Trump ve Hegseth, Savaş Ortasında GENERALLERİ SÜPÜRÜYOR ve/veya ABD Ordusu “AMERİKA BİRİNCİ” Mi, Yoksa Siyasi Bir Araç Mı Olacak?!
Bu biçimde gün bile yitirmeye yer vermeksizin ordumuz siyasetten uzaklaşmalıdır.”
Ey Okur!
İşte tam da bu sözün ışığında bakıyoruz bugün Washington’a…
2 Nisan 2026 Perşembe günü, İran’la büyük bir savaşın tam ortasında, Savunma Bakanı Pete Hegseth Pentagon’u adeta bir kasırga gibi süpürdü.
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Randy George’u aradı, “Hemen emekli ol” dedi.
Görev süresi dolmadan, bir yıldan fazla vadesi varken…
Yerine kendi eski askeri danışmanı, 82. Hava İndirme Tümeni’nin eski komutanı Korgeneral Christopher LaNeve’yi geçici komutan yaptı.
Aynı anda Eğitim ve Dönüşüm Komutanlığı’ndan Orgeneral David Hodne ile Kara Kuvvetleri Baş Papazı Tümgeneral William Green Jr. da kapının önüne kondu.
Deniz Piyadeleri ve Uzay Kuvvetleri komutanları hariç, neredeyse tüm üst komuta kademesi değiştirildi.
Bu, Hegseth’in göreve geldiğinden beri yaptığı 12’den fazla üst düzey general/amiral tasfiyesinin sadece son halkası.
Joint Chiefs Başkanı’ndan Donanma Komutanı’na, Hava Kuvvetleri’ndeki kilit isimlere kadar…
Hepsi gitti.
Şimdi süper analist gözüyle soruyorum:
Bu bir “liyakat operasyonu” mu, yoksa savaş zamanında ordunun bel kemiğini kıran siyasi bir temizlik mi?!
Bakın, Trump yönetimi “woke virüsünü” temizliyoruz diyor.
DEI politikaları, cinsiyet, ırk kotası, aşırı ilerici ideolojiler…
Bunların ordunun savaş kabiliyetini zehirlediğini, terfileri liyakatten değil ideolojiden geçirdiğini savunuyorlar.
Haklılar mı?!
Kısmen evet.
Son yıllarda Pentagon’un bazı kararları gerçekten “savaşmak” yerine “çeşitlilik şovuna” dönmüştü.
Hegseth ve Trump, “Ordumuz Amerika Birinci için savaşsın, yoksa hiçbir şey için savaşmasın” diyor.
LaNeve gibi kendi vizyonuna sadık, sahada kanıtlanmış isimleri hızla yükseltmek de bu mantığın parçası.
Ama öbür tarafa bakın…
Eleştirmenler haklı bir çığlık atıyor:
“Savaşın ortasında böyle bir tasfiye?!
Bu delilik!”
İran füzeleri başlarımızın üstünden uçarken, Kara Kuvvetleri’nin en tecrübeli komutanı bir telefonla emekliye sevk ediliyor.
Üstelik yerine bakanın eski yardımcısı getiriliyor.
Bu, orduyu “sadakat ordusu”na mı dönüştürüyor?!
Komutanlar artık “siyasi güvenilirlik” puanıyla mı terfi edecek?!
Atatürk’ün yüzyıl önce uyardığı gibi, ordu siyasetin içine çekilirse kudretini kaybeder.
Tarih tekerrür mü ediyor?!
Düşünün: Bu tasfiye sadece isim değişikliği değil.
Bu, Amerikan ordusunun DNA’sını değiştirme operasyonu.
Biden-Obama dönemi generallerinin çoğu “küreselci”, “ittifakçı”, “çok taraflı” zihniyetteydi.
Trump ekibi ise “America First” diyor:
Daha az NATO bağımlılığı, daha agresif, daha geleneksel, daha “savaşçı” bir ordu.
Kısa vadede kaos yaratabilir ama uzun vadede Pentagon’u yeniden “savaş makinesi”ne dönüştürebilir.
Peki ya Türkiye?!
Bizim için ne anlamı var?!
Orta Doğu’da İran’la sıcak çatışma sürerken, ABD ordusundaki bu sarsıntı NATO’yu da sallıyor.
Bir yandan daha öngörülemez, daha “kendi menfaatine odaklı” bir Amerika…
Öte yandan, “woke” kültüründen arınmış, liyakat odaklı bir ordu belki daha etkili olur.
Ama savaş sırasında komuta zincirinde böyle deprem yaşanırsa, müttefikler de tedirgin olur.
Türkiye olarak biz, kendi ordumuzun siyasetten tamamen uzak, liyakatle yönetilen yapısını korumanın ne kadar hayati olduğunu bir kez daha görüyoruz.
Ezcümle:
Bu tasfiye, ya Trump’ın ikinci döneminde Amerikan ordusunun rönesansı olacak ya da savaşın tam ortasında kendi ayağına kurşun sıkan tarihi bir hata…
Tarih yazıyor.
Ama Atatürk’ün o ebedi uyarısı hâlâ kulaklarımızda çınlıyor:
Ordu siyasetten uzak durmazsa, millet de güvende olmaz.
Bu makale, sadece bir haber değil…
Bir uyarıdır.
Dünya değişiyor.
Ordular değişiyor.
Ve değişimin bedeli bazen çok ağır olur.
Cüneyt Şaşmaz