Sevdiğim Biri ve Ruhu Olan! Otomobil.

Yıldıray ONUKAR

Dedikodu ile başlayalım yazıya. Biri bir diğeri için dedi ki , falanca şöyle bir şey yapmış, biliyor musun? (Ne yaptığını boşverin, gene yapacak, yakında duyarsınız :) ).

Boşver, dedim. Ömründe 3 günün kalsa o falanca kişi ile birlikte geçirmek ister misin?

Burada önemli nokta falanca kişinin ne dediği yada ne yaptığı değil, o kişinin hayatımızda ne kadar önemli olduğu.

Yaşamımızda bir sürü insan, canlı var. Çoğu zaman onların yaşam çabaları, gel-gitleri bizim yaşamımızda önemli bir yer tutuyor ve hiç sorgulamıyoruz. Bunun "bana ne katkısı var" diye.

O'nun derdi mutlaka önemlidir de benim için gerçekten önemli mi?

O bunu bana aktarırken gerçekten benim desteğimi mi istiyor, yoksa benim sadece ķafa sallamamı mı?

(Bunu biraz açalım, çoǧumuz laf olsun diye anlatıyor ve dinliyoruz. Karşımızdaki bizi ciddiye alıp yardım etmeye çalışırsa, hele hatamızı söylerse iletişim kopuyor. Dinlemiyoruz. Merkezde biz varız ve karşımızdakini (aslında yanımızdaki) sabır taşı olarak kullanıyoruz. Garip olan bu durumdan herkes mutlu. Gerçekte kimse kimseyi dinlemiyor. Yanyana duran iki radyo gibi. İkisi de aynı anda çalıyor.)

Benim onun için önemli olduǧum kadar o benim için önemli mi?

Onun benim için önemli olduǧu kadar ben onun için önemli miyim?

Benim neyimi önemsiyor?

Onun neyini önemsiyorum?

Herkes herkesin her yönünü önemsemek zorunda mı? Hangi oranda önemserse makbul?

...

Eyvah, matematiǧe gidiyor muhabbet, matematikten herkes korkar. Yüzde kaçını önemsiyorsun falan. Hemen çevirelim mevzuyu.

Sevdiǧimiz biri ile sevdiǧimiz otomobilimizi yanyana koyacak olursak; en önemli fark birinin bize, diǧerinin herkese ve en başta da kendi kendine ait olmasıdır. Gerçi çoǧumuz kendi kendimize ait olmayıp (çevremizin bizi ne kadar tıkladıǧını pek bi önemsediǧimizden), "kendimizden başka herkese aitiz". Dolayısı ile sevdiǧimiz birinin de (aslında herkesin bir parçası olan) kendimize ait olmasını çok önemseyip otomobil sanıyoruz.

Belki şöyle ifade etmek lazım. Giderek bizi esir alan maddi dünya empati, karşılıklı etkileşim, sosyal zeka vb yetilerimizi alıp götürüyor. Mobil telefonumuzdaki yapay zeka asistanının (siri) ruhu var zannediyoruz. Oysa otomobilden çamaşır makinasına, ütüden elektrik süpürgesine tüm aygıtlar bizim duymak yada yapmak istediǧimizi karşılamak üzere tasarlanıyor. Yani bize hizmet ediyor.

Canlılar ise farklı. Kendi ruhu var. Ve o ruh bizim hoşumuza giden alıştırıldıǧımız tepkilerden farklı davranırsa , bizi mutlu etmeye çalışmazsa iletişememe sorunu çıkıyor. Sıkıcı deǧil mi, oysa çevremizdeki her sey bizi mutlu etmek üzere kurgulanmış (helikopter ebeveynler?) .

Yeni modern dünyamızda sadece insan deǧil, ruhu olan bütün canlılar "zor". Niye uǧraşalım ki.

Sonuçta canlılarla temasta mutsuz oluyoruz. Canlıların dünyasından çıkıp cansız aygıtların dünyasına taşınıyoruz. Ve canlı dünya ile baǧımız hızlıca kopuyor, tüm o akıllı aygıtlarımızın evreninde yalnızlaşıyoruz (Matrix evrenine" hoşgeldin. Seni kurtaracak bir Neo da görünmüyor ufukta).

Çok uzadı yazı, bitirelim.

Dostum, sevdiǧin biri masraflı olmaya başladıysa (ruhunu kaybettiyse) artık eski bir otomobildir. Sat gitsin. Rahatlarsın.

Ama sevdiǧin biri seni samimi duygularla dinliyor ve korkmadan düşüncelerini paylaşıyorsa!!! İşte bu insani ve paha biçilmez. Böylesini bulduysan sakın bırakma.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.