SÜPER BONO NEDİR?!

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Bu yazımızı, son günlerde yeniden siyasete döneceği yönünde yoğun spekülasyon yapılan Sn. Tansu Çiller döneminde çıkarılan ve bugünlerde adını sıkça duymaya başladığımız ‘‘Süper Bono’’ konusuna tahsis ettik.

Bu vesile ile ifade edelim ki; kamuoyu, sayın Tansu Çiller dönemini daha çok ekonomik kriz ve bol ‘Paket’ açıklamaları ile hatırlamaktadır!

Ancak bu ayrı bir bahis ve konumuzun dışında…

Önce sırasıyla gidelim;

Bono nedir?

Bono, devlet ya da kurumsal şirketlerin kısa süreli nakit ihtiyaçlarını karşılamaları için çıkartılan, sabit veya değişken faiz oranları olan vadeli bir kredi belgesidir.

Bonoların vadesi 2 aydan az, 12 aydan fazla olamaz.

Bonoları devletler veya şirketler tarafından piyasaya sürülür genelde hisse senetlerine benzer ve alınıp satılabilirler.

Bonolar aynı zamanda alacak kaydı olarak geçer ve icra işlemlerine konu olabilir.

Bonolarda belirtilen vadenin sonunda yatırımcılara anaparaya eklenen faizle birlikte ödemesi yapılır.

Bono başta ödeme ve ispat olmak üzere, teminat amacıyla da kullanılabilir.

Bu açıdan bakıldığında şirketlerin çek gibi yoğun olarak kullandığı kıymetli evraklardan biridir.

Bonolarda lehtar (alacaklı) ve muhatap (borçlu) kavramları yer almaktadır.

Bonolar devlet ve şirketler tarafından çıkartıldığı için muhatap (borçlu) taraf olarak yatırımcılar ise lehtar (alacaklı) olarak adlandırılır.

Bonolar nasıl tahsil edilir?

Bonolar genel olarak üzerinde yazılan vade tarihi geldiğinde tahsil edilir. Ancak bazı durumlarda bono erken tahsil edilebilir. Erken tahsil edilmesi durumunda bono üzerinde bulunan bütün hususlar geçerli olacaktır.

Ancak tahsil durumuna göre, ıskonto ettirilerek para tahsili yapılabilir. Bunun diğer bir şekli, çek veya senetlerin vadesi gelmeden Factoring şirketlerinde belli bir yüzdelik düşülerek tahsil edilmesi gibi bir durum ortaya çıkacaktır.

Hazine Bonosu nedir?

Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından çıkarılan ve vadesi bir yıldan kısa olan Türk lirası veya döviz cinsinden devlet iç borçlanma senetleridir.

Hazine bonosunun vade tarihine kadar elde tutulması durumunda anaparanın ve faizinin geri ödenmesi garanti altındadır.

Kıymetli Madenler Bonosu nedir? (Altın, Gümüş, Platin)

Eski adıyla İstanbul Altın Borsası’na üye bankalar ile kıymetli maden aracı kurumları tarafından belirli bir miktarda kıymetli maden cinsinden ihraç ettiği bonolardır.

Menkul kıymet niteliğindeki bu bonolar, ıskontolu veya ıskontosu satılabilmektedirler.

Bu bonoların vadesi 60 günden az veya 360 günden fazla olamaz.

Aracı kurumlardan tahsil edilebilir özelliğe sahiptir. İkici el piyasalarda da serbestçe alınıp satılabilir.

Finansman Bonosu nedir?

Genellikle büyük firmalar, bankalar ve finans kuruluşları tarafından basılıp ihraç edilen ve işletmelerin kısa vadeli finansman ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla çıkarılan borç senetleridir.

Geri ödeme süreleri 9 ayı geçemez. Türkiye piyasalarına girişi 1986 yılında gerçekleşmiştir.

Süper Bono nedir?

Yukarıda bononun özelliklerinden ve kimler tarafından nasıl çıkartıldığına kısaca değindikten sonra şimdi son zamanlarda çok fazla duyduğumuz ve bononun bir türü olan süper bonodan bahsetmek isterim.

Süper bono aslında bir hazine bonosudur. Aralarındaki fark vadeleri bir yıldan az ve faizi yüksek olan bono çeşididir.

Türkiye’de ilk olarak süper bono 1994 yılında tarafından çıkarılmıştır.

Çiller Bonosu

1993 yılında Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı Tansu Çiller faizleri aşağıya çekmek için çeşitli yollar aramaya başladı.

Piyasada likidite bırakarak genel faizlerin aşağı çekilebileceğini düşünüyordu. Bu durumu gerçekleştirirken Merkez Bankasının avanslarını kullanıyordu.

Hazine piyasaya likidite bırakıyor, bu likiditeyi Merkez Bankası çekiyordu. Ancak Merkez Bankası’nın bu denli likidite ile başa çıkması durumu oldukça zordu. Çünkü Merkez Bankasının elinde yeterli kağıt ve döviz bulunmamaktaydı.

1993 senesinde Merkez Bankası başkanı Rüşdü Saraçoğlu idi. Rüşdü Saraçoğlu bu durum hakkında bir rapor hazırlattı ve dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’e giderek Hazine ihalelerinde az satışla faizlerin düşürülmeyeceğini ve döviz kurları üzerinde baskı olacağını raporladı.

1992-1993 yılları arasında Hazine ihalelerinde gelen tekliflerin kabaca yüzde 80’i karşılanırken, 1993 yılbaşından itibaren Çiller yeni bir stratejiye geçmiş; teklif karşılama oranı 20 puan aşağı çekilmişti.

Yani bütçe imkânları ve açığı değişmemiş olan Hazine, borçlanmada daha az satış yapılıp, piyasayı daha düşük faize razı etmeye çalışıyordu. Ancak Tansu Çiller 25 Haziran 1993’de Başbakan olunca, bu eğilim hızlandı. Daha düşük faiz dikte etme oyunu bu defa ihale iptallerine dönüştü; madem Hazine’nin istediği yerde olmuyordu, kimseye de satılmıyordu.

Kasım ayında 5 ihalenin 2’si, Aralık ayında da 4 ihalenin 2’si iptal ediliyordu. Kasım ayından sonra iş değişti; bu defa elinde bol likidite bulunan bankalar dövize yönelmeye başladılar.

İşin daha dramatik tarafı; kur patlamasın diye piyasadaki bol likiditeyi çeken Merkez Bankası, Hazine’nin bu faiz inadını bırakmasını isterken, Çiller, Merkez Bankası’na Başbakanlık Müsteşarı imzalı bir yazı yolluyordu; Açık piyasa işlemleri yapmayın! Yani likiditeyi çekmeyin.

Ocak 1994’de yüzde 13.5, sonra Nisan ayında da yüzde 100’lük bir kur zıplamasıyla bir devalüasyon yaşanıyordu. Faiz kaprisi yapan Çiller’in Hazinesi, bu defa tahvil ve Bono satışı yapabilmek için alıcı bulamıyordu. Ocak-Nisan arası dönemde yapılan 20 Hazine ihalesinin 6’sı teklif gelmediği için iptal ediliyordu.

Çiller’in atadığı Merkez Bankası Başkanı olan Bülent Gültekin de istifa ediyordu.

5 Nisan kararları sonrasında, Hazine bunu kırabilmek için 3 aylık halka arz yaparak yüzde 400 şok faiz teklif etmek zorunda kaldı. Başbakan Tansu Çiller, yüzde 80-85 seviyesindeki faizi 3-5 puan aşağı bastırmak isterken, yüzde 300-400 faize razı olmak zorunda kalmıştı.

Geride de üç banka batmıştı. Kemer sıkma önlemleri ile yürürlüğe konulan kararlar ile krizin bir bölüm bedeli ‘Net Aktif Vergisi’ ile şirketlere fatura edildi.

Faizler Haziran sonuna kadar yüzde 300’de seyrederken, aradaki çok arızi dönemler dışında 1999’a kadar yüzde 100’ün altına inmedi.

Çiller, ekonomi profesörü olarak geldiği siyasette en büyük ekonomi dersini alırken, Türkiye’ye de ağır bir bedel ödetiyordu.

Peki neden ‘‘Süper Bono’’ söylentileri çoğaldı!

Son dönemlerde özellikle de dövizin (USD, EUR, GPB) ülkemizde yukarı doğru hareketlendiği bir zaman diliminde devletin yapmış olduğu bazı ekonomik paketler ve finansal modeller bulunmaktadır.

Ancak bu modellerin piyasayı rahatlatması veya ekonomi üzerinde bazı etkileri iyi yönlü olarak görülse de bunun bir takım eksileri de olacaktır.

Öncelikle kur korumalı hesapların vade farkının devlet tarafından ödeneceği konusu devletin kasasının zorlanacağı anlamına gelmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin uzun zamandır hesabını görüp defterini kapattığı IMF ile tekrar masaya oturmak istememesi, Onu yeni yol haritalarına ve bu bağlamda yeni birtakım ürünlere yönlendirmektedir.

Kur korumalı döviz ve altın hesapları yöntemini devletin kasasından çıkacak bir bedel olarak düşündüğümüzde hazinenin finansal bir ihtiyacı olduğunu söyleyebiliriz. Böyle olunca da bu finansal sorunları çözmek ve kısa süreli nakit ihtiyaçlarını gidermek amacı ile bono çıkartılacağı söylentileri gündeme gelmektedir.

Eğer bir ‘‘Süper Bono’’ çıkartılırsa ne olur?!

Şimdi ilk olarak 3 aylık vadeli kur korumalı hesapların ilk fark ödemeleri mart ayında yapılacak olup dövizin de Rusya – Ukrayna savaşından dolayı yukarı yönlü gittiğini de düşünürsek, Hazine bu farkı kendi kasasından ödeyecektir.

Bu yapılacak ödemeler ve 3-6-9 aylık vadelerin günü geldiğinde Hazinenin kasasından daha çok para çıkacak.

O zaman anlıyoruz ki, Hazine’nin ilk önceliği dövizi ve altını stabil tutmak veya eğer ki başkaca sebeplerden dolayı döviz hareketlenirse buna müdahale etmektir. Bunun için en geçerli çare ise şüphesiz kur korumalı döviz hesaplarının sayısının ve hacminin giderek artmasıdır.

Beklenen artışın olmaması durumunda ise süper bono çıkarabilir.

İfade edelim ki, Çiller bonosu olarak adlandırılan süper bononun o dönemde pek tutmadığını görmekteyiz.

Hazine ve Maliye Bakanlığı zamanlarında Berat Albayrak’ta süper bono girişiminde bulunmuş ancak sonrasında vazgeçmişti.

Şimdi gelelim asıl konuya; Devlet kur korumalı hesapların farkını yine başka bir fark ile kapatmaya çalışırsa, bunun adı ne olacaktır?

Rakamlar, kur korumalı hesaplarda aslında vatandaş çok fazla döviz bozdurmadığını, daha çok mevcut TL’sini kur korumalı hesaplara yatırdığını göstermektedir.

Aslında bunun bu şekilde değil de, bankalara gelinip burada dövizin bozdurulması ile gerçekleşmesi gerekiyordu.

Ardından şirketlere kur korumalı hesaplar devreye girdiğinde, şirketlerden büyük bir talep geldi ve yaklaşık 350 Milyar TL’lik bir dönüşüm başladı. İşte buradaki dönüşümde dövizin şu anki artışı ile devlet 50 – 60 Milyar TL’lik bir fark ödemesi yapacaktır.

Ödenecek bu paranın Türk Lirası olduğu, dolayısıyla Devletin para basarak bu ödemeyi yapması düşünülebilir. Ancak böyle bir durumda da karşılıksız bir para basılmış olacağından, bu durum hiper enflasyona sebebiyet verecektir.

Bütün bu hususlar dikkate alındığında benim gözlemim, aşağıdaki ihtimallerden birisinin ya da ikisinin gerçekleşmesi olasıdır.

Hazine’nin ilerleyen zamanlarda bir ‘‘Süper Bono’’ çıkartıp yüksek bir faiz vermesi ile kur korumalı hesapların farklarını kapatması

Ya da Nisan ayının 3. Perşembesi’nde en az 1-1,5 puanlık bir faiz artırım kararı alması.

Kalın Sağlıcakla,

Prof.Dr.Seyithan Deliduman

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.