Sınırların Ardındaki İnsan Onuru: İltica, Sınırlar ve Göçe İlişkin Avrupa Hukuku El Kitabı – 2026 yayımlandı
Bugün sizlerle, haziran ayının hemen başında Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı (FRA) ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından ortaklaşa yayımlanan bir başucu belgesinden bahsetmek istiyorum: İltica, Sınırlar ve Göçe İlişkin Avrupa Hukuku El Kitabı (2026 Baskısı) / Handbook on European law relating to asylum, borders and immigration (Edition 2026).
Hukukçular 400 sayfadan uzun bu metni maddeler, kararlar, yönergeler ve fıkralar üzerinden okurken; bir halk sağlığı uzmanı bakışıyla görülen şudur: Kapatılmış mekânlarda, sınır hatlarında ve geri gönderme merkezlerinde yaşam mücadelesi veren insanın sağlığı, psikolojisi ve onuru.
"Alıkonulma" Alanları hususunda ne deniyor?
Raporda çok net bir hukuki ve tıbbi sınır çiziliyor: Bir göçmenin ya da sığınmacının idari gerekçelerle alıkonulması (gözaltında tutulması), onun insan onuruna yaraşır, insani koşullarda yaşama ve sağlık hakkını (right to health) elinden alamaz. AİHM’in emsal kararlarına atıf yapılan metinde; özgürlükten yoksun bırakılmanın doğasında zaten var olan o "kaçınılmaz cefa ve aşağılanma" eşiğinin aşılmaması gerektiği, aksi takdirde bu durumun açıkça bir İşkence ve Kötü Muamele Yasağı (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) Madde 3) ihlaline dönüşeceği vurgulanıyor.
“Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Madde 3: Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
Tıbbi ve sosyal açıdan Rapor’daki kapatılma koşulları ne anlama geliyor?
Literatür bize net olarak gösteriyor ki; aşırı kalabalık (overcrowding), yetersiz havalandırma, sanitasyon eksikliği ve belirsiz alıkonulma süreleri; tüberküloz gibi solunum yolu enfeksiyonlarından uyuz ve enfestasyon salgınlarına, kronik hastalıkların takipsizliğinden (sağlık hizmetlerine erişim bariyerleri) derin anksiyete ve travma sonrası stres bozukluklarına (PTSD) kadar çok geniş bir yelpazede "sağlık yıkımı" ve morbidite üretir. El kitabı, göç idarelerine adeta tıbbi bir sorumluluğu hatırlatıyor: AB Geri Dönüş Yönergesi (Madde 16) ve Resepsiyon Koşulları Yönergesi (Madde 12) uyarınca, tutulan bireylerin sıradan mahkumlardan ayrı, özel olarak tasarlanmış uzmanlaşmış tesislerde (specialised facilities) barındırılması yasal bir zorunluluktur. Çünkü bu merkezler doğru yönetilmediğinde, kendi içinde birer hastalık kaynağı (hotspot) haline gelmektedir.
Kırılgan Gruplar ve Psikososyal Risk Faktörleri:
Rapor’da üzerinde titizlikle durulan en hassas epidemiyolojik dinamik ise "kırılgan grupların" (vulnerable populations) durumudur. El kitabı, Avrupa hukukunun net bir emrini hatırlatıyor: Aileler, refakatsiz çocuklar, insan ticareti mağdurları ve özel tıbbi ihtiyacı olan bireyler normal şartlar altında gözaltına alınmamalıdır; aile bütünlüğü mutlak surette korunmalıdır.
Nitekim Rapor’da atıfta bulunulan Mubilanzila Mayeka ve Kaniki Mitunga v. Belçika ile Rantsev v. Kıbrıs ve Rusya gibi tarihi AİHM kararları, refakatsiz çocukların ve insan ticareti mağduru kadınların maruz kaldığı derin psikolojik sekelleri yasal düzlemde tescillemektedir. Gelişim çağındaki bir çocuğun yetişkin mahkumlarla aynı gri koridorları paylaşması veya idari kapatılmaya maruz kalması, nörogelişimsel süreçlerde ve ruh sağlığında geri dönüşü olmayan hasarlar (toksik stres) bırakır. Bu nedenle mevzuat; çocukların ve ailelerin durumunun tamamen çocuk merkezli ve yüksek insani donanıma sahip tesislerde yönetilmesini emreder.
Küresel Sağlık Güvenliği Sınır Tanımaz
Göç ve iltica süreçleri, sadece yerinden edilmiş popülasyonların değil, onları misafir eden veya transit olarak geçişlerine şahitlik eden toplumların da kolektif sağlığını doğrudan etkiler. Sınırlardaki hukuki, tıbbi ve idari süreçlerin şeffaf, denetlenebilir ve uluslararası sağlık standartlarına uygun yürütülmesi, küresel halk sağlığı güvenliğinin (global health security) ilk ve en önemli halkasıdır.
Bitirirken; Sınırlar coğrafyaları ayırabilir, ancak insan onuru ve sağlık hakkı sınır tanımaz.