Orta Doğu-Doğu Akdeniz Hattı

Alp Kırıkkanat

Bölgemizdeki sorunlar gün geçtikçe ağırlaşıyor. Bununla birlikte çözümleri de oldukça zor görünüyor. Diğer yandan son dönemde Batı’daki bazı çevreler, bu bölgelerde önemli değişikliklerin olabileceği yönünde bir kısım tefrikaları, kapalı ifadelerle de olsa yaymaya başladılar. Özellikle Orta Doğu coğrafyasında beklenen ve kırılma yaratabilecek olası hamlelerden bahsediliyor. Böyle olduğu takdirde; bunun Doğu Akdeniz’e doğrudan ve/veya dolaylı bir şekilde yansımaması mümkün değil. Peki, bu nasıl mümkün olabilir?

Bölge siyasetini yeniden şekillendirecek büyük değişikliklerin meydana geleceği fikri elbette büyük bir iddia. Farklı reaksiyonları tetikleyebilecek yeni bir Arap baharı, Batı’nın kendisini de bizatihi etkiler bir durum yaratabilir. Bazı yabancı açık kaynaklara bakıldığında, bu tarz bir gelişmeye hazırlıklı olunması yönünde birçok ikazlarla karşılaşabilirsiniz. O nedenle, örneğin, İsrail’in bazı Körfez ülkeleriyle yakın temas ve iş birliğine gitme gayreti; görünen sebeplerin dışında, bu yönde yeni ve farklı projelerin varlığına dair ihtimalleri akıllara getiriyor. Ortaya atılan büyük değişiklikler önermesinin en önemli gerekçelerinden biri, Orta Doğu’daki genç nüfus. Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki nüfusun yarısının 25 yaşın altında olduğu ifade ediliyor. Bu genç nüfusun gelecekten beklentileri ve bunların radikal unsurlarca kullanılma olasılığı, ki her zaman böyle, endişeleri de beraberinde getiriyor. Terör, bu bölgelerde birçok yere yayılmış durumda. Çok sayıda ve farklı maksatlı terör örgütleri var. Bazı Batılı güçlerin bu bölgelerdeki terör örgütlerini açık ve/veya kapalı olarak kullandığı da biliniyor. Fakat bu genç insanların ve terör örgütlerinin kontrol altına alınmasının zorlaşmaya başladığını gösteren bir kısım emareler söz konusu. Bununla birlikte, göçmen akışı kesilemiyor. Diğer yandan Orta Doğu’daki yönetimler, bu nüfusun ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikten çok uzakta görünüyorlar. O takdirde yeni bir değişim rüzgârı, yeni beklentileri oluşturabilir mi? Bu, şimdilik zor gözükse de olabilir. Ancak bu bölgedeki değişimlerin ağır, fakat ilk hareketi aldığında da hızlanabileceği değerlendiriliyor.

Bir diğer ilginç konu ise, Güney Kıbrıs medyasında konuyla ilgili bazı haber ve makaleler yayımlanmaya başlandı. İyi ama, neden? Mısır, Ürdün ve İsrail, gaz formunda birlikte oldukları ülkeler. Ayrıca GKRY’nin; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Katar ve Kuveyt ile sıkı politik bir ilişki içinde olduğu da biliniyor. Güney Kıbrıs’a gelebilecek ümit ettikleri olası yatırımlar, Rumların iştah ve heveslerini artırıyor. Bu nedenle olsa gerek, Rum kamuoyu tarafından Orta Doğu’da yaşananların ve muhtemel gelişmelerin; farklı bir gözle mercek altına alınmaya başlandığı görülüyor.

Körfez ülkelerinin ise, Doğu Akdeniz’deki deniz odaklı bir kısım dış politikalarının merkezine Güney Kıbrıs’ı yerleştirme gayretleri son dönemde dikkat çekmeye başladı. Güney Kıbrıs’ı Batı’yla ticaret kapsamında önemli bir nokta olarak değerlendiriyorlar. Hatırı sayılır bazı Arap şirketleri, GKRY’nin sözde münhasır ekonomik bölgesinde hidrokarbon çalışmalarına ilgi duyduklarını açıkladı. Katar, 10 nolu parselde arama ve üretim sözleşmesi imzalamıştı. Tabi bu örnekler, işin bu kadar kolay ve durumun görüldüğü kadar toz pembe olduğunu da göstermiyor. Bu ülkelerin, ABD’nin onayı olmadan bu bölgede yatırım yapmaları zor. ABD Chevron şirketinin bölgedeki etkinliği biliniyor. Bu bölgede yapılacak ticari ve endüstriyel faaliyetlere ait kontrolün Körfez ülkelerinde olması ihtimali zayıf.

Ancak Doğu Akdeniz’de görünür bir birliktelik içinde olan İsrail ve GKRY’nin; şimdilerdeki ortak paydalarının, Körfez ülkeleri olmaya başlaması da oldukça dikkat çekici bir durum. Bu bir tesadüf mü, yoksa farklı bir projenin bir sacayağı mı?

Diğer yandan, Körfez ülkelerinin Güney Kıbrıs’a olan bu ilgisini; ‘‘jeopolitik tuzak’’ olarak değerlendirilen bir kısım Batılı düşünce kuruluşları da var. Suudi ve Körfez monarşilerinin, Orta Doğu'yu bölen ve çatışan terör unsurlarının ada güneyine ihraç edilmemesi konusunda ne kadar hassas ve ihtiyatlı davranacakları konusunda endişe ediliyor. Bazı çevrelerin bunu endişe konusu yapmaları da oldukça ilginç. Demek ki Körfez ülkelerinin verdiği sözlere fazla itimat edilmiyor. Diğer yandan Güney Kıbrıs’ta, PKK terör örgütünün bazı unsurlarının yuvalanması ise kimseyi endişelendirmiyor.

Ancak Batı’nın endişeleri, Körfez ülkelerinde görülen terör örgütlerinin ve bunların faaliyetlerinin; iş birliği yaptıkları ülkelerdeki yatırımlara da yönelebilme olasılığından kaynaklanıyor. Tabi, İran’ın olası farklı etkileri de kestirilemiyor. Diğer yandan, GKRY’nin kara para aklama merkezi haline gelmesi ve Ruslarla olan ilişkileri de cabası görülüyor. Aslına bakılırsa, bunları düşünenlerin bir kısmının teröre verdikleri destek nedeniyle de Orta Doğu’da öncelikle kendi günahlarıyla yüzleşmeleri gerekiyor.

GKRY ise körfez ülkeleriyle iş birliği içine girip kaynak yaratma çabalarına girmesinin yanı sıra, bunu siyaseten ülkemiz aleyhine kullanmak istiyor. Görünürde AB kendisini destekler gibi gözükse de ucunun Batıya dokunacağı her konu, negatif çarpan etkisi yapabilir. Mesele, sadece GKRY’nin vereceği kararlara bağlı gözükmüyor. Projeler ve hayaller heyecan uyandırabilir. Orta Doğu kaynaklı terörün ve göçün, Güney Kıbrıs üzerinden yeni bir mevki bulması; birçok sıkıntıları da beraberinde getirebilir. Özellikle, deniz ulaştırması açısından… Ancak, farklı bir proje söz konusu ise bunun bir ucu ABD-İsrail, diğer ucu AB olacak şekilde enerji ve ticarete yönelik bir tasarım olabileceği varsayılabilir. Paylaşımın bu uçlar üzerinde görünmesi, kendi aralarında yaşanan kırılmaları önlemeye yardımcı olacak açık/kapalı bir centilmenlik anlaşmasını sağlayabilir. Ortadaki denge noktasının Güney Kıbrıs olabilmesi için zamana ihtiyaç duyuyor olabilirler. Körfez sermayesini; Orta Doğu’da umulmadık siyasi yakınlaşmalarla mevcut nüfusun ateşini düşürmede kullanırlarken, Güney Kıbrıs’ı, kendilerine göre, belirli bir denge ve uyuma getirmek için de kullanmak isteyebilirler. Bu da Kıbrıs konusunda, bizi daha farklı baskı ve senaryolarla muhatap edebilir. Müteakip dönemlerde değişik sorunları önümüze getirebilir. Çok iyi izlemek gerekiyor. Selametle…


Bu yazının uzun versiyonu, 7deniz Dergisinin Eylül-Ekim 2020 sayısında yayımlanmıştır.


 

Kaynaklar:

Dyer, Gwynne, ‘‘Growing Pains: the future of democracy (and work)’’, Scribe Publications, London, UK, 2018.

Dyer, Gwynne, ‘‘The last days of the old Middle East’’, Cyprus Mail, 20 Eylül 2020, https://cyprus-mail.com/2020/09/20/the-last-days-of-the-old-middle-east/ (03 Ekim 2020)

Ardemagni, Eleonora, ‘‘Why the Gulf Monarchies Have Laid Eyes on Cyprus’’, Italian Instıtute For International Political Studies ISPI, 29 Eylül 2019, https://www.ispionline.it/en/pubblicazione/why-gulf-monarchies-have-laid-eyes-cyprus-24045 (03 Ekim 2020)

Boyraz, Hacı Mehmet, ‘‘Avrupa’da PKK Yapılanması’’, SETA, Mart 2019, https://setav.org/assets/uploads/2019/06/kitap-avrupada-pkk-yapilanmasi.pdf (09 Ekim 2010)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.