Prof.Dr.İ.Hamit Hancı'nın Yeni Yazısı: Uyuşturucuda Gönüllü Test

Uyuşturucu kullandığını bilen çalışanlar neden gönüllü olarak teste girer?


Prof.Dr.İ.Hamit Hancı
Av.Dr.Alp Aslan

Keçiören Belediyesi’nde yaşanan uyuşturucu testi tartışması ilk bakışta basit bir işlem gibi görünüyor: Belediye yönetimi çalışanlarından gönüllülük esasına göre uyuşturucu testi yaptırmalarını istiyor. 213 personel kan ve saç örneği veriyor. İlk taramada bunların 171’inin sonucu pozitif çıkıyor. Daha sonra yapılan incelemelerde 42 kişinin sonucu negatifleşiyor ve 129 kişi hakkında adli süreç başlatıldığı açıklanıyor.

Fakat bu işlem bazı temel soru ve sorunları ortaya koyuyor.

Uyuşturucu kullandığını bilen çalışanlar neden gönüllü olarak teste girer?

213 kişinin 171’inin ilk testinin pozitif çıkması, yüzde 80’i aşan bir oran demek. Eğer gerçekten tamamen serbest, hiçbir yaptırımı olmayan ve çalışanların rahatlıkla “hayır” diyebildiği bir gönüllülük durumu varsa bu tablo açıklanması güç bir ikilem yaratıyor.

Belki de sorun uyuşturucu testinde değil, “gönüllülük” kelimesinin nasıl algılandığında.

Gönüllülük mü yoksa gönüllü olma zorunluluğu mu?

Çalışma yaşamında gönüllülük ile gerçek özgür irade aynı mı?.

Bir arkadaşınız sizden bir şey istediğinde “hayır” diyebilirsiniz. Fakat talepte bulunan kişi belediye başkanınız, genel müdürünüz ya da işvereninizse durum ne olacak

Hukuken reddetme hakkınız bulunabilir; fakat akıldaki deli düşünceler:
“Testi reddedersem hakkımda ne düşünürler?”

“İşimi kaybeder miyim?”

“Uyuşturucu kullandığımı mı varsayarlar?”

“Savcılığa veya polise bildirilir miyim?”

İşte tam bu noktada gönüllü tercih, bir zorlayıcı seçime dönüşebilir mi?.

Bir kişiye “Test yaptırmak zorunda değilsin” denildikten sonra, test yaptırmayanlar şüpheli görülecekse ya da bu ima ediliyorsa, ortaya çıkan durum klasik anlamda bir gönüllülük müdür?.

Test yaptır ve belki yakalan.

Ya da

Test yaptırma ve şüpheli ol.

“Masumsan neden korkuyorsun?”

“Gizleyecek bir şeyin yoksa neden itiraz ediyorsun?”

Fakat bu mantık siksilesi sorunludur.

Bir insanın sağlık verisini, kişisel biyolojik verilerini paylaşmak istememesi onun suçlu olduğunu göstermez. Saçından, kanından veya idrarından örnek alınmasını istememesi de aynı şekilde bir suçluluk belirtisi değildir.

Mahremiyet hakkı yalnızca suçlular için değildir.
Tam tersine mahremiyet, herkesin sahip olduğu bir haktır.

Ancak işveren şöyle bir mantık geliştirirse,

Test veren, temiz ve güvenilir çalışandır

Test vermeyen, şüphelidir

Bu noktadan sonra ya uyuşturucu testi yalnızca bir laboratuvar uygulaması olmaktan çıkıp bir sadakat testine dönüşürse.

Tartışmanın bir başka yönü adli toksikolojiyle ilgilidir.
Pozitif sonuç, kesin suçluluk anlamına gelmez

İlk testte 171 kişinin pozitif çıktığı belirtilirken, sonraki süreçte bunların 42’sinin negatif sonuç verdiği açıklanmıştır.

Yani ilk pozitif grubun yaklaşık dörtte birinde sonuç değişmiştir

Tarama testi ile sonrasında yapılan doğrulama testleri aynı değildir.
Tarama testlerinde yanlış pozitif sonuçlar çıkabilir.

Adli bilimlerde pozitif bir tarama testinde hemen “Bu kişi uyuşturucu kullanmıştır” denilemez.

Doğrulama testinde de, Hangi maddenin arandığı, hangi yöntemle analiz yapıldığı, kişinin kullandığı reçeteli ilaçlar, numunenin alınma biçimi belirtilmelidir..

Özellikle saç analizi çok daha farklı bir zaman dilimi sunmaktafır. Bir kişi birkaç gündür ya da birkaç haftadır madde kullanmadığı için testinin negatif çıkacağını düşünüyor olabilir. Kan testiyle saç testinin aynı şeyi göstermediğini bilemeyebilir.

Pozitif çıkacağını düşünmemiş olabilir.

Bir başka problem de istatistiklerin kamuoyuna nasıl sunulduğudur.

213 kişinin 171’inin ilk taramada pozitif çıkması, “Belediye çalışanlarının yüzde 80’i uyuşturucu kullanıyor” anlamına gelmez.

Bunun söylenebilmesi için öncelikle örneklemin nasıl oluşturulduğunu bilmemiz gerekir.

Belediyede kaç çalışan vardı?

Bu 213 kişi nasıl belirlendi?

Belirli birimler mi tarandı?

Önceden hakkında şüphe bulunan çalışanlar mı seçildi?

Teste katılmayı reddedenler var mıydı?

Varsa kaç kişiydi?

Bunları bilmiyorsak 213 kişilik grubun bütün belediye personelini temsil ettiğini varsayamayız.

Burada klasik bir örneklem seçimi sorunu vardır.

Keçiören vakasını önemli yapan şey aslında uyuşturucu kullanımı meselesini aşmasıdır.

Bu olayda üç temel soruyu gündeme gelmiştir:

Bir çalışan işvereni karşısında gerçekten özgür iradesiyle biyolojik örnek verebilir mi?

Bir çalışanın sağlık verisini paylaşmayı reddetmesi onun hakkında şüphe yaratabilir mi?

Uyuşturucuyla mücadele amacı bireyin mahremiyet ve kişisel veri haklarının ne kadarına müdahale edilmesini meşru kılar?

Uyuşturucuyla mücadele kuşkusuz kamusal bir gerekliliktir. Özellikle kamu hizmeti veren kurumlarda güvenlik açısından bazı meslek gruplarında test uygulamaları gerekli de olabilir.

Fakat amaç ne kadar meşru olursa olsun hukuk devletinde usül ve yöntem de önemlidir

Hukuk devleti
Suçluyu ararken masumun haklarını da korur.

Önemli bir soruda şudur

Bir çalışan test yaptırmayı reddettiğinde hiçbir olumsuz sonuçla karşılaşmayacağından gerçekten emin olabilir mi?

Eğer yanıt “hayır” ise, ortada hukuken gönüllü olarak adlandırılmış olsa bile sosyolojik anlamda tartışmalı bir gönüllülük vardır.

Bazen insanlar özgür oldukları için değil, başka seçenekleri daha kötü olduğu için “evet” derler.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri