Prof. Dr. Seyithan Deliduman Yazdı: Civcivler Güzün Sayılır

Kimi hastalanır, kimi ölür. Kimini sansar kapar, kimini şahin götürür. Bazen de küçük bir çocuk, sevmek için avucuna aldığı civcivi farkında olmadan fazla sıkar; severken hayattan koparır.

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Erzurum’da eskiden beri söylenen güzel bir söz vardır:

“Civcivler güzün sayılır.”

Çünkü baharda yumurtadan çıkan civcivleri hemen saymanın pek anlamı yoktur.

Önlerinde uzun bir yaz vardır.

Kimi hastalanır, kimi ölür. Kimini sansar kapar, kimini şahin götürür. Bazen de küçük bir çocuk, sevmek için avucuna aldığı civcivi farkında olmadan fazla sıkar; severken hayattan koparır. Biri kaybolur, biri kümese dönmez. Yüz civcivle başlayan yolculuğun sonunda, güz geldiğinde geriye çok daha azı kalabilir.

İşte o zaman sayılır civcivler.

Çünkü artık elde kalan, ihtimal değil hakikattir.

Hayat da biraz böyledir.

İnsanlar çoğu zaman daha yolun başında saymaya başlar. Henüz kazanılmamış parayı servet, başlanmış işi başarı, kurulmuş ilişkiyi saadet, verilmiş sözü sonuç, çıkılmış yolu menzil zanneder.

Oysa başlamak başka, varmak başkadır.

Bir insanın ne kadar kazandığı kadar ne kadarını koruyabildiği; ne kadar yükseldiği kadar orada nasıl kaldığı; kaç kişiyle yola çıktığı kadar yolun sonunda yanında kaç kişinin bulunduğu da önemlidir.

Bu yalnız insanlar için değil; topluluklar, sosyal gruplar ve birlikler için de geçerlidir.

Bazı hareketler büyük iddialarla, parlak sıfatlarla ve geniş kalabalıklarla yola çıkar. Kendilerine “ideal bir nesil” yetiştirme misyonu biçenlerin yıllar sonra ağır suçlamaların ve yargılamaların merkezinde yer alması, başlangıçtaki iddia ile yolun sonunda ortaya çıkan tablo arasındaki mesafenin ne kadar büyüyebileceğini gösterir.

Bir zamanlar “gül devri” diye tasvir edilen dönemler, gün gelir kendi hazanını yaşayabilir.

Çünkü toplulukların da baharı, yazı ve güzü vardır.

İlk günlerin heyecanı, kalabalığı ve alkışı, yolun sonunda ne kalacağının garantisi değildir. Bir topluluğun gerçek bilançosu, kendisine verdiği isimle değil; zaman içinde ortaya koyduğu fiiller, bıraktığı eserler ve doğurduğu sonuçlarla çıkar.

Zaman, isimleri değil neticeleri tartar.

Ticarette de böyledir.

Büyük ciro, büyük kazanç demek değildir. Borçlar, giderler ve riskler görülmeden başarı hesabı yapılmaz. İşin başındaki rakamlar değil, sonunda elde kalan önemlidir.

Meslek hayatında da böyledir.

Bir makama gelmek hikâyenin sonu değil, çoğu zaman başlangıcıdır. Önemli olan yalnızca oraya nasıl gelindiği değil, oradan nasıl ayrılındığıdır.

İnsanın asıl bilançosu, koltuğa oturduğu gün değil, koltuktan kalktığı gün ortaya çıkar.

Dostluklarda da civcivler güzün sayılır.

Kalabalık sofralar, susmayan telefonlar, güzel günlerde çevrenizi dolduran insanlar yanıltabilir. Asıl sayı; işler bozulduğunda, imkânlar azaldığında, makam elden gittiğinde, hastane kapısında veya zor bir günün akşamında belli olur.

Bazen insan yüz kişiyle bahara çıkar, üç kişiyle güze varır.

Ama o üç kişinin kıymeti, bahardaki yüzden daha büyüktür.

Aynı ölçü insan ömrü için de geçerlidir.

Uzun yaşamak elbette kıymetlidir. Fakat sırf uzun yaşamış olmak; iyi yiyip içmek, gezmek, rahat ve müreffeh bir hayat sürmek, tek başına iyi yaşanmış bir ömür anlamına gelmez.

Asıl mesele kaç yıl yaşadığımız değil, o yılların içine ne sığdırdığımız ve sonunda geride ne bıraktığımızdır.

Bir insan uzun bir ömür sürebilir; yiyebilir, içebilir, gezebilir, biriktirebilir. Fakat kendisinden geriye bir iyilik, bir eser, bir güzel söz, yetiştirdiği bir insan veya hayırla anılacak bir isim kalmamışsa, yılların çokluğu tek başına büyük bir bilanço değildir.

Buna karşılık daha kısa bir ömre nice eser, nice iyilik ve nice güzel hatıra sığdırılabilir.

Ömür de güzünde sayılır: Yediğimizle, içtiğimizle ve yaşadığımız yıllarla değil; yaptıklarımızla ve geride bıraktıklarımızla.

Belki de bu yüzden eskiler hayatın hesabını yapmakta acele etmezdi. Tohumu attıkları gün mahsulü, yumurtadan çıktığı gün civcivi, yola çıktıkları gün menzili saymazlardı.

Beklerlerdi.

Çünkü bilirlerdi ki zaman yalnızca geçirip götürmez; aynı zamanda ayıklar.

Gerçeği hevesten, dostu kalabalıktan, başarıyı tesadüften, kalıcı olanı geçici olandan ayırır.

Bugünün dünyasında ise daha civciv yumurtadan çıkarken saymaya başladık. İlk başarıda zafer ilan ediyor, ilk kazançta zengin olduğumuzu düşünüyor, ilk alkışta kendimizi vazgeçilmez sanıyoruz.

Oysa daha yaz var.

Fırtına var.

Sansar var, şahin var.

Ve nihayet güz var.

Bu yüzden başarıyı erkenden büyütmemek, kalabalıkları kalıcılık, uzun yaşamayı da tek başına iyi yaşanmış bir ömür sanmamak gerekir.

Çünkü bahar sayıyı, güz hakikati gösterir.

Erzurum’un birkaç kelimelik sözü, uzun bir hayat tecrübesini bundan daha güzel anlatamaz:

Civcivler güzün sayılır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri