Prof.Dr.İ.Hamit Hancı Yazdı: Tamir Hakkı: Tornavida ile Mülkiyet Arasında

Avrupa Birliği, bu sorulara yeni bir hukuki zemin açıyor. Onarım kurallarını güçlendiren düzenleme 13 Haziran 2024’te kabul edildi, 30 Temmuz 2024’te yürürlüğe girdi.

Prof.Dr.İ.Hamit Hancı – AV.Dr.Alp Aslan

Geçenlerde 2nhaber.com da editörden bir yazı dikkatimizi çekti . “Tamir edemediğin şey senin midir? AB’de “tamir hakkı”. Bir zamanlar evlerde düğme kutuları olurdu. Kullanılmış çiviler düzeltilir, saklanırdı. Vidalar atılmazdı. Dikiş makineleri çeyizdendi, çoğu evde olurdu. Sökülen dikilirdi, delinen yamanırdı, kullanılamayan yer bezi olurdu… Avuç dolusu para verdiğimiz telefonun bataryasına bile çoğu zaman dokunamıyoruz. Araba bizim ama beyni ve verisi değil. Traktör bizim ama yazılımı değil. Laptoplar bizim ama bazı modellerde parça değiştirmek bile üreticinin çizdiği sınıra dayanıyor…..

Avrupa Birliği, bu sorulara yeni bir hukuki zemin açıyor. Onarım kurallarını güçlendiren düzenleme 13 Haziran 2024’te kabul edildi, 30 Temmuz 2024’te yürürlüğe girdi. Üye ülkeler, 31 Temmuz 2026’dan itibaren düzenlemeyi uygulamak zorunda olacak. Düzenleme, ürünlerin daha uzun kullanılmasını, tüketicinin hemen yenisini almaya zorlanmamasını ve tamirin daha erişilebilir hale gelmesini hedefliyor…
Bugünün bize, “Satın al, kullan, bozulunca yenisini al. Açma, kurcalama, tamir etme, ettirme” deniyor….
Her şeyi üretemeyebiliriz ama kullandığımız ürünleri daha uzun yaşatacak bir bakım ekosistemi kurabiliriz.
Bağımsızlık, bazen bir telefon bataryasını değiştirebilmek, bir otomobilin arıza verisine erişebilmek, bir traktörü hasat zamanı servise mahkum etmeden çalıştırabilmek.” Deniyordu yazıda

“Tamir hakkı” ilk bakışta çok masum bir talep gibi görünüyor: Aldığım ürünü ben kullanıyorum, bozulursa da tamir ettirebilmeliyim. Telefonumun bataryasına, otomobilimin beynine, … erişebilmeliyim. Çünkü mülkiyet dediğimiz şey yalnızca satın alma fişiyle başlamaz; kullanma, bozulanı onarma, ömrünü uzatma ve gerektiğinde başkasına devretme hakkıyla tamamlanır.

Ama mesele bu kadar basit değil. Tamir hakkı, iki kenarı keskin bir kılıçtır. Bir ucunda tüketicinin özgürlüğü, çevresel sürdürülebilirlik ve küçük tamir esnafının yaşama alanı varken; diğer ucunda güvenlik, garanti, ürün sorumluluğu, yazılım bütünlüğü, maliyet ve teknoloji tasarımının sınırları duruyor.

Bugün elektronik ürünlerin çoğu “tamir edilsin” diye değil, “ucuz, hafif, ince ve hızlı üretilebilsin” diye tasarlanıyor. Eskiden bir radyonun arkasını açar, lehimle, tornavidayla, biraz sabırla sorunu bulurdunuz. Bugün devreler tırnak ucu kadar alanlara sıkıştırılıyor. Pil gövdeye yapıştırılıyor. Ekran kasaya mühürleniyor. Yazılım donanımı kilitliyor. Bu durumda “tamir edilsin” demek bazen teknik olarak mümkün, bazen ekonomik olarak anlamsız, bazen de üretim mantığına aykırı hale geliyor.

İşte Avrupa Birliği’nin “tamir hakkı” düzenlemesi bu tartışmayı artık romantik bir nostalji olmaktan çıkarıp hukukî bir zemine taşıyor. AB’nin 2024/1799 sayılı “malların tamirini teşvik eden ortak kurallar” direktifi, 13 Haziran 2024’te kabul edildi, 30 Temmuz 2024’te yürürlüğe girdi ve üye devletlerin bu kuralları 31 Temmuz 2026’dan itibaren uygulaması gerekiyor. Düzenlemenin amacı, tüketiciyi bozulan ürünü hemen yenisiyle değiştirmeye zorlayan piyasa mantığını sınırlamak; tamiri daha erişilebilir, karşılaştırılabilir ve ekonomik olarak anlamlı hale getirmektir.

Bu düzenleme her ürünü kapsayan sınırsız bir “aç, sök, değiştir” serbestisi değil. Daha çok AB hukukunda tamir edilebilirlik yükümlülüğü bulunan ürünler bakımından üreticinin makul süre ve makul bedelle tamir hizmeti sunmasını, tüketicinin tamir seçenekleri hakkında daha açık bilgilendirilmesini ve tamirin değişime göre daha cazip hale getirilmesini hedefliyor. Ayrıca tüketici yasal garanti süresi içinde değişim yerine tamiri seçerse garanti süresinin bir yıl uzaması öngörülmekte. Böylece hukuk, ilk kez çok açık biçimde “yenisini almak” yerine “mevcut olanı yaşatmak” yönünde davranışsal bir tercih üretmeye çalışmakta.

Fakat tam da burada sosyolojik soru ortaya çıkıyor: Tamir kimin yararına?

Üretici açısından bakarsanız tamire kapalı ürün; garanti kontrolü, marka güvenliği ve yeni satış döngüsü demektir. Tüketici açısından bakarsanız tamire kapalı ürün; erken eskime, pahalı servis, parça bulamama ve zorunlu yenileme demektir. Küçük esnaf açısından bakarsanız tamire kapalı ürün; oto sanayinin, elektrikçinin, telefon tamircisinin bilgi ve emek alanının daralmasıdır. Devlet açısından bakarsanız işin içinde ithalat, vergi, gümrük, atık yönetimi ve tüketici koruması vardır.

Türkiye’de tamir yalnızca teknik bir işlem değil, aynı zamanda bir kültürdür. Oto sanayiye gitmek, mahalle elektrikçisine danışmak, “usta bir baksın” demek, evde parçayı saklamak, bozuk cihazı hemen atmamak bu kültürün parçalarıdır. Bizde tamir, yalnızca cihazı değil, sosyal ilişkiyi de çalıştırır. Usta ile müşteri arasında güven, pazarlık, tanıdıklık, tavsiye ve bazen de kuşku vardır. Bu nedenle “servis sosyolojisi” dediğimiz şey tam burada belirir: Tamir, teknik bilgi kadar toplumsal ağların da ürünüdür.

Ancak bu kültür de baskı altındadır. Çünkü parça yoksa usta ne yapacak? Yazılım kilitliyse tornavida neye yarayacak? Kahve makinesinin basit bir contası Türkiye’de bulunmuyorsa, Çin’den getirtmek vergi ve gümrük yüzünden anlamsız hale gelmişse, tamir hakkı kâğıt üzerinde kalır. AB düzenlemesi de tam bu nedenle yalnızca “tamir ettirilebilir” demekle yetinmiyor; yedek parça, bilgi, erişim, makul bedel ve tamiri engelleyen teknik/sözleşmesel bariyerler meselesini birlikte ele almaya çalışıyor.

Bir de hukuki boyut var: Tamir edilen üründen doğan zararı kim üstlenecek? Yetkisiz tamir marka itibarını veya garanti kapsamını bozacak mı? Üçüncü kişi tamircinin yaptığı işlem yangına, kazaya, veri kaybına yol açarsa sorumluluk kimde olacak? Üretici mi, tamirci mi, tüketici mi? AB yaklaşımı, tamiri teşvik ederken bu sorumluluk alanını da düzenleme ihtiyacını görünür kılıyor. Çünkü tamir hakkı, yalnızca tornavidayı serbest bırakmak değil; güvenli, izlenebilir ve hesap verebilir bir tamir ekosistemi kurmak anlamına geliyor.

Bu yüzden tamir hakkını yalnızca “üreticiler kötü, tüketiciler haklı” ikiliğine sıkıştırmak eksik kalır. Evet, planlı eskitme ve kapalı sistemler ciddi bir mülkiyet sorunudur. Ama aynı zamanda tüketici profili de değişmiştir. Moda, trend, yeni model arzusu, ucuz ürün beklentisi ve hızlı tüketim alışkanlığı da tamir kültürünü zayıflatmaktadır. İnsanlar çoğu zaman tamiri değil, yenisini istemekte; sonra da ürünün ömrünün kısa olmasından şikâyet etmektedir.

Asıl mesele şudur: Satın almak ile sahip olmak arasındaki fark büyüyor. Eskiden ürün bizimdi; şimdi çoğu ürün üreticinin gözetiminde, yazılımın izninde, servisin tekelinde yaşıyor. Telefon elimizde ama bataryası bize kapalı. Otomobil bizim ama beyni şifreli. Traktör tarlada ama yazılımı şirketin denetiminde.

Bu nedenle AB’nin tamir hakkı düzenlemesi sadece tüketici hukukunda küçük bir teknik değişiklik değil. Dijitalleşmiş mülkiyet rejimine, kapalı donanım-yazılım ekosistemlerine ve atık üreten tüketim modeline verilmiş normatif bir cevap.

Tamir hakkı bu nedenle bir tüketici hakkından fazlasıdır. Mülkiyetin, emeğin, esnaf kültürünün, çevrenin ve teknolojik egemenliğin kesişim noktasıdır. Soru hâlâ aynı: Tamir kimin yararına?

Doğru cevap şu olabilir: Tamir, yalnızca bir tarafın değil; tüketicinin, çevrenin, küçük esnafın ve adil piyasanın yararına olacak şekilde düzenlenirse anlamlıdır. Aksi halde ya üreticinin tekelini kıracağız derken güvenlik ve sorumluluk krizleri yaratırız ya da güvenlik bahanesiyle tüketiciyi kendi malının kiracısına dönüştürürüz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri