Suriye'de 2011'de başlayan iç savaş, 8 Aralık 2024'te Beşar Esad rejiminin devrilmesiyle yeni bir sayfa açtı.
Ahmed eş-Şara liderliğindeki geçiş hükümeti, 30 Ocak 2026'da Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kapsamlı bir entegrasyon anlaşması imzalayarak ülkedeki fiili bölünmüşlüğü büyük ölçüde sona erdirdi.
Bu anlaşma, ateşkes, askeri-idari entegrasyon ve kaynakların merkezi yönetime devriyle Suriye'nin yeniden imarını hızlandırıyor.
ABD'nin Ortadoğu'dan çekilerek Asya-Pasifik'e odaklanması, Türkiye'ye sahadaki üstünlüğü ve tarihsel deneyimiyle bu süreçte lider ekonomik aktör olma fırsatı sunuyor.
Türk firmaları zaten enerji ve altyapıda milyar dolarlık sözleşmeler imzalarken, istihdam, ihracat ve cari dengeye olumlu yansımalar bekleniyor.
Suriye iç savaşı, 2011'den beri Türkiye ekonomisini mülteci yükü, güvenlik maliyetleri ve ticaret kesintileriyle zorladı.
Ancak Esad rejiminin Aralık 2024'te çöküşü, ardından gelen geçiş süreci ve 30 Ocak 2026 SDG entegrasyon anlaşması, ülkeyi güvenlik sorunundan çıkarıp dev bir ekonomik fırsata dönüştürdü.
Küresel konjonktür destekleyici: ABD, Çin rekabeti nedeniyle Ortadoğu'dan uzaklaşırken, bölgesel aktörlere alan açtı.
Türkiye, diplomatik ve askeri kapasitesiyle Suriye'de "sahada ve masada" yöneten baş aktör oldu.
Bu, ticaret, lojistik, yatırım ve istihdamda yeni kapılar açıyor.
1. Küresel ve Bölgesel Konjonktür: Fırsat Penceresi
ABD'nin Ortadoğu angajmanını azaltması, bölgeyi küresel sistemden koparmadı; aksine Türkiye gibi aktörlerin belirleyici olmasını sağladı.
2026 SDG-Şam anlaşması jeopolitik belirsizliği azalttı.
Risk algısı düşerken, orta vadede yatırım ortamı iyileşiyor.
Türkiye'nin sınır ticareti, lojistik koridorları ve enerji projeleri canlanıyor; cari açığa katkı potansiyeli yüksek.
2. SDG-Şam Entegrasyon Anlaşmasının Ekonomik Dönüşümü
30 Ocak 2026 anlaşması, ateşkesle birlikte askeri güçlerin kademeli entegrasyonunu (SDG'den üç tugaylık tümen oluşturulması), idari yapıların Şam'a bağlanmasını ve kritik kaynakların (petrol-doğalgaz sahaları, gümrük kapıları) merkezi yönetime devrini öngörüyor.
- Bu, parçalı yapıyı bütüncül bir ekonomik modele dönüştürüyor.
- Doğu ve kuzey bölgelerde tek merkezli idari-mali yapı tesis ediliyor.
- Enerji, tarım ve ulaştırma altyapısı merkezi planlamaya alınıyor.
- İç ticaret engelleri kalkıyor, mal-hizmet dolaşımı serbestleşiyor.
Coğrafi yakınlık, lojistik üstünlük ve saha hakimiyetiyle Türkiye, bu bütünleşmeden en fazla fayda sağlayacak ülke.
Sınır illerinde sanayi ve hizmet sektörü ivme kazanacak.
3. Libya Modeli (1970-1986): Kanıtlanmış Başarı
Türkiye'nin yaklaşımı, 1970-1986 Libya yeniden imarından ilham alıyor.
O dönemde:
- Türk müteahhitler büyük altyapı, konut ve kamu projelerinde yer aldı.
- On binlerce işçi, mühendis yurt dışında istihdam edildi.
- Döviz girdileri ve mal ihracatı ekonomiyi güçlendirdi.
Bu model, çarpan etkisi yarattı:
İstihdam artışı, cari denge iyileşmesi, sanayi üretimi yükselişi.
Suriye'de benzer bir yol, Türkiye'ye sürdürülebilir kazanımlar vaat ediyor.
4. Türkiye'nin Yapısal Avantajları
Anlaşma, idari bütünlüğü güçlendirerek imar projelerini ülke geneline yayıyor.
Türkiye'nin öne çıkan üstünlükleri:
- İnşaat, altyapı, enerji ve konut sektörlerindeki yüksek kapasite.
- Coğrafi yakınlık sayesinde düşük maliyetli lojistik.
- Bölgenin sosyo-ekonomik dinamiklerine hakimiyet ve saha tecrübesi.
Türk firmaları zaten 11 milyar dolarlık enerji ve havalimanı sözleşmeleri aldı (Kalyon, Cengiz, TAV konsorsiyumu).
Devlet-özel sektör işbirliğiyle güvenli bölgeler genişliyor.
5. İstihdam, İhracat ve İç Ekonomiye Etkiler
Yeniden imar, yoğun istihdam yaratacak:
- Türk mühendis ve işçilerin yurt dışı istihdamı artacak.
- İnşaat malzemeleri, makine ve hizmet ihracatı yükselecek.
- Sınır illerinde lojistik, sanayi ve hizmet sektörü canlanacak.
Anlaşma, ticari bütünlüğü kalıcı kılarak etkileri yaygınlaştırıyor.
Türkiye'nin çok katmanlı dış politikası - güvenlik, diplomasi ve ekonomi koordinasyonu - süreci yönetilebilir kılıyor.
Netice:
Suriye'nin yeniden imarı, ABD'nin uzaklaştığı bir dönemde Türkiye için Libya benzeri tarihi bir ekonomik sıçrama fırsatı.
30 Ocak 2026 SDG entegrasyon anlaşması, parçalanmışlığı bitirerek bütüncül projeleri mümkün kılıyor.
Türkiye'nin güvenlik kapasitesi, diplomatik başarısı ve ekonomik üstünlüğü, bu potansiyeli somut kazanımlara dönüştürecek:
İstihdam patlaması, döviz akışı, büyüme ivmesi ve bölgesel istikrar.
Bu, yalnızca ekonomi değil, uzun vadeli jeopolitik kazançların da habercisi.
Prof. Dr. Seyithan Deliduman