Takan 'dış politika'yı yazdı: Sedat Peker’den alamayacağınız bilgiler...

Korkusuz yazarı Ahmet Takan, "Türkiye’de gişe rekorları kıran mafya filmlerine biraz ara verelim!.. İbret belgeseli olarak 19 yıldır bölümler halinde  izlediğimiz  dış politik temalı macera filmimize yoğunlaşalım." dedi.

"Savunma, güvenlik, dış politika analisti, emekli Deniz Kurmay Albay Cahit Armağan Dilek’ten saray iktidarının dış politikada geldiği son noktayı analiz etmesini istedim." ifadelerini kullanan Takan'ın bugünkü "Sedat Peker’den alamayacağınız bilgiler!.." başlıklı yazısı şöyle:

 
Türkiye’de gişe rekorları kıran mafya filmlerine biraz ara verelim!.. İbret belgeseli olarak 19 yıldır bölümler halinde  izlediğimiz  dış politik temalı macera filmimize yoğunlaşalım.

Birleşmiş Milletler toplantılarında “Darbeci Sisi ile aynı masada yemek yemem” protesto şovlarından, Sisi’nin ayağına Mısır’a en üst düzeyde dışişleri heyeti gönderme noktasına geldik. Libya’da “Ver kavurmayı gör savurmayı” stratejisini terk etmek zorunda kaldığımızdan Orhan abiden “Bana kaderin bir oyunu mu bu” şarkısını söylemeye başladık. Suriye’de “Bir gece ansızın gelirim” nameleri de eski şarkılarda kaldı!..

Haziran ayında yapılacak NATO zirvesinde Türkiye’yi kritik günler bekliyor. Savunma, güvenlik, dış politika analisti, emekli Deniz Kurmay Albay Cahit Armağan Dilek’ten saray iktidarının dış politikada geldiği son noktayı analiz etmesini istedim. Cahit Armağan Dilek, ”Türkiye’nin özellikle 2011’de başlayan ve Arap Baharı diye adlandırılan süreçte dış politika hamlelerini en başından itibaren yanlış yaptığını, yani gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklediğini 10 yıl sonra çok sert şekilde gördük. Şimdi o yanlış iliklenen düğmeler teker teker çözülüyor ama yanlış iliklenen ilk düğmeden yani Suriye politikasında henüz bir değişiklik yok” diyerek söze girdi.

★★★
 
Stratejist Cahit Armağan Dilek’in analizleri şöyle:

-Bazı uzmanlar, yorumcular, iktidarın bu hamlelerine “Geri adım” diyor. Evet, öyle bir görüntü var ama sanki geri adımdan da fazlası var gibi.

Çünkü yaklaşık on yıl süreyle o kadar çok yanlış adımlar atıldı ki, şimdi bu yanlışları düzeltmek için yapılan hamleler, Türkiye’nin geri çekildiği, sınırlarının içine doğru geri çekildiği görüntüsü veriyor.

-Aslında bu geri çekilme çok yeni başlamadı. Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. 2020 yılının yaz aylarında Doğu Akdeniz’de, Yunanistan ile yaşanan kriz maalesef iyi yönetilemedi. Hamaset ve iç politika odaklı tutum karşımızda Rum-Yunan merkezli, ABD-AB destekli, Balkanlar’dan Basra Körfezi’ne uzanan askeri nitelik de kazanmış büyük bir ittifaka yol açtı. 2020 yılı sonu gelindiğinde Yunanistan ile Doğu Akdeniz müzakere süreci başladı. Bu işte geri çekilmenin fiilen başladığının ilk somut göstergesiydi. Sonuçta Doğu Akdeniz’deki doğal gaz ve petrol arama ve sondaj faaliyetleri sonlandırıldı, Karadeniz’e yönelindi.


 
-Aslında Biden’ın ABD başkanı seçilmesiyle birlikte başkandan başkana yürütülen Türk-Amerikan ilişkileri de eski formatına yani kurumlar düzeyinde yürütüleceği netleşti. Daha da önemlisi, ABD ve AB’nin Türkiye’ye karşı ortak politika izleyeceği ama perde gerisinde esas belirleyicinin ABD olacağı anlaşıldı.

-S-400 sorunu nedeniyle Türkiye ile ilişkilerini adeta donduran ABD, Batı’nın Türkiye ile ilişkilerini AB’ye havale etti. Aslında bir nevi ön şart oldu.

Ve Batı ile ilişkilerde şöyle bir şartlı ilişki ağı oluştu. Türkiye’nin AB ile ilişkileri, Türkiye’nin Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile özellikle Doğu Akdeniz bağlamında kriz çıkarmamasına bağlandı. Eğer AB ile ilişki iyi ilerlerse Türkiye’nin ABD ile ilişkisi de mümkün olabilecek. Tabi ABD’nin S-400 şartı da yerine getirilirse.

-Biden’ın seçilmesiyle Avrupa’da sevinçle karşılanıp, kurumsal işbirliği ve Avrupa-Atlantik ortaklığı yaklaşımları yeniden öne çıktı. Biden ile birlikte aslında dış politikada yeni bir anlayış da öne çıktı. Buna “Feminist Dış Politika“ diyebiliriz. NATO’da bile feminist dış politikanın işaretleri var. Başka bir söyleşide daha detaylı olarak açıklarız bu kavramı ama siyasetin, diplomasinin öne çıktığı askeri metotların son seçeneğe bırakıldığı bir yaklaşımdan bahsediyoruz. Türkiye’nin son 10 yıldır uyguladığının tam tersi bir anlayış.

-İşte böyle bir ortamda, Türkiye de siyasi-diplomatik ilişkiler olmadan dış politikada hiçbir şey yapılamayacağını gördü. Bazılarının geri adım dediği hamleleri yapmaya başladı. Mısır ile başlayan süreç Körfez ülkeleriyle devam ediyor. Tabi bunlar olması gerekenler. Hiçbir dış politika kuramına mantığına uymayan şekilde bölgenin en kritik ülkeleriyle diplomatik ilişkileri dondurmanın bedeli de maalesef ağır oluyor.

-İlişkiyi koparan veya donduran sensin, yeniden tesis etmek istediğinde ise karşı tarafın şartlarını masada görüyorsun. Çünkü, geçen 10 yıllık sürede karşındaki ülkeler yeni ilişkiler, projeler, ortaklıklar, ittifaklar oluşturdu. Tabir yerindeyse atı alan Üsküdar’ı geçti. Doğu Akdeniz Basra’ya, Karadeniz Baltık’a bağlandı.

Hal böyle olunca Mısır, önümüze kendisi için kritik şartları dayatabiliyor. Terör örgütü olarak gördüğü İhvancılara desteğin kesilmesini istiyor. Libya’da Türk askeri varlığının çekilmesini istiyor. Kısaca, “Libya’yı terk edin” diyor. Mısır, bunu yaparken Türkiye’nin ABD ve AB karşısındaki dışlanmışlığını çok iyi görüyor tabi.

-Körfez ülkelerinin de benzer şartlar öne süreceğini tahmin etmek hiç de zor değil. Temel istekleri, son 10 yıldır Türkiye’nin Arapların içişlerine karıştığı yönündeki tutumundan vazgeçmesi. Filistin sorununda bile artık Arap ülkeleri Türkiye’nin istediği şekilde tutum almıyor. ABD güdümündeki İbrahimi anlaşmalarıyla zaten İsrail-Arap ittifakının önü açıldı. Yani, Filistin konusunda Araplar çoktan vazgeçti. Türkiye de orada yalnız kaldı ve geri adım atmak durumunda kalacak.

-Son 10 yıllık yanlış ve öngörüsüz dış politikanın hasarı ortadayken İsrail-Filistin sorununda halen yeni bir çözüm akla gelmiyorsa, halen Esad ile görüşülmeyeceği söyleniyorsa aslında Mısır ve Körfez ülkeleriyle ilişkileri yeniden tesis etmekten de sonuç alınamayacağı görülemiyor demektir.

–Türkiye’nin çökmüş Doğu Akdeniz ve Ortadoğu politikasında yeniden inşa istiyorsak yanlış iliklenen ilk düğmeden yani Şam ile ilişkileri düzeltmekten işe başlamamız gerekiyor. Ama görünen o ki, Şam ile masaya oturduğumuzda Şam’ın da şartları olacak. İlk şartı da Türkiye’nin Suriye’den çekilmesi olacaktır.
 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri