Osmanlı’nın deli süvarileri

Küçük bir beylikten cihan imparatorluğuna dönüşen Osmanlı’nın büyümesindeki en etkili unsurlardan biri, kurduğu sistemli ordularıydı. Bu ordudaki askerlerin hepsi savaşmayı İslâm’a hizmet olarak gördü ve “ölürsek şehid, kalırsak gazi” anlayışıyla olağanüs

Osmanlı Devleti'nin askeri teşkilatı içerisindeki ordular; Kapıkulu Askerleri, Eyalet Askerleri ve Yardımcı Kuvvetler olarak çeşitli sınıflara ayrılı. Bu askeri sınıf içerisinde yer olan bir zümre, diğer askerleri zümrelerden ayrı değerlendirilir. Bu askeri grup, Eyalet Askerleri sınıfında yer alan "Deliler" ocağıdır. Olağanüstü cesaretleri ve savaşma azimleri ön plana çıkan Osmanlı'nın korkusuz süvarileri Deliler, uzun yıllar boyunca orduya büyük hizmette bulundular. Lakapları Deli'ydi ama bunun nedeni akıl sağlıklarıyla alakalı değildi tam tersine gözü kara oldukları içindi… Öyle ki Osmanlı toplumundaki anlamı çok büyük olan bu meczuplardan, Evliya Çelebi de Seyahatnâme'sinde bahsetmişti:

"Muhabbetli ve seci askerlerdir. Başlarında taçları samur ve aslan postundan kalpak taç koyup arkalarında bebr, kurt ve ayı postları vardır. Koltuklarının altlarından karakuş kanatları bağlıdır, ellerinde kurt derisi sarılı olup nicesinin alet ve silah levazımı kendisini garip ve acayip şekle koyar. Korkunç ve düşmana bela salarlar, askeri zaferleri daimidir."

 

 

Osmanlı fetihlerinin sürdüğü ve toprakların genişlemeye devam ettiği dönemde Rumeli sınır boylarında düşmanlara korku salan yeni bir askeri sınıf ortaya çıkar. Görünüşleri ile düşman askerlerinin yüreğindeki korkuyu açığa çıkaran bu yeni süvari sınıfına halk Deliler adını verir.

Deliler 15'inci yüzyılın ortalarından başlayarak görünmeye başlar ve 16'ıncı yüzyılda tam bir düzene erişir. Meşhur Müverrih Mehmet Neşrî'nin aktardığına göre 1444 yılındaki Varna ve 1448 yılındaki Kosova Muharebelerinde Osmanlı ordusunun bir parçası olarak savaşırlar.

DELİLER OCAĞININ TARİHİ

Delilerin ilk ortaya çıkışları hakkında kesin bir bilgi mevcut değilse de 15. yüzyılın sonlarından itibaren ve esas olarak 16. yüzyılda istihdam edildikleri bilinir. Deliler genellikle Osmanlı fetihlerinin en yoğun devam ettiği yerler olan Rumeli sınır boylarında ortaya çıkmışlardır. Bazı eski kaynaklarda, kendilerine deliler denilen kanatlı askerlerin 1444 Varna ve 1448 Kosova Muharebelerinde Ordu-yı Hümayun bünyesinde savaştıkları kayıtlara geçmiştir.

 

Deliler önceleri birer bölük halinde doğrudan beylerin çevresindeki muhafız birlikleriyken, sonraları sayıları artarak genişlemiş ve korkunç bir savaş unsuru haline gelmişlerdir. XVI. yüzyıl sonlarından itibaren Rumeli ve Kuzey sınır bölgelerinde akıncılardan ve diğer mevcut sistemlerden farklı yeni bir askeri atlı sınıfın ortaya çıkması, Osmanlı'da o zamana kadar meydana gelen bazı gelişmelerin ve bunlardan alınan derslerin bir sonucudur.

Daha öncede bahsi geçtiği gibi akıncılar gibi eyalet askeri statüsünde olan ve başlangıçta Rumeli'de ve sınır beyliklerinde kullanılan deliler Türk asılı olabildikleri gibi Slav, Boşnak, Arnavut, Hırvat ve Sırp gibi yerli halktan da olabiliyordu…

PERVASIZCA TEHLİKEYE ATILAN KORKUSUZ DELİLER

Halk onlara Deliler lakabını takmıştı ama bu lakap akıl sağlıklarının yerinde olmamasından değil, tam anlamıyla gözükara olduklarından dolayı verilmişti. Yine eski kaynaklara göz gezdirdiğimizde bu insanlara neden Deliler denildiğini Fransız mühendis ve asker Alain Manesson Mallet'ın 1684 yılında yayınlanan Les Travaux de Mars ou l'Art de la Guerre adlı eserinde görebiliyoruz:

"Bunlar öylesine cesurdurlar ki bir kralın hizmetine girdikten sonra, onları vazgeçirebilecek hiçbir ceza korkusu yoktur. Bu nedenlerden dolayı Türkler onlara deli adını vermişlerdir ve bu ad, dillerinde "gözü pek" anlamına gelir."

Yine bir başka Fransızca kaynakta, 1672'de, Fransız elçisi maiyetinde İstanbul'a gelen Antoine Galland'ın yayınlanan günlüklerinde Delilerden şöyle bahsedilir:

 

"Deli sözü Türkçede mecnun anlamına gelir, ama bundan bu adamların mecnun ya da akıllarını yitirdikleri anlamı çıkarılmamalıdır. Bu, kendilerini tehlikeye atmak konusunda gösterdikleri azim ve inattan, nefislerini tehlikeye gerçekten deli imişçesine bir pervasızlıkla atışlarından dolayıdır."

DELİLER TARİH SAHNESİNDE

Delilerin ortaya çıkmasın nedeni, bizzat Osmanlı'nın kendi iç sorunları, yani taht kavgaları, Anadolu'nun her yerinde beklenmedik biçimde patlak veren ayaklanmaların yarattığı kargaşaydı. Çoğu zaman Rumeli sınır beyleri bu ayaklanmalara hazırlıksız yakalandıklarından önlem almakta oldukça zorlanıyordu. Böylesine beklenmedik tehlikeler karşısında bir daha hazırlıksız yakalanmaktan çekinen Rumeli sınır beyleri, en sonunda akıncılardan farklı olarak doğrudan kendilerine bağlı hafif atlılardan oluşan süvari birliklerini çözüm olarak gördüler. Ve böylece Deliler tarih sahnesindeki yerlerini aldı. Başlangıçta Semendire, Bosna gibi Rumeli'nin önemli merkezlerinde kurulan Deli askeri teşkilatı zamanla büyüdü, önceleri küçük bir bölük biçiminde yalnızca sınır beylerinin muhafız birlikleri iken, gün geçtikçe Osmanlı ordusunun en korkutucu savaş unsurlarından birisi durumuna yükseldi.

Kuruluş yıllarında yalnızca Rumeli'deki sınır beyliklerinde görev alan Deliler XVII. yüzyıldan itibaren merkezde veziriazamın, Anadolu'daki vezir ve beylerbeyilerin maiyetlerinde de oluşturulmuş ve tamamen ücretli maiyet askeri statüsüne geçmişlerdi.

 

SADAKATLERİNDEN VE CESARETLERİNDEN KUŞKU DUYULMADI

Genelde Beylerbeyi'nin ya da Bosna ve Semendire sancak beylerinin maiyetinde bulunan deliler aylıklarını hizmet ettikleri bu beylerden alırlardı. Ne sadakatlerinden ne de cesaretlerinden en ufak kuşku duyulmadığı için de bu beylerin özel korumaları olmaları son derece olağandı. Öyle ki, Osmanlı tarihinde sıkça görülen, Yeniçeriler ve diğer askerler tarafından başlatılan ve çoğu zaman bir devlet büyüğünün katli ile sonuçlanan olayların hiçbirine Deliler'in katılmadığını görürüz. Barış dönemlerinde etkileyici ve sıradışı kıyafetleri ile sadrazamların düzenlediği divan alaylarının en önünde giden Deliler sadrazamlara yol açar, olası suikastlara karşı efendilerini korurlardı. Sefer sırasında ise ordunun en ön safında giden Deliler korku bilmeksizin düşmanın içine dalar, onların hatlarını yarmaya çalışır ve canlı esir ele geçirerek düşman hakkında bilgi edinmeye çalışırdı.

HERKES DELİLERE KATILAMIYORDU

Deli Ocağı'na katılmak kolay değildi. Delilere katılmak isteyen bir kişinin öncelikle iki temel koşulu yerine getirmesi gerekiyordu: Gösterişli ve korkutucu bir fizik yapısına sahip olmak, savaşmaktan ve ölmekten korkmadığını, cesaretini kanıtlamak…

Bu koşulları yerine getirip kendini ve cesaretini kanıtlayarak eğitim aşamasını başarıyla tamamlayan Deliler, düzenlenen bir tören ile yemin eder ve ocağa özgü başlıklarını giyerek Deliler Ocağı'na resmen katılmış olurlardı. Bayrak adı altında 60'şar kişilik küçük ocaklara ayrılan Delilerin birkaç ocağı bir delibaşının emrine verilirdi. Delilere katılmak için ırk ya da dinin bir önemi yoktu. Genellikle Türklerden oluşmasına karşın Deliler Ocağı'nda Boşnak, Sırp ve Hırvatlara da rastlamak olasıydı.

 

Deliler her biri "bayrak" denilen elli altmış kişilik ocaklara ayrılırlardı. Delilerin başında bulunan kişilere ise "delibaşı" denilirdi. Birkaç bayrak birleştirilerek bir delibaşının emrine verilirdi. Delibaşlarının emrinde gönüllü ağası, bölük ağası, unvanlarını taşıyan daha küçük rütbeli deli zabitleri vardır. Deli askeri olmak isteyen bir genç önce "zobu" adıyla anılan ağalardan birinin yanına verilip yetiştirilir, burada ocağın usul ve kaidelerini öğrenirdi. Kendini ispatladıktan sonra devlete hizmet edeceğine, hiçbir kavgadan geri dönmeyeceğine dair söz verirdi. Daha sonra törenle başına deli kalpağı giydirilir ve "ağa çırağı" olarak deftere kaydedilirdi.

Sırası gelen genç ağalığa geçer, hatta delibaşılığa bile yükselebilirdi. Verdiği sözü tutmayan ocak kurallarına uygun hareket etmeyen deli, başından kalpağı alınıp keçe külahı giydirilerek teşhir edildikten sonra ocaktan kovulurdu.

 

 

KIYAFETLERİ DİĞER ASKERİ BİRLİKLERİNDEN AYIRIYORDU

Delileri Osmanlının diğer askeri birliklerinden ayıran en önemli özellikleri hiç kuşkusuz kıyafetleriydi. Delilerin elbiseleri aslan, kaplan, sırtlan ve ayı benzeri hayvanların kürklerinden yapılır, rahat hareket edebilmek ve yaralandıklarında yaraları ile de düşmana korku salmak için zırh tarzı giysi giymezlerdi. "Serhatlik" adı verilen yüksek topuklu, sivri burunlu, arkasında mahmuzu bulunan ve genelde sarı renkte deri çizme veya ayakkabı giyerlerdi. Delilerin deli kalpağı adı verilen kalpakları çizgili sırtlan, kar leoparı, samur ve pars benzeri vahşi hayvanların derisinden yapılır, bu kalpakların üzerinde kartal kanadı ya da tüyleri bulunurdu. Kullandıkları başlıca silahlar ise Macar usulü bir mızrak, kılıç, satır balta, bozdoğan, şeşper, gürz ve savaş çekici idi. Delilerin atları da en az kendileri kadar sıradışıydı. Atlar çoğu zaman kartal tüyleri ile süslenir, atın kafası üzerine serilen bir aslan postunun ağzından çıkardı.

YERLİ VE YABANCI YAZARLARIN DELİLERİ TASVİRİ

Deliler'in korkusuzluğu ile ilgili olaylar, tarihçilerin gözünden kaçamadı ve pek çok yerli ve yabancı yazar eserlerinde bu olayı tasvir etti…

Delilerin tarihte sahne aldığı ilk savaş olarak bilinen 1444 Varna Savaşı ile ilgili Vatikan kütüphanesinde, "Imperatorum Turcarum Historiae (1373-1512) adıyla kayda geçirilen yunanca el yazması eserde bu savaştaki deliler şu şekilde anlatılmıştır:

"Her iki taraftan ordular görülünce Sultan Murad, bir dağın eteğine gitti ve karışan ve muharebe eden orduları müşahede etti. O vakit harp aletleri çalındı ve muharebe ettiler. On beş bin Türk süvarisi ayrıldı ve Macarların üzerine yürüdü. Bunların hepsi silahlarının üzerine beyaz gömlekler giyinmişlerdi. Bunları yeşil gömlekliler takip ettiler. Bunların kartal kanatları vardı ve bu kimselere deliler diyorlardı. Birbirlerine karıştılar ve muharebeye girdiler her iki taraf cesurane cenk ettiler."

Neşri, Kitab-ı Cihannüma adlı eserinde 1448'deki Kosova savaşındaki delilerin hücumlarını şu şekilde tasvir etmiştir:

 

"...topların, tüfeklerin seslerinden kulaklar sağır oldu, gürültüsünden beyinler dondu; okların vızıltısından hava yüzünden periler korktu, bu ulu cengin heybetinden deniz dibindeki balıklar ürktü, dağ canavarları vatanlarını koyup gittiler, ses bağırtıdan, yankıdan, atların kişnemelerinden, erenlerin naralarından, bağırıp çağırmalar nefirinden ödler patladı, nicelerinin korkudan ödleri sıttı, nicelerinin başı gitti, kan ırmak gibi aktı, dumandan tozdan havanın yüzü kapkara oldu, can alıcı can almaktan yoruldu... Deri takkeli delilerin atlarının boyunlarında öten ziller, dürtüştükleri kâfirlerin iniltileri ve figanları idi. Bu garip tarz ve acayip tavırla kâfirlere köpeksiz koyuna kurd girer gibi koyuldulardı... Dünya depreme tutuldu, Kafdağı yerinden oynadı, gökler yer üstüne yığıldı sandılar, gaziler kâfirleri öyle kırdılar ki..."

Kanuni Sultan Süleyman'ın 1538 tarihinde düzenlediği Boğdan seferinde İshakçı Köprüsü geçilirken yapılan törende ilk defa çok sayıda delinin sefere katıldığına şahit olan Celalzade Mustafa, Tabakâtü'l-Memâlik Derecâtü'l-Mesâlik adlı eserinde bu anı şu cümlelerle aktarmıştır:

"Akıncıların gerisinde, kurt takkeli, tekne kalkanlı, kartal kanatlı, ayı ve kaplan postundan elbise giyenler, Kerbela tesbihli, çıkrık mahmuzlu, salaklı (ucu zincirli topuz), pek tuhaf kıyafetli divaneler sıralandılar." (Academia- Osmanlı Devleti'nin Çılgın Süvarileri: Deliler)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Kültür Sanat Haberleri