Ankara , 22 yıl sonra çok önemli bir toplantıya ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor…
Kabul etmek gerekir ki 22 yıllık bu zaman zarfında NATO'yu temelden etkileyen köklü değişimler yaşandı.
Afganistan'daki uzun süreli savaş, Irak Savaşı'nın yarattığı transatlantik bölünme, Rusya'nın Gürcistan'ı işgaliyle birlikte Avrupa'nın Moskova'yla ilişkilerindeki ilk büyük kırılma, Libya'daki gelişmeler, DEAŞ ve küresel terör tehdidinin yükselmesi, Rusya'nın Kırım'ı ilhakı, yükselen Çin, Rusya-Ukrayna Savaşı, Orta Doğu'daki gelişmeler ile hibrit tehditler ittifakı doğrudan etkileyen temel sınamalar.
NATO'nun aradan geçen bu 22 yıl içinde daha da genişleyerek ve yeni iç ve dış sınamalarla mücadele etmek için kendini güncelleyerek ve uyarlayarak Ankara'ya gittiği kesin.
Donald Trump yönetiminin ve Amerika’nın NATO için uzun yıllardır dile getirdiği "külfet paylaşımı" konusunda son zamanda ısrarcı olması ve Amerika’dan Avrupa'ya yaptığı bu salvoların zaman zaman tehditkar hal alması kuşkusuz , transatlantik ilişkilerde gerginliğe yol açtı.
Olaylar bununla da kalmadı:
Yine Trump’ın, NATO üyesi Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland'ı "satın alma" fikrini sıklıkla dile getirmesi,
ABD ve İsrail'in İran'a saldırısı sonrasında Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin aksamasının ardından Washington'un müttefikleri "yeterli destek vermemekle" suçlaması da transatlantik ilişkilerde önemli kırılma noktalarından birini oluşturdu.
Ve her gelişme NATO’nun sorgulanmasını arttırdı.
Ki zaten daha önce de bazı Avrupa ülkeleri’nin başkentleri de zaten NATO’nun beyin ölümünün de gerçekleştiğini çoktan ilan etmişti.
İşte bu nedenlerle Ankara Zirvesi'nden beklenti çok büyük
Bu konjonktürde kuşkusuz Ankara'da gerçekleşecek NATO Zirvesi'nden en büyük beklenti, ittifakın hala birlik içinde ve güçlü bir şekilde hareket edebileceğini göstermesi olacak.
ABD'nin tüm eleştiri ve tehditkar tavrına rağmen NATO'ya bağlılığını göstermesi ve hatta Başkan Trump'ın bizzat zirveye katılmasının beklenmesi, müttefikler arasında güven inşası için kritik öneme sahip.
ABD yönetimi, son dönemde NATO'nun "fabrika ayarlarına" dönmesini isterken, Soğuk Savaş sonrası dönemde ortaklıklar geliştirerek küresel güvenlik aktörüne dönüşen ittifakı "NATO 2.0" olarak tanımlayarak artık "3.0" versiyonuna geçilmesini, bunun da Soğuk Savaş dönemindeki kolektif savunmaya odaklı "NATO 1.0"a benzemesi gerektiğini savunuyor.
Diğer taraftan, aynı ABD, "NATO 3.0"ın öncülüğünü Avrupa'nın yürütmesini istiyor.
ABD, Avrupa'ya sağladığı kuvvet ve yetenekleri azaltmayı öngörüyor ve Avrupalı müttefiklerin "külfet aktarımı" çerçevesinde daha fazla sorumluluk almasını talep ediyor.
Ki müttefikler, Lahey Zirvesi'nde savunma harcamalarını 2035'e kadar Gayri Safi Yurtiçi Hasılaları'nın yüzde 5'ine çıkarmayı kabul etmişti. Üye ülkeler, savunma harcamalarının yüzde 3,5'ini çekirdek savunmaya, yüzde 1,5'ini ise daha geniş güvenlik yatırımlarına ayırmayı taahhüt etmişti.
Ankara Zirvesi'nde, savunma harcamaları bağlamında kaydedilen ilerlemeyle birlikte, bu harcamaların somut askeri yeteneklere dönüştürülmesine odaklanılması, bunun doğal bir uzantısı olarak üye ülkelerin savunma sanayi alanında kapasite, inovasyon ve işbirliğini geliştirme taahhütlerini hayata geçirme çağrısının da yer alması bekleniyor.
Ukrayna'ya desteğin sürmesinin de zirvenin önemli gündem maddeleri arasında olması beklenirken, ABD-İran müzakerelerinin hala sonuçlanmamış olması halinde özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmelerin de ele alınması kaçınılmaz görünüyor.
Zirveye NATO'nun ortaklarından da katılım bekleniyor. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve AB yetkililerinin yanı sıra NATO'nun Asya-Pasifik'teki ortakları olan Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda ile 2004 İstanbul Zirvesi'nde tesis edilen İstanbul İşbirliği Girişim ortaklarından yani Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden de katılımı öngörülüyor.
2004 İstanbul Zirvesi'nin "NATO 1.0"dan "NATO 2.0"a geçişi perçinlediği gibi, 2026 Ankara Zirvesi'nin de "NATO 3.0" versiyonunun şekillenmesine vesile olması bekleniyor.
"Zirvenin Türkiye'de yapılması hem siyasi hem de sembolik anlam taşıyor"
Bu NATO içinde Türkiye'nin öneminin kabul edildiği ve NATO açısından kritik bölgelerde güvenlik riskleriyle karşı karşıya olan bir ülke olduğunu hatta Türkiye'nin birçok bölgede NATO'ya katkı sağlayabildiğini ancak aynı zamanda müttefiklerinden güvenlik taahhütleri ve güvenceler de beklediğini gösteriyor.
22 yıl önceki İstanbul'daki NATO Zirvesi'nin gündem maddesi büyük ölçüde Afganistan’dı. Ve o dönemde ittifakın stratejisi, Avrupa dışındaki bölgelerde yürütülen seferi operasyonlar ve kriz yönetimi faaliyetleri etrafında şekillenmişti. Şimdi ise tamamen farklı bir dünya var. Bir bakıma yeniden başlangıç noktası durumu var. Artık düşünce yapısı daha çok toprak savunması ve büyük rakipleri caydırma üzerine kurulu. Yani NATO, daha geleneksel görevlerine odaklanmaya dönüyor.
Hem siyasi hem de stratejik açıdan bakıldığında, ittifak genelindeki savunma harcamalarının artırılması yönündeki taahhütler son derece önemli .
Rusya'nın oluşturduğu tehditler ve Ukrayna'daki savaş ve aynı zamanda Atlantik'in öte yakasından gelen siyasi baskılar nedeniyle de durum kritik.
Külfet paylaşımı konusundaki eleştirilere yanıt verme gerekliliği artık herkes tarafından kabul edilmiş durumda. Ancak müttefiklerin belirlenen hedefleri ne ölçüde yerine getireceği konusunda hala soru işaretleri bulunuyor. NATO'nun Avrupalı üyeleri daha fazla harcayacak ve daha fazla sorumluluk üstlenecek. Ancak bu kaynaklar tam olarak neye harcanacak sorusunun da henüz cevabı yok.
Öte yandan Zirve uluslararası güvenlik açısından kritik bir dönemde gerçekleşecek
Zirvede Avrupa'nın caydırıcılık ve savunma kapasitesi, Ukrayna'ya destek, Orta Doğu'daki gelişmeler ile hava ve füze savunması konularının da gündemde olacak.
2004 İstanbul Zirvesi büyük ölçüde NATO'nun 'alan dışı' operasyonlarına odaklanmıştı. Bu zirve de anlaşılan bu tür meselelerden tamamen kaçamayacak.