Prof. Dr. Seyithan Deliduman'ın Yeni Yazısı: Kötülüğün Helezonik Etkisi

Çevresinde ise önce bir aile, sonra bir şehir ve giderek bütün toplum dönmeye başlar.

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Önce küçük bir davranışla başlar. Ardından inkârla, suskunlukla, ihmalle ve cezasızlık ihtimaliyle beslenir. Her yeni halka, bir öncekinden daha geniştir. Böylece kötülük düz bir çizgide ilerlemez; kendi çevresinde dönerek büyüyen bir helezona dönüşür.

Bu helezonun merkezinde bazen bir tehdit, bazen şiddet, bazen kaybolan bir insan, bazen de yıllarca cevaplandırılmayan sorular bulunur. Çevresinde ise önce bir aile, sonra bir şehir ve giderek bütün toplum dönmeye başlar.

Gülistan Doku’nun kayboluşu, yıllardır tam da böyle bir helezonun merkezinde duruyor.

Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’dan 5 Ocak 2020’den bu yana haber alınamıyor. Aradan geçen yıllara rağmen nerede olduğu, başına ne geldiği ve kayboluşunun ardında hangi olayların bulunduğu bütün açıklığıyla ortaya çıkarılamadı. Onun adı artık yalnızca kayıp bir üniversite öğrencisini değil; cevapsız bırakılan soruları, dinmeyen bir aile acısını ve yıllardır süren adalet arayışını da ifade ediyor.

Elbette bir olayın kamuoyunda tartışılması, kişiler hakkında peşin hüküm kurulmasını haklı göstermez. Hiç kimse, kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu ilan edilemez. Masumiyet karinesi, kişiye veya olayın toplumda meydana getirdiği tepkiye göre değiştirilebilecek bir hukuk ilkesi değildir.

Ancak masumiyet karinesi, olayın bütün yönleriyle araştırılmasına engel olmadığı gibi; soru sormayı, delilleri toplamayı ve çelişkileri gidermeyi de gereksiz hâle getirmez. Bir kişiyi peşinen suçlu ilan etmek ne kadar yanlışsa, ciddi şüpheleri yeterince araştırmadan önemsizleştirmek de o kadar sakıncalıdır.

Çünkü hukuk, yalnızca hüküm verirken değil, gerçeği ararken de adil olmak zorundadır.

Kötülüğün helezonik etkisi tam burada başlar.

Bir şiddet veya tehdit belirtisi zamanında görülmezse, ilk uyarı ciddiye alınmazsa, tanık anlatımları karşılaştırılmaz ve deliller gecikmeden toplanmazsa her ihmal, kendisinden sonraki ihmali besler. Başlangıçta önlenebilecek bir davranış, sınır çizilmedikçe büyür; sonunda yalnızca mağduru değil, ailesini, kurumları ve bütün toplumu içine çeken bir felakete dönüşür.

Böyle bir süreç, kaybolan kişinin ailesini yıllarca süren bir belirsizliğe mahkûm eder. Kolluğu, savcılığı ve yargıyı tartışmaların merkezine taşır. Zamanında toplanmadığı ileri sürülen deliller, giderilmeyen çelişkiler ve cevapsız bırakılan sorular, toplumun adalete duyduğu güveni aşındırır.

Bir ölüm haberi ne kadar ağırsa, belirsizlik bazen ondan da ağırdır. Ölüm, insanı acıyla yüzleştirir; kayıp ise acıyla umudu aynı odada yıllarca yaşatır. Bir anne, kızının yaşadığına inanmakla başına kötü bir şey gelmiş olabileceğini düşünmek arasında her gün yeniden parçalanır.

Bu nedenle kayıp dosyalarında zaman, sıradan bir takvim meselesi değildir.

Geçen her gün bazı delilleri zayıflatır, hafızaları silikleştirir ve gerçeğe ulaşma imkânlarını daraltır. Dosya ilerlemedikçe söylentiler çoğalır; söylentiler çoğaldıkça gerçek biraz daha görünmez hâle gelir. Böylece olayın kendisi kadar, olayın aydınlatılamaması da ayrı bir toplumsal yaraya dönüşür.

Kötülük yalnızca onu yapan kişinin fiilinden ibaret değildir. Görüldüğü hâlde görmezden gelindiğinde, duyulduğu hâlde küçümsendiğinde ve araştırılması gerektiği hâlde ertelendiğinde toplumsal bir nitelik kazanır. Kötü fiil bireysel olabilir; fakat onu büyüten sessizlik ve ihmal çoğu zaman kolektiftir.

Gülistan Doku soruşturmasında 2026 yılında yaşanan gelişmeler, yıllardır bekleyen bir dosyada gerçeğe ulaşma iradesinin yeniden güçlendiğini gösteriyor. Nisan 2026’daki operasyonları yeni gözaltı ve tutuklamalar izledi. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı ise 21 Temmuz 2026 tarihli açıklamasında, tanık ve gizli tanık anlatımları, ihbarlar, HTS kayıtları ile diğer bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi sonucunda Gülistan’ın cansız bedeninin gömüldüğü veya yok edildiği yönünde önemli tespit ve delillere ulaşıldığını kamuoyuna bildirdi.

Bu gelişmeler önemlidir; ancak soruşturma bulguları ile kesinleşmiş yargı hükümleri birbirinden ayrılmalıdır. Ulaşılan bilgiler titizlikle doğrulanmalı, şüphelilerin savunma hakları korunmalı ve hiç kimse yargılama tamamlanmadan suçlu ilan edilmemelidir. Bununla birlikte, soruşturmanın yıllar sonra yeniden ve daha geniş biçimde ele alınması da zamanında araştırılmayan her ihtimalin ileride çok daha ağır ve karmaşık bir soruşturma yükü olarak geri döndüğünü göstermektedir.

Devletin görevi, kamuoyunun kimi suçlu gördüğüne bakarak karar vermek değildir. Devletin görevi; bütün delilleri toplamak, çelişkileri gidermek, varsa ihmalleri ve delillerin karartılmasına yönelik eylemleri araştırmak ve ulaştığı gerçeği hukuka uygun delillerle ortaya koymaktır.

Ne peşin mahkûmiyet ne de peşin aklama…

Adaletin yolu, şüpheyi bastırmaktan değil, onu delille aydınlatmaktan geçer.

Gülistan Doku dosyasında yapılması gereken de budur. Soruşturma etkili, tarafsız ve eksiksiz biçimde sürdürülmeli; hiçbir ihtimal kişilerin makamı, konumu, yakınlığı veya aradan geçen zaman nedeniyle göz ardı edilmemelidir. Varsa sorumlular belirlenmeli, ihmali veya hukuka aykırı eylemi bulunanlardan hesap sorulmalı ve yıllardır cevapsız kalan sorular açıklığa kavuşturulmalıdır.

Çünkü gerçeğin bulunması, yalnızca Gülistan’ın ailesine karşı değil, bütün topluma karşı devletin yükümlülüğüdür.

Kötülüğün helezonik etkisini durdurmanın yolu, daha ilk halkada hukukun devreye girmesidir: İlk tehditte, ilk şiddet belirtisinde, ilk kayıp ihbarında ve ilk ciddi şüphede…

Aksi hâlde zaman, kötülüğü ortadan kaldırmaz; yalnızca üzerini örter. Üzeri örtülen kötülük ise kaybolmaz. Sessizce büyür ve günün birinde herkesi içine çekebilecek bir girdaba dönüşür.

Gülistan’ın bulunması ve başına ne geldiğinin bütün açıklığıyla ortaya çıkarılması, yalnızca bir annenin kızına kavuşması veya en azından gerçeği öğrenmesi meselesi değildir.

Bu, aynı zamanda toplumun kötülüğün oluşturduğu o karanlık çemberden çıkabilmesi meselesidir.

Çünkü bir ülkede kaybolan yalnızca insanlar değildir.

Gerçek bulunamazsa güven de kaybolur.

Adalet gecikirse umut da kaybolur.

Kötülük zamanında durdurulmazsa, sonunda yalnızca mağdurunu değil, sessiz kalan herkesi kendi helezonuna çeker.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri