Şen Olsun Halep Şehri

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

“Şen olsun Halep şehri…”

Bu sözü birkaç gün önce komşumuz Kemal Abi’den duydum.

Üstelik öylesine söylenmiş bir söz değildi.

Kemal Abi; Uzun yıllara dayalı tecrübesi, bilgi birikimi ve her şeyden önce dürüstlüğü sebebiyle uzun yıllar site yönetiminde görev almıştı. Aslında bu göreve talip olmamış; ısrarlara kayıtsız kalamayarak sorumluluğu üstlenmişti.

Ne var ki zaman herkes için işliyor.

Geçtiğimiz günlerde yaşının ve sağlık durumunun bu görevi daha fazla sürdürmesine elvermediğini, bu nedenle yönetimden ayrılmak durumunda kalacağını anlatıyordu.

Tam o sırada, hafifçe gülümseyerek o cümleyi söyledi:

“Şen olsun Halep şehri…”

Söylenişinde ne bir kırgınlık vardı ne de bir sitem.

Daha çok, uzun süre taşınmış bir emaneti başkasına bırakırken söylenen zarif bir veda gibiydi.

Bazı sözler böyledir. İlk duyduğunuzda üzerinde pek durmazsınız; sonra bir bakarsınız, zihninizin bir köşesine yerleşmiş.

İlk bakışta güzel bir temenni:

Halep şen olsun.

Çarşısı pazarı canlansın; evlerinden huzur, yüzlerinden tebessüm eksik olmasın.

Sözün bağlamını da düşününce, arkasından başka bir ses geliyor sanki:

Aha geldik, gidiyoruz…

Bu “gelmek” ve “gitmek”, yalnızca Halep’e gelip oradan ayrılmak anlamına gelmiyor bana kalırsa.

Biraz da bu dünyaya gelip gitmekten söz ediyor.

Halep de bu düşünceye ayrı bir derinlik katıyor.

Bugün başka bir ülkenin sınırları içinde bulunan Halep, yüzyıllar boyunca Osmanlı coğrafyasının önemli şehirlerinden biriydi.

Uzak bir memleket adı değildi; hayatın ve ticaretin aktığı, gidilen gelinen bir şehirdi.

Sonra haritalar değişti, yolların arasına sınırlar girdi.

Fakat benim zihnim yine o sade ifadeye dönüyor:

Aha geldik, gidiyoruz.

İnsan hayatını bundan daha kısa anlatmak mümkün mü?

Doğduk, büyüdük, yaşadık.

Bazen küçücük meseleleri dünyanın en büyük meselesi zannettik. Bir günlük öfkeyi yıllarca taşıdık. Kimi zaman haklı çıkmayı mutlu olmaktan daha önemli gördük.

İnsan gidiyor.

Hayat devam ediyor.

Bir gün birileri emaneti devralıyor, elinden geleni yapıyor; sonra vakti gelince başkasına bırakıyor.

Belki Kemal Abi’nin o gün söylediği sözün beni bu kadar düşündürmesinin sebebi de buydu.

“Şen olsun Halep şehri.”

Yani:

Ben gidiyorum ama burası şen olsun.

“Benden sonrası tufan” demiyor.

Madem geldik ve gidiyoruz, kısa misafirliğimizin hakkını verelim.

Ve mümkünse biz gittikten sonra dünya, geldiğimiz zamankinden biraz daha güzel kalsın.

Çünkü sonunda hepimizin hikâyesi iki fiilin arasına sığıyor:

Geldik.

Gidiyoruz.

Arada kalan yere ise “hayat” diyoruz.

Kemal Abi bir görevi bırakırken söyledi. Belki vakti geldiğinde hepimizin söyleyebileceği kadar sade ve güzel:

Şen olsun Halep şehri.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.