Rusya ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerde bugün yaşananları yalnızca diplomatik bir gerilim olarak okumak artık yeterli değildir. Asıl mesele, iki ülke arasındaki ilişkilerin hangi zeminde yeniden tanımlandığıdır. 19 Ağustos’ta Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova’nın, Azerbaycan tarafından uluslararası arananlar listesine alınan İvan Knyazev, Semen Uralov ve Aleksey Çadayev’in açıklamalarını “özel kişilerin görüşleri” olarak nitelendirmesi bu açıdan önemlidir. Moskova aynı zamanda 22 Şubat 2022 tarihli Rusya-Azerbaycan Müttefik Etkileşimi Bildirgesi’ne atıf yaparak ikili ilişkilerin bu çerçevede geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Bu açıklama, ilk bakışta tansiyonu düşüren diplomatik bir formül gibi görülebilir. Ancak daha derinden bakıldığında başka bir gerçeği ortaya koyuyor: Moskova, Bakü ile doğrudan ve açık bir çatışmanın kendi bölgesel çıkarları açısından maliyetinin yükseldiğini görüyor.
Benim kanaatimce bugün ortaya çıkan tabloyu “yeni normal” olarak tanımlamak daha doğru olacaktır.
Bu yeni normal, ne Rusya-Azerbaycan ilişkilerinin kopmasıdır ne de eski stratejik ortaklık dönemine geri dönüştür. Daha çok, tarafların birbirlerinin kırmızı çizgilerini yeniden öğrenmeye başladığı, ilişkilerin daha kontrollü, daha işlemci ve daha rekabetçi bir zemine taşındığı bir dönemdir.
Bir provokasyon mu, bir test mi?
Azerbaycan’ın üç Rus vatandaşını uluslararası aramaya dahil etmesi sıradan bir hukuki gelişme değildir. Azerbaycan Başsavcılığı söz konusu kişiler hakkında anayasal düzene ve ülkenin toprak bütünlüğüne karşı çağrılar, terörizme teşvik ve ulusal düşmanlığı körükleme suçlamaları kapsamında soruşturma yürütüldüğünü açıkladı.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Bu isimlerden Aleksey Çadayev’in Rusya Ulaştırma Bakanı danışmanı olarak görev yapmış olması, olayın yalnızca “gazetecilerin açıklamaları” kategorisinde değerlendirilmesini zorlaştırmaktadır. Çadayev’in daha sonra görevinden ayrılması da Moskova açısından meselenin hassasiyetini göstermektedir.
Elbette bunun doğrudan Kremlin tarafından planlanmış bir operasyon olduğunu söylemek için yeterli açık veri bulunmuyor. Böyle bir iddia kanıt gerektirir.
Fakat başka bir soru daha önemlidir:
Rusya’daki sistemik aktörler, Azerbaycan konusunda söyledikleri sözlerin sonuçlarını gerçekten bilmiyorlar mı?
Bence asıl tartışılması gereken budur.
Rusya'da devlet ile devlet yanlısı medya, siyasi danışmanlar ve güvenlik söylemi üreten çevreler arasındaki sınırlar Batı demokrasilerindeki kadar keskin değildir. Dolayısıyla Moskova'nın resmi söylemi ile sistem içindeki gayriresmî mesaj kanalları arasında zaman zaman bir “stratejik belirsizlik” alanı oluşmaktadır.
Bu nedenle yaşananları kesin biçimde “Moskova'nın provokasyonu” olarak adlandırmak yerine, Bakü'nün tepkisinin test edilmiş olabileceği ihtimalini ciddi biçimde değerlendirmek gerekir.
Ve testin sonucu açıktır:
Bakü geri adım atmadı.
Moskova neden geri çekildi?
İşte burada Zaharova'nın açıklaması önem kazanıyor.
Moskova isterse çok daha sert bir diplomatik karşılık verebilirdi. Ancak tercih edilen dil farklı oldu: “Bu kişilerin açıklamaları Rusya'nın resmi tutumu değildir.”
Bu, diplomatik açıdan oldukça bilinçli bir tercihtir.
Çünkü Rusya'nın Azerbaycan ile ilişkilerinde bugün karşı karşıya olduğu gerçeklik, 2022'deki gerçeklik değildir.
22 Şubat 2022 tarihli Müttefik Etkileşimi Bildirgesi hâlâ iki ülkenin ilişkilerinin hukuki-siyasi temel taşlarından biridir. Ancak bildirgenin imzalandığı dönemde Güney Kafkasya'daki güç dengesi ile bugün ortaya çıkan jeopolitik tablo arasında ciddi fark vardır.
