldı.

T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 25 Eylül 2019’da Dil Bayramı vesîlesiyle yayınladığı mesajı şöyle:

“Dünyânın sayılı dilleri arasında yer alan kadîm dilimiz Türkçe, asırlar boyunca çok farklı medeniyetlere ev sâhipliği yapmış bu topraklarda, millî kültürümüzün ve millî kimliğimizin oluşmasına vesîle olmuştur."

Türkçe’nin uğradığı ve çekmekte olduğu dertlerin mükemmel örneğine, çok etkili ve yetkili bir ismi, TDK Başkanı Prof. Dr. Gürer Gülsevin’i de eklemek istiyorum.

“Çünkü Türkçe kadîm bir dil örneği olarak sâdece farklı medeniyetlerden etkilenmemiş, farklı uygarlıkları da bizâtihi etkisi altına almıştır.” (2 Nisan 2019-Ordu Üniversitesi’ndeki konuşması)

Köşe yazarlarının yanlışlarını düzeltmek, elbette TDK Başkanı Gürer Gülsevin’in vazîfesi değil ama Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları üyesi Murat Bardakçı, herhangi bir köşe yazarı değil.

Çehov’un, “Bukalemun” hikâyesinden beter olduk. TDK Başkanı, Bardakçı’ya karşı çıksa Davutoğlucu olacak; taraf olsa, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve kendisi de, “Türkçe’nin çekmekte olduğu dertlerin mükemmel bir örneği” olacak.

Sükût bile çâre değil. O da ikrardan geliyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.