Ortadoğu’nun Yeni Ateşi: ABD-İsrail-İran Çatışması Ne Zaman Söner?!

Cüneyt Şaşmaz

Öncelikle...
Bugün aslında dün'dü...
Yani?!
“Yurtta Sulh, Cihanda Sulh.”
Mustafa Kemal Atatürk
Dün, bugün’ün gölgesinde kaldı.
28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı geniş çaplı hava harekâtı (Operation Epic Fury), Ortadoğu’yu yeni ve kanlı bir çatışma girdabına sürükledi.
İlk saldırılarda Yüce Lider Ali Hamaney’in hayatını kaybetmesi, rejimin tepkisini âdeta bir intikam ateşine dönüştürdü.
O günden beri karşılıklı füze ve dron saldırıları aylardır sürüyor.
Tahran Üniversitesi dâhil sivil hedefler vurulurken, Lübnan’da köprüler, İsrail’de yerleşimler zarar gördü.
Can kaybı her geçen gün artıyor; bölge adeta bir barut fıçısına döndü.
Bu analizde savaşın perde arkasını, tarafların gerçek motivasyonlarını ve olası gelişmeleri net bir dille ele alacağım.
Hal böyleyken...
Temel soru hâlâ aynı: Bu ateş ne zaman söner?!
Çatışma Şubat sonundan bu yana yoğun şekilde devam ediyor.
ABD ve İsrail, İran’ın hava savunmasını, balistik füze stoklarını, komuta-kontrol altyapısını ve askeri üretim tesislerini önemli ölçüde tahrip etti.
İran ise misilleme olarak İsrail’e füze yağdırıyor, Hizbullah üzerinden Lübnan cephesini sıcak tutuyor, bölgedeki üsleri ve hatta Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüseferi tehdit ediyor.
Uzmanlar, yoğun çatışmaların birkaç hafta ila birkaç ay daha sürebileceğini söylüyor.
Washington’da Kasım 2026 ara seçimleri yaklaşırken, “sonsuz savaş” yorgunluğu, yükselen yakıt fiyatları ve iç kamuoyu baskısı, Beyaz Saray’ı erken bir “zafer ilanı” ve kontrollü çekilme arayışına itiyor.
Ancak İran’ın direnişi ve vekil gruplarının (Hizbullah, Husiler) faaliyetleri süreci uzatıyor.
Demem o ki:
Kısa vadede tam bir ateşkes zor görünse de, diplomatik arabuluculuk (Çin veya BM üzerinden) ya da rejimin daha fazla yıpranmasıyla “yüzünü kurtaran” bir ara formül mümkün olabilir.
Pek Konuşulmayan Gerçekler
- Liderlik Değişimi:
Ali Hamaney’in ilk saldırılarda öldürülmesinin ardından oğlu Mücteba Hamaney, Mart 2026’da yeni Yüce Lider olarak seçildi.
Rejim beklenenden hızlı şekilde kontrolü sağladı; ancak yeni liderin kamuoyu önündeki sınırlı görünürlüğü dikkat çekiyor.
Bazı raporlar yaralanma söylentilerini bile gündeme getiriyor.
- Nükleer Program:
IAEA raporları, İran’ın nükleer tesislerinin büyük kısmının doğrudan vurulmadığını, yeraltı bileşenleri ve yüksek zenginleştirilmiş uranyum stoklarının (%60 saflık civarı) hâlâ tam olarak yok edilemediğini gösteriyor.
Tehdit sıfırlanmadı, sadece geciktirildi.
- Ekonomik Baskı:
Hürmüz Boğazı’ndaki gerginlik petrol ihracatını ciddi şekilde vurdu.
Çin enerji güvenliği adına sınırlı sevkiyatlara devam ederken, küresel fiyatlar yükseldi.
İran ekonomisi darbe aldı, iç huzursuzluk arttı.
- Etnik ve Vekil Boyut:
Irak’taki bazı Şii milisler ve Kürt gruplar üzerinden dolaylı gelişmeler, çatışmanın iç savaşa dönüşme riskini taşıyor.
Peki, ABD’nin gerçek ajandası ne?!
ABD’nin operasyonu “Büyük İsrail” projesini doğrudan gerçekleştirmek için değil, şu dört temel hedef etrafında şekilleniyor:
1. İran’ın nükleer silah kapasitesini kalıcı şekilde geciktirmek veya sıfırlamak.
2. Balistik füze ve İHA üretim altyapısını yok etmek.
3. Hizbullah, Husiler ve Haşdi Şabi gibi vekil ağını finansal ve operasyonel olarak zayıflatmak.
4. Mümkünse rejim değişikliği (resmi söylem “koşulsuz teslim” olsa da ima açık).
Demem şu ki:
Jeopolitik hegemonya, enerji güvenliği ve Çin-Rusya’nın bölgedeki nüfuzunu kırmak Washington’un önceliği.
Petrol varlıklarına el koyma ise olası bir yan ürün.

Cevap'ını arayan bir diğer soru şu:
İsrail neden bu riski görüyor?!
İsrail için İran, 1979’dan beri varoluşsal bir tehdit:
Nükleer program, balistik füzeler ve Hizbullah’ın roket cephaneliği.
Tel Aviv, 2025’teki İran iç protestoları ve Suriye’deki kayıplar sonrası Tahran’ın zayıf anını “tarihi fırsat” olarak gördü.
Netanyahu bunu “kalıcı barışın temeli” diye sunuyor.
ABD’nin sınırsız desteği, F-35 filosu, gelişmiş savunma sistemleri ve Abraham Anlaşmaları’yla gelen Arap-İsrail yakınlaşması güven veriyor.
Ancak uzayan savaş İsrail ekonomisini ve toplumunu da yıpratıyor; füze savunma stokları sınırlı, sivil yorgunluk artıyor.
Hal böyleyken...
Kimler kimin yanında?!
- Açık Destek: ABD (lojistik, istihbarat, hava desteği) ve İsrail.
- Dolaylı Destek: Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn (sessiz onay), İngiltere (istihbarat ve drone desteği).
- İran’ın Aktif Müttefikleri: Hizbullah, Husiler, Irak’taki bazı Şii milisler.
- Tarafsız Görünenler: Rusya ve Çin sadece diplomatik kınama yapıyor, doğrudan askeri müdahaleden kaçınıyor.
Bu bağlamda bir diğer soru şu:
Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) İran’ı kurtarır mı?!
Hayır.
İran 2023’te üye olsa da ŞİÖ’nün tüzüğü askeri müdahale yükümlülüğü getirmiyor.
Sadece diplomatik dayanışma var.
Rusya Ukrayna cephesiyle meşgul, Çin ise ABD ile açık çatışmaya girmek istemiyor.
Pekin ekonomik destek verse de askeri risk almıyor.
ŞİÖ kağıt üzerinde güçlü görünse de İran’ı fiilen yalnız bıraktı.

Netice:
Kim kazanır, kim kaybeder?!
Kısa vadede ABD ve İsrail, İran’ın konvansiyonel askeri gücünü büyük ölçüde kırdı.
Uzun vadede ise kaybedenler belli:
- İran halkı (ekonomi çöktü, can kaybı ve göç arttı),
- Bölge geneli (petrol krizi, mülteci dalgası, mezhep gerilimleri),
- ABD (yeni “sonsuz savaş” algısı, iç siyasi maliyet ve ara seçim baskısı).
En büyük dolaylı kazanan ise Çin olabilir:
ABD Orta Doğu’da meşgulken Asya-Pasifik’te manevra alanı genişliyor.
Rusya da enerji pazarlarında fırsat yakalayabilir.
Hülasa:
Barış nasıl gelecek?!
Barış, ya kontrollü bir rejim değişikliğiyle ya da Çin/BM arabuluculuğunda “herkesin yüzünü kurtardığı” bir ateşkesle mümkün.
Aksi takdirde bu ateş, yıllarca köz altında yanmaya devam edebilir.
Tarih bize gösteriyor ki, Ortadoğu’da kalıcı çözüm askeri üstünlükten değil, diplomasi ve karşılıklı çıkar dengesinden geçer.
Ezcümle:
Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi bugün her zamankinden daha anlamlı.
Bölge halklarının acısı sona ermeli; akıl ve diyalog kazanmalı.

Cüneyt Şaşmaz

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.