Bugün Azerbaycan;
- Karabağ sorununu fiilen çözmüş,
- Türkiye ile ilişkilerini ittifak seviyesine çıkarmış,
- Orta Koridor'un merkez ülkelerinden biri haline gelmiş,
- enerji altyapısını çeşitlendirmiş,
- Avrupa ile ilişkilerini derinleştirmiş,
- Orta Asya ile bağlantılarını güçlendirmiş,
- ABD ile stratejik ortaklık mekanizmalarını geliştirmiş
ve Güney Kafkasya'nın en önemli ekonomik ve askeri aktörlerinden biri konumundadır.
Dolayısıyla Moskova'nın Bakü üzerindeki geleneksel nüfuz araçlarının bir kısmı artık eski etkinliğe sahip değildir.
Türkiye faktörü: Denklem değişti...
Bu değişimin merkezinde Türkiye-Azerbaycan ilişkileri bulunmaktadır.
Şuşa Beyannamesi ile iki ülke ilişkileri açık biçimde ittifak seviyesine taşındı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı da bugün bu ilişkiyi stratejik ve müttefiklik düzeyinde tanımlamaktadır.
Burada önemli olan yalnızca askeri işbirliği değildir.
Asıl dönüşüm; güvenlik, enerji, ulaştırma, ticaret ve jeopolitik bağlantısallığın aynı stratejik mimarinin parçaları haline gelmesidir.
Bakü açısından Ankara artık yalnızca “en yakın müttefik” değildir. Aynı zamanda Azerbaycan'ın batıya, Akdeniz'e, Avrupa'ya ve Türk dünyasına açılan stratejik kapısıdır.
2026 yılında Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan üçlü mekanizması da enerji, ulaştırma, güvenlik ve bölgesel bağlantısallık alanlarında daha kurumsal bir yapıya dönüşmektedir. 8 Haziran 2026 tarihli İstanbul Bildirisi, özellikle bölgesel bağlantısallık ve enerji alanındaki işbirliğini stratejik öncelik olarak tanımlıyor.
Bu nedenle Moskova'nın Bakü ile ilişkilerini değerlendirirken Ankara faktörünü dışarıda bırakmak artık mümkün değildir.
Ermenistan: Rusya'nın kaybettiği eski kaldıraç...
Güney Kafkasya'daki ikinci büyük değişim Ermenistan'dır.
Rusya uzun yıllar Ermenistan üzerinden Güney Kafkasya'daki nüfuzunu korudu. Ancak bugün Erivan'ın dış politika yönelimi değişmektedir.
Özellikle TRIPP süreci bu değişimin sembolüdür.
2026 başında yayımlanan Ermenistan-ABD TRIPP uygulama çerçevesi, Azerbaycan ile Nahçıvan arasındaki bağlantının Ermenistan topraklarından geçmesini öngörürken Ermenistan'ın egemenlik ve yargı yetkisinin korunmasını esas almaktadır. Aynı zamanda proje, Orta Asya-Hazar bölgesini Avrupa'ya bağlayan daha geniş bir ulaşım ağı perspektifine oturtulmuştur.
Bu gelişme Moskova açısından stratejik bir değişikliktir.
Çünkü 2020 sonrası ulaşım düzenlemelerinde Rusya'ya önemli bir rol verilmişti. TRIPP modeli ise bu eski düzeni büyük ölçüde geride bırakmaktadır. Carnegie analizinin de dikkat çektiği gibi, yeni model Rusya'nın bağlantısallık üzerindeki önceki kurumsal rolünü azaltmaktadır.
Dolayısıyla Moskova'nın önündeki sorun yalnızca Azerbaycan değildir.
Rusya aynı anda Azerbaycan üzerindeki eski nüfuz araçlarının zayıflaması, Ermenistan'ın Batı'ya açılması ve Türkiye-Azerbaycan bağlantısının güçlenmesiyle karşı karşıyadır.
TRIPP neden Moskova açısından önemlidir?
TRIPP'yi yalnızca Azerbaycan-Nahçıvan bağlantısı olarak görmek büyük hata olur.
Bu proje, gerçekleştiği ölçüde Güney Kafkasya'nın ekonomik coğrafyasını değiştirebilir.
Azerbaycan'ın ana karası ile Nahçıvan'ı birbirine bağlamanın ötesinde, Türkiye üzerinden Avrupa'ya ve Hazar üzerinden Orta Asya'ya uzanan yeni bir bağlantı sistemi yaratabilir. ABD de TRIPP'yi Orta Asya ile Avrupa arasındaki ekonomik entegrasyonu güçlendirecek bir mekanizma olarak tanımlıyor.
Bunun Rusya açısından anlamı açıktır:
Güney Kafkasya'daki transit jeopolitiği Moskova merkezli olmaktan çıkmaktadır.
Üstelik mesele sadece demiryolu veya karayolu değildir. Enerji, elektrik, dijital altyapı ve gelecekte Hazar üzerinden taşınabilecek enerji kaynakları aynı jeopolitik mimarinin parçası haline gelebilir.
Dolayısıyla Azerbaycan'ın Orta Asya ile Avrupa arasında giderek daha fazla önem kazanması, Rusya'nın geleneksel kuzey-güney ve doğu-batı transit üstünlüğüne alternatiflerin oluşması anlamına geliyor.
Moskova'nın “medya cephesi” neden önemlidir?
Tam da bu noktada Rusya'nın medya alanındaki söylemleri daha dikkatli okunmalıdır.
Son dönemde Rusya yayın alanında Azerbaycan'a yönelik sert söylemlerin artması, ikili ilişkilerdeki genel atmosferden bağımsız değerlendirilemez.
Özellikle AZAL uçağının Aralık 2024'te düşmesi sonrasında başlayan kriz, Moskova-Bakü ilişkilerinde ciddi bir güven sorunu yarattı. Kazada 38 kişi hayatını kaybetti. Putin daha sonra Aliyev'i arayarak olayın Rus hava sahasında meydana gelmesi nedeniyle özür diledi; ancak olayın sorumluluğu ve hukuki boyutları konusunda Bakü'nün beklentileri ile Moskova'nın yaklaşımı arasında uzun süreli bir farklılık oluştu.
Ardından 2025'te Rusya'da Azerbaycan kökenli kişilere yönelik operasyonlar ve Yekaterinburg'daki olaylar geldi. Buna karşılık Bakü'de Sputnik Azerbaycan çalışanlarına yönelik operasyonlar ve Rus vatandaşlarının gözaltına alınması gibi gelişmeler yaşandı.
2026'da ise Azerbaycan diasporasının bazı önde gelen isimlerinin Rus vatandaşlığından çıkarılması ve ülkeden gönderilmesi dikkat çekmeye devam etti.
Moskova Azerbaycan diasporasının Moskova'daki lideri Bahtiyar Hasanov'u Rus vatandaşlığından çıkardıktan sonra Ağustos 2026'da Azerbaycan'a sınır dışı etti. Temmuz ayında Samara Azerbaycan diasporasının yöneticisi Şirvan Kerimov'un da Rus vatandaşlığı iptal edildi.
Bütün bunlar tek tek değerlendirildiğinde farklı hukuki gerekçelere dayanabilir.
Fakat uluslararası ilişkilerde mesele yalnızca hukuki gerekçe değildir.
Algı da güvenliğin bir parçasıdır.
Bakü'de oluşan algı, Rusya'nın Azerbaycan üzerindeki geleneksel toplumsal ve siyasi etki kanallarını yeniden düzenlemeye çalıştığı yönündedir.
Moskova açısından ise muhtemelen mesele, diasporanın devlet dışı siyasi güç merkezlerine dönüşmesini engellemektir.
İşte tam burada iki farklı güvenlik anlayışı karşı karşıya geliyor.
“Yeni normal” tam olarak nedir?
Bence yeni normalin dört temel özelliği var.
Birincisi: Rusya ve Azerbaycan birbirlerini artık yalnızca stratejik ortak olarak değil, aynı zamanda bölgesel nüfuz alanında rakip aktörler olarak da görüyor.
İkincisi: Azerbaycan Rusya ile ilişkileri koparmak istemiyor. Tam tersine, Moskova ile ekonomik, siyasi ve güvenlik ilişkilerini korumak istiyor. Ancak bunu artık daha eşitlikçi bir zeminde yapmak istiyor.
Üçüncüsü: Rusya da Azerbaycan'ı kaybetmek istemiyor. Çünkü Bakü'nün Türkiye, Orta Asya, Avrupa ve Hazar bağlantıları Rusya açısından stratejik önem taşıyor.
Dördüncüsü: Buna rağmen taraflar birbirlerinin kırmızı çizgilerini test etmeye devam ediyor.
Dolayısıyla ilişkilerde temel paradigma değişmiştir:
“Müttefiklikten kopuş” değil, “müttefikliğin yeniden tanımlanması” söz konusudur.
Azerbaycan açısından sonuç ne?
Bakü açısından en önemli gelişme, dış politika seçeneklerinin çoğalmasıdır.
Azerbaycan bugün Rusya'ya ihtiyaç duyuyor olabilir. Ancak Rusya'ya bağımlı değildir.
Bu ikisi aynı şey değildir.
Azerbaycan'ın Türkiye ile ittifakı, Avrupa enerji pazarıyla ilişkileri, Orta Koridor, Türk Devletleri Teşkilatı, Orta Asya ile ekonomik bağları ve ABD ile gelişen stratejik ortaklığı Bakü'nün manevra alanını genişletmektedir.
Temmuz 2026'da Aliyev ile ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi üyesi Steve Daines arasındaki görüşmede Azerbaycan-ABD ilişkilerinin stratejik ortaklık seviyesine yükseldiğinin vurgulanması da bu değişimin yeni bir boyut kazandığını gösteriyor.
Bununla birlikte Bakü'nün yapması gereken, Rusya karşıtı bir eksene savrulmak değildir.
Azerbaycan'ın asıl gücü çok vektörlü fakat merkezinde milli çıkarların bulunduğu dış politikadır.
Bakü'nün Moskova ile ilişkileri koruması, Ankara ile ittifakı güçlendirmesi, Avrupa ile enerji ortaklığını geliştirmesi, Washington ile stratejik işbirliğini artırması ve Orta Asya ile bağlantısını derinleştirmesi birbirinin alternatifi olmak zorunda değildir.
Tam tersine, Azerbaycan'ın jeopolitik avantajı bu farklı merkezleri birbirine bağlayabilmesidir.
Güney Kafkasya açısından daha büyük sonuç
Buradaki asıl hikâye Moskova-Bakü gerilimi değildir.
Asıl hikâye, Güney Kafkasya'nın Rusya merkezli güvenlik düzeninden daha çoğulcu bir bölgesel düzene geçmesidir.
Ermenistan Rusya'ya olan bağımlılığını azaltıyor.
Azerbaycan Türkiye ve Batı ile bağlantılarını güçlendiriyor.
Gürcistan zaten uzun süredir Batı ile Rusya arasında farklı bir denge arayışında.
Türkiye bölgenin güvenlik ve ulaştırma mimarisinde daha merkezi bir aktöre dönüşüyor.
ABD ise ilk kez Güney Kafkasya'nın ulaşım ve ekonomik altyapısına doğrudan stratejik yatırım yapmaya hazırlanıyor.
Bu nedenle Güney Kafkasya'da ortaya çıkan yeni denklem artık yalnızca Moskova-Bakü-Erivan üçgeni değildir.
Yeni denklem; Ankara-Bakü-Tiflis hattı, Erivan'ın yeni açılım politikası, Washington'un artan rolü, Brüksel'in ekonomik etkisi ve Moskova'nın bölgedeki nüfuzunu koruma çabalarının kesiştiği çok merkezli bir sistemdir.
Bu sistemin en kritik unsuru ise bağlantısallıktır.
Kim yolları, demiryollarını, enerji hatlarını ve iletişim ağlarını kontrol ederse, geleceğin Güney Kafkasya'sındaki jeopolitik ağırlığı da o belirleyecektir.
Sonuç: Moskova ile kopuş değil, yeni güç dengesi...
19 Ağustos'taki Zaharova açıklamasını bu nedenle yalnızca diplomatik bir açıklama olarak okumamak gerekir.
Moskova, Bakü ile açık çatışmanın kendi çıkarlarına hizmet etmeyeceğini gösteriyor.
Bakü ise kendi egemenlik alanına, toprak bütünlüğüne ve devlet güvenliğine yönelik söylemleri artık geçmişte olduğu gibi görmezden gelmeyeceğini gösteriyor.
Bu karşılıklı mesajların anlamı şudur:
Rusya-Azerbaycan ilişkileri bitmiyor. Ama eski ilişki biçimi de geri dönmüyor.
Temmuz sonunda Putin ile Aliyev arasındaki telefon görüşmesinde tarafların ilişkilerin “yapıcı” niteliğini ve diyaloğun yoğunlaştırılmasını vurgulamaları da bu kontrollü normalleşme arayışını gösteriyor.
Ancak normalleşme ile eski statükoya dönüş aynı şey değildir.
Bugün Azerbaycan daha güçlüdür.
Türkiye-Azerbaycan ittifakı daha kurumsaldır.
Ermenistan'ın dış politika yönelimi değişmektedir.
TRIPP ve Orta Koridor Güney Kafkasya'nın ekonomik coğrafyasını yeniden şekillendirmektedir.
Avrupa ve ABD'nin bölgedeki ağırlığı artmaktadır.
Rusya ise hâlâ güçlü bir aktördür, fakat artık tek belirleyici değildir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde Bakü-Moskova ilişkilerinin temel karakterini “kontrollü rekabet içinde stratejik işbirliği” olarak tanımlamak daha doğru olacaktır.
Azerbaycan açısından stratejik hedef Rusya ile karşı karşıya gelmek değil, Rusya ile ilişkilerinde eşitlikçi bir denge kurabilmektir.
Güney Kafkasya açısından ise daha büyük mesele şudur:
Bölge artık bir büyük gücün arka bahçesi olmaktan çıkıp, farklı güç merkezlerinin çıkarlarının kesiştiği çok merkezli bir jeopolitik alan haline geliyor.
Ve Azerbaycan, bu yeni düzenin yalnızca izleyicisi değil, şekillendirici aktörlerinden biridir.