Prof.Dr. Toğrul İsmayıl'ın Yeni Yazısı: "Avrupa'nın Ermenistan Hamlesi"

"Hedef Sadece Rusya mı, Yoksa Güney Kafkasya'nın Yeni Jeopolitiği mi?"

Avrupa Birliği'nin Ermenistan'a yönelik son ekonomik ve siyasi açılımı, ilk bakışta Erivan'ın Rusya'ya bağımlılığını azaltmaya yönelik bir destek paketi olarak değerlendirilebilir. Ancak gelişmeler daha geniş bir jeopolitik perspektiften incelendiğinde, meselenin yalnızca Rusya-Ermenistan ilişkileriyle sınırlı olmadığı görülmektedir. Asıl hedef, Güney Kafkasya'nın yeni güç dengelerini şekillendirmek ve Avrupa Birliği'ni bölgenin kalıcı aktörlerinden biri haline getirmektir.

Brüksel'in açıkladığı mali destek paketleri, ticaret kolaylıkları, ulaştırma ve dijital altyapı yatırımları ile vize serbestisi perspektifi, Ermenistan'a ekonomik alternatif sunmanın ötesinde stratejik bir anlam taşımaktadır. Avrupa Birliği ilk kez Güney Kafkasya'da yalnızca "normatif güç" olarak değil, aynı zamanda ekonomik ve jeopolitik bir aktör olarak konumlanmaktadır. Bu durum, bölgedeki güç rekabetinin yeni bir aşamaya geçtiğini göstermektedir.

Bugüne kadar Güney Kafkasya'da temel rekabet ekseni Rusya, Türkiye ve belirli ölçüde İran arasında şekilleniyordu. Son yıllarda ise Çin'in ulaştırma koridorları üzerinden artan etkisi de bu tabloya eklenmişti. Şimdi ise Avrupa Birliği, ekonomik araçlarını kullanarak bu denklemin kalıcı bir parçası olmayı hedeflemektedir. Dolayısıyla Ermenistan, Avrupa açısından yalnızca desteklenen bir ülke değil, aynı zamanda Güney Kafkasya'na açılan stratejik bir kapı niteliği taşımaktadır.

Türkiye ve Azerbaycan açısından gelişmeler bu nedenle çok boyutlu değerlendirilmelidir.

Birinci boyut fırsatlardır. Avrupa'nın Güney Kafkasya'na daha fazla yatırım yapması, bölgesel ulaştırma projelerinin finansmanını kolaylaştırabilir. Özellikle Orta Koridor'un güçlenmesi, Hazar geçişli ticaret yollarının geliştirilmesi ve enerji arz güvenliğinin çeşitlendirilmesi Ankara ile Bakü'nün uzun süredir savunduğu stratejik hedeflerle örtüşmektedir. Avrupa'nın Rus enerji kaynaklarına bağımlılığı azaltma politikası, Azerbaycan'ın enerji ihracatındaki önemini daha da artırmaktadır. Aynı şekilde Türkiye de Avrupa ile Asya arasında vazgeçilmez lojistik merkez olma konumunu güçlendirebilir.

İkinci boyut ise risklerdir. Avrupa Birliği'nin bölgedeki artan varlığı zamanla ekonomik iş birliğinin ötesine geçerek siyasi ve güvenlik alanlarına da yayılabilir. Özellikle Ermenistan üzerinden oluşturulabilecek yeni siyasi mekanizmalar, Güney Kafkasya'daki mevcut güç dengesini etkileyebilir. Avrupa'nın Ermenistan'a verdiği desteğin zamanla Azerbaycan-Ermenistan barış sürecinde tarafsız arabuluculuk yerine siyasi pozisyon almaya dönüşmesi ihtimali dikkatle takip edilmelidir.

Burada özellikle Zengezur Koridoru konusu ayrı bir önem taşımaktadır. Avrupa, bölgesel bağlantısallığı desteklediğini ifade ederken, koridor projelerinin hangi siyasi ve hukuki çerçevede şekilleneceği gelecekte ciddi tartışmalara yol açabilir. Eğer Avrupa bu süreci Türkiye ve Azerbaycan ile koordinasyon içinde yürütürse bölgesel entegrasyon güçlenebilir. Aksi durumda ise yeni jeopolitik rekabet alanları ortaya çıkabilir.

Bunun yanında Avrupa'nın Ermenistan'a sağladığı ekonomik destek, Erivan'ın dış politika manevra alanını genişletmektedir. Ancak bu durum Ermenistan'ın kısa vadede tamamen Rusya'dan kopacağı anlamına gelmemektedir. Ülke hâlen Rusya ile enerji, ticaret ve ekonomik ilişkiler bakımından önemli ölçüde bağlantılıdır. Dolayısıyla yaşanan süreç, eksen değişiminden ziyade çok yönlü dış politika arayışının güçlenmesi olarak okunmalıdır.

Türkiye ve Azerbaycan'ın bu yeni tablo karşısında savunmacı bir refleks yerine proaktif bir strateji geliştirmesi gerekmektedir. Avrupa'nın bölgeye ilgisini tamamen dışlayıcı bir yaklaşım yerine, kendi önceliklerini merkeze alan çok taraflı diplomasi daha rasyonel olacaktır. Ankara ile Bakü'nün hem Avrupa Birliği hem de bölgedeki diğer aktörlerle dengeli ilişkiler kurabilmesi, Güney Kafkasya'nın geleceğinde belirleyici olacaktır.

Sonuç olarak Avrupa Birliği'nin Ermenistan hamlesi yalnızca Rusya'nın nüfuzunu sınırlandırma girişimi değildir. Bu aynı zamanda Güney Kafkasya'nın jeopolitik mimarisini yeniden şekillendirme stratejisidir. Bu yeni dönemde temel soru, Avrupa'nın bölgeye girip girmeyeceği değil; hangi kurallarla, hangi ortaklarla ve hangi stratejik vizyonla kalıcı olacağıdır. Türkiye ve Azerbaycan açısından esas mesele de tam burada başlamaktadır. Eğer Ankara ve Bakü bu dönüşümü doğru okuyabilir ve kendi stratejik inisiyatiflerini güçlendirebilirse, Avrupa'nın bölgeye ilgisi bir rekabet unsuru olmaktan çıkıp kontrollü bir iş birliği zeminine dönüşebilir. Aksi takdirde Güney Kafkasya, büyük güç rekabetinin yeni ve daha karmaşık bir jeopolitik sahası haline gelecektir. Bu nedenle bugün yaşananlar yalnızca Ermenistan'ın dış politika tercihini değil, önümüzdeki on yıllarda Güney Kafkasya'nın güç mimarisini belirleyecek stratejik bir dönüşümün habercisi olarak değerlendirilmelidir..

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri