Prof.Dr.Seyithan Deliduman'ın Yeni Yazısı: Çocukları Suçtan Kim Koruyacak

Son günlerde Türkiye’de en çok tartışılan konulardan biri de “suça sürüklenen çocuklar” meselesidir.

Prof.Dr.Seyithan Deliduman

Toplumların geleceği çocuklarıdır. Bu nedenle çocukların karşı karşıya kaldığı her sosyal problem, aslında toplumun geleceğine ilişkin bir uyarı niteliği taşımaktadır. Son günlerde Türkiye’de en çok tartışılan konulardan biri de “suça sürüklenen çocuklar” meselesidir. Üzülerek ifade etmek gerekir ki, gerekli sosyal ve yapısal tedbirler alınmadığı takdirde bu konu önümüzdeki yıllarda çok daha fazla gündemimizi meşgul edecektir.

Burada öncelikle üzerinde durulması gereken önemli bir kavram bulunmaktadır: “Suça sürüklenen çocuk.” Hukuk dili özellikle “suç işleyen çocuk” yerine bu kavramı tercih etmektedir. Çünkü “sürüklenmek” ifadesi, ortada yalnızca bireysel bir tercih değil; çocuğu belli bir yöne iten sosyal, ekonomik ve çevresel nedenlerin bulunduğunu göstermektedir. O halde asıl sorulması gereken soru şudur:
Gerçek problem suça sürüklenen çocuklar mı, yoksa çocukları suça sürükleyen ortam mı?

Hiç şüphesiz çocukların suça yönelmesinde çevrenin ve sosyal ortamın büyük etkisi bulunmaktadır. Şiddetin normalleştiği, eğitimin geri planda kaldığı, denetimsiz sokak kültürünün yaygınlaştığı alanlarda çocukların suçla erken yaşta tanışma ihtimali artmaktadır. Özellikle dijital mecralarda şiddetin özendirici biçimde sunulması, suçun sıradanlaştırılması ve kolay para kazanma algısının yaygınlaşması da bu süreci hızlandırmaktadır.

Ancak mesele yalnızca çevreyle sınırlı değildir. Aile yapısındaki bozulmalar, ekonomik yetersizlikler, yoksulluk, eğitim imkanlarına erişimdeki eşitsizlikler, madde bağımlılığı, sevgisizlik, ilgisizlik ve sosyal dışlanma gibi birçok faktör çocukları suça iten nedenler arasında yer almaktadır. Çocuk çoğu zaman suçu bilinçli bir tercihten ziyade; içinde bulunduğu şartların sonucu olarak yaşamaktadır.

Bu nedenle çözümün yalnızca cezaların artırılmasında aranması yeterli olmayacaktır. Elbette caydırıcılık hukuk düzeni bakımından önemlidir. Devlet, kamu düzenini korumak adına gerekli yaptırımları uygulamak zorundadır. Ancak çocuklar bakımından meseleye yalnızca “ceza” perspektifiyle yaklaşmak eksik bir yaklaşım olacaktır. Çünkü “sürüklenen” bir iradenin, çoğu zaman tam anlamıyla özgür ve sağlıklı bir değerlendirme yapabilme kapasitesi de tartışmalıdır.

Sadece cezaları artırmak, kısa vadede toplumsal öfkeyi yatıştırabilir; fakat uzun vadede cezaevlerinde daha fazla çocuğun bulunması sonucunu doğurabilir. Oysa amaç çocukları cezalandırmak değil, onları yeniden topluma kazandırmak olmalıdır. Bir çocuğun cezaevine girmesi bazen suçla olan bağını koparmak yerine daha da güçlendirebilmektedir.

Bu sebeple suça sürüklenen çocuklar konusu; yalnızca adli bir mesele değil, aynı zamanda toplumsal, ekonomik, psikolojik ve sosyolojik bir mesele olarak ele alınmalıdır. Eğitim politikalarından aile destek mekanizmalarına, sosyal hizmetlerden mahalle kültürüne kadar çok yönlü bir yaklaşım gerekmektedir. Spor, sanat, meslek eğitimi ve sosyal rehabilitasyon projeleri çocukların hayatında gerçek anlamda alternatif yollar oluşturabilir.

Unutulmamalıdır ki çocukları korumak, sadece ailelerin değil; toplumun, devletin, eğitim sisteminin ve hepimizin ortak sorumluluğudur. Bir çocuğun suça sürüklenmesi aslında toplumun bir yerlerde alarm verdiğini göstermektedir. Bu alarmı yalnızca cezalarla susturmaya çalışmak yerine, sorunun kaynağını anlamaya ve çözmeye yönelmek çok daha doğru olacaktır.

Çünkü mesele sadece “suça sürüklenen çocuklar” meselesi değil; aynı zamanda çocukları hangi ortamın, hangi şartların ve hangi ihmallerin suça sürüklediği meselesidir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri