Prof. Dr. Seyithan Deliduman
Son yıllarda kamuoyunda ve siyasi tartışmalarda zaman zaman dile getirilen eleştirilerden biri şudur:
“Hukuk sopa olarak kullanılıyor.”
Bu söz, hukukun baskı aracı hâline getirildiği iddiasını ifade eder. Peki gerçekten hukuk bir sopa mıdır?
İlk bakışta bu sorunun cevabı “hayır”dır. Çünkü hukuk, özü itibarıyla adaleti sağlamayı, hak ve özgürlükleri korumayı amaçlayan kurallar bütünüdür. Ancak hukuku diğer toplumsal kurallardan ayıran en önemli özelliği, yaptırım gücüne sahip olmasıdır.
Ahlak ve görgü kurallarına uyulmaması çoğu zaman yalnızca toplumsal tepkiye yol açar. Hukuk kurallarına aykırılık ise gerektiğinde devletin yaptırımını doğurur. Hukuku etkili ve uygulanabilir kılan da işte bu meşru yaptırım gücüdür. Yaptırım gücü olmayan bir hukuk düzeni düşünülemez.
Bunu günlük hayatın en basit örneklerinden biriyle açıklayabiliriz. Kırmızı ışıkta durmamızı sağlayan yalnızca trafik bilinci değildir. Gerektiğinde uygulanacak hukuki yaptırım da kuralların işlerliğini güvence altına alır. Trafikten vergiye, sözleşmelerden ceza hukukuna kadar hukukun uygulanabilir olmasının temelinde bu yaptırım gücü vardır.
Ancak asıl mesele, yaptırım gücünün varlığı değil; nasıl ve kim tarafından kullanıldığıdır.
Modern devlette meşru güç kullanma yetkisi devlete aittir. Ne var ki hukuk devleti, sadece güç kullanan devlet değildir; kullandığı gücü hukukla sınırlayan devlettir. Devlet, yaptırım gücünü ancak Anayasa’nın ve kanunların verdiği yetkiye dayanarak, ölçülülük ilkesine uygun biçimde ve bağımsız yargının denetimine açık olarak kullanabilir.
Bu nedenle her güç kullanımı hukuki değildir. Hukuki olan, yalnızca hukukun çizdiği sınırlar içinde kullanılan güçtür.
Hukuk devletinde devlet de herkes gibi hukukun muhatabıdır. Hukukun en güçlü bağladığı özne de bizzat devlettir. Çünkü hukuk devleti, devletin hukukla sınırlandığı devlettir.
Asıl tehlike ise yaptırım gücünün hukuk dışına çıkmasıdır. Gücün mafyaların, suç örgütlerinin, çetelerin veya başka keyfî güç odaklarının eline geçtiği yerde hukuk değil, güç düzeni hâkim olur. Çünkü hukukun olmadığı yerde haklı olan değil, güçlü olan kazanır.
Bu bakımdan, “hukuk sopa olarak kullanılıyor” sözü tek başına doğru bir değerlendirme değildir. Hukukun yaptırım gücü, onun ayrılmaz bir unsurudur. Asıl sorgulanması gereken, bu gücün hukuka uygun, eşit, ölçülü ve denetlenebilir biçimde kullanılıp kullanılmadığıdır.
Kanuna dayanan, herkese eşit uygulanan ve bağımsız yargının denetimine açık yaptırım, adaletin gücüdür. Keyfî biçimde kullanılan yaptırım ise hukukun değil, hukuksuzluğun aracıdır.
Sonuç olarak hukuk sopa değildir. Hukuku etkili kılan, meşru yaptırım gücüdür. Mesele, yaptırım gücünün varlığı değil; bu gücün hukukun sınırları içinde ve adaleti gerçekleştirmek amacıyla kullanılmasıdır.
Çünkü hukukun yaptırım gücü adalet için kullanıldığında güven üretir; keyfî kullanıldığında korku üretir.