Prof. Dr. Seyithan Deliduman
CHP kurultayına ilişkin mutlak butlan davası, yalnızca bir siyasi partinin iç işleyişine dair bir uyuşmazlık olarak görülmemelidir. Bu dava, siyasi partilerin anayasal statüsü, seçim güvenliği ve demokratik sistemin temel güvenceleri bakımından daha geniş bir tartışmayı gündeme getirmektedir.
Dosya içeriğine hâkim olmadığımız için CHP avukatlarının, Siyasi Partiler Kanunu’nun 121. maddesinin Anayasa’ya aykırılığı yönünde somut norm denetimi talebinde bulunup bulunmadıklarını kesin olarak bilemiyoruz. Ancak iki ihtimal vardır.
Birincisi, böyle bir itirazın hiç ileri sürülmemiş olmasıdır. Eğer öyleyse bu önemli bir hukuki eksiklik olarak değerlendirilebilir. Çünkü tartışmanın merkezinde, siyasi partilere ilişkin bazı uyuşmazlıklarda dernekler hukukuna atıf yapan 121. madde bulunmaktadır.
İkinci ihtimal ise Anayasa’ya aykırılık itirazının yapılmış ancak mahkeme tarafından ciddi görülmeyerek reddedilmiş olmasıdır. Bu durumda da tartışılması gereken husus, anayasal boyutu bulunan bir sorunun yeterince değerlendirilip değerlendirilmediğidir.
Meselenin özünde şu soru bulunmaktadır: Anayasa’nın demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olarak tanımladığı siyasi partiler, dernekler için öngörülmüş hukuki mantık içerisinde değerlendirilebilir mi?
Kanaatimizce bu soruya olumlu cevap vermek güçtür. Anayasa’nın 68 ve 69. maddeleri siyasi partilere özel bir statü tanımaktadır. Siyasi partiler, millet iradesinin oluşumunda rol oynayan ve devlet yönetimine talip olan anayasal kuruluşlardır. Dernekler ise belirli amaçlar etrafında örgütlenmiş özel hukuk tüzel kişileridir. Bu nedenle iki yapı arasında hukuki nitelik ve işlev bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır.
Sorun yalnızca uygulamada değil, normun kendisinde ortaya çıkmaktadır. Eğer dernekler hukukuna yapılan atıf nedeniyle siyasi parti kongreleri ve seçimleri yıllar sonra dahi dava konusu yapılabiliyor ve demokratik süreçler uzun süre belirsizlik altında kalabiliyorsa, tartışılması gereken yalnızca mahkemelerin uygulaması değil, buna imkân veren yasal düzenlemedir.
Nitekim son dönemde yaşanan gelişmeler bu sorunun yalnızca CHP ile sınırlı olmadığını göstermektedir. CHP kurultayına ilişkin mutlak butlan tartışmalarının ardından, Anavatan Partisi’nin 2023 yılında gerçekleştirdiği büyük kongre de mahkeme kararıyla iptal edilmiştir. Kararın, kongre sürecindeki delege imzalarına ilişkin usulsüzlük iddiaları nedeniyle verildiği kamuoyuna yansımıştır. Bu gelişme, meselenin belirli bir siyasi partiye özgü olmadığını; mevcut yasal çerçevenin farklı siyasi partiler bakımından da benzer sonuçlar üretebildiğini göstermektedir.
Hukuk devleti, hukuka uygunluk kadar hukuki güvenliği de gerektirir. Hukuki güvenlik, bireylerin ve kurumların belirli bir süre sonunda hukuki durumlarının kesinleşeceğine duydukları güvendir. Sürekli dava tehdidi altında bulunan bir sistemde bu güvenceden söz etmek güçleşir.
Demokratik sistemlerde seçimlerin ve kongrelerin makul süre içinde kesinleşmesi gerekir. Aksi halde seçimlerin meşruiyeti, siyasi partilerin istikrarı ve demokratik temsil mekanizmasının güvenilirliği zarar görür. Yıllar önce yapılmış kongrelerin veya seçimlerin sürekli olarak yargısal tartışmaya açık tutulması yalnızca ilgili partileri değil, demokratik sistemi de etkiler.
Bu nedenle tartışılması gereken asıl konu belirli bir kurultayın sonucu değil, Siyasi Partiler Kanunu’nun 121. maddesinin ortaya çıkardığı yapısal sorunlardır. Bugün CHP, yarın Anavatan Partisi, ertesi gün başka bir siyasi parti benzer süreçlerle karşı karşıya kalabilir. Sorun kişilerde, partilerde veya mahkemelerde değil; bu tartışmalara sürekli zemin üreten normatif yapının kendisinde görünmektedir.
Bu tür teknik hukuki ayrıntılar bilinmeden yalnızca dava sonuçları üzerinden değerlendirme yapmak eksik ve yanıltıcı yorumlara neden olabilir. Yargısal süreçlerin dayandığı normatif çerçeve dikkate alınmadan yapılan değerlendirmeler, mahkemelere yönelik haksız eleştirilerin ortaya çıkmasına da zemin hazırlayabilir.
Bu nedenle kanun koyucunun söz konusu hükmü yeniden değerlendirmesi gerekmektedir. Siyasi partilerin anayasal konumuna uygun özel bir denetim rejimi oluşturulmalı; özellikle kongre ve parti içi seçimlere ilişkin dava süreleri açık ve kesin biçimde belirlenmelidir. Böylece hem hukuka aykırılıkların giderilmesi sağlanacak hem de demokratik süreçlerin sürekli belirsizlik altında kalması önlenecektir.
Aksi halde bugün bir partinin kongresi, yarın başka bir partinin kurultayı, daha sonra bir başka siyasi organizasyonun seçim süreci yıllar sonra yeniden yargı önüne taşınmaya devam edecektir. Siyasi Partiler Kanunu’nun 121. maddesi mevcut haliyle yürürlükte kaldığı sürece “mutlak butlan” tartışmalarının ve geçmiş seçimlerin hukuki geçerliliğine ilişkin uyuşmazlıkların sona ermesi zor görünmektedir. Demokratik sistemlerin ihtiyaç duyduğu şey, geçmişin sürekli dava konusu yapılması değil; hukuka uygun denetim ile hukuki kesinlik arasında makul bir dengenin kurulabilmesidir.
Türkiye’de seçim güvenliği yalnızca sandığın korunmasıyla sağlanamaz. Seçim sonuçlarının, parti kongrelerinin ve demokratik temsil mekanizmalarının makul süre içinde kesinleşmesi de seçim güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Hukuki güvenliğin bulunmadığı yerde seçim güvenliğinden, seçim güvenliğinin bulunmadığı yerde ise demokratik meşruiyetten söz etmek mümkün değildir.
Bu nedenle Siyasi Partiler Kanunu’nun 121. maddesinin yeniden ele alınması artık yalnızca teknik bir kanun değişikliği meselesi değil, demokratik hukuk devletinin güçlendirilmesi bakımından da önemli bir ihtiyaç olarak karşımızda durmaktadır